Yeni yıl kapıyı çaldı. Hoş gelsin. “Gökten yeryüzü ne ne yağarsa yer ne kaçabilir, ne de çare bulabilir.” Dünya döner, gelen gider. “Gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde” hikmet vardır.
Yılbaşı yaklaşırken Ankara’da kliniği olan Karamanlı ünlü bir doktor arkadaşımın oğlunun sünnet düğünündeki bir olayı hatırlarım. Hatırladıkça güldüğüm trajikomik bir olay…
Dr. Ali Sezen, Karamanlı ve Türkiye’de akupunkturun öncüsü. Meslekte 40 yılını geride bıraktı. Doktor, 1980’lerin sonundan itibaren Ankara’nın popüler isimlerinden oldu. Özal, Demirel, Çiller hükümetleri döneminde kabinenin doktoru olarak bilinirdi. Şimdi de pek farklı değil.
Doktorun kliniğinin sadece siyasilerle değil, şarkıcılar, tiyatrocular, sinema sanatçıları, televizyonların ekran yüzleri, iş dünyasının tanınmışları, bürokratlar, yabancı misyon temsilcileri hatta mafya babaları ile dolup taştığı günlerdi.
Doktorun işinden başını kaşıyacak vakti yoktu. En erken randevu bir ay sonraya verilebiliyordu. Bir yılbaşı öncesi olmalı, öyle anımsıyorum. Doktor, şimdi genel cerrah olan ve profesörlüğü yaklaşan oğlu için sünnet düğünü yapmak istedi.
Doktorun oğlunun sünneti, törenden birkaç gün önce Numune Hastanesi’nde yapıldı. Dönemin ünlü mafya babalarından biri doktorun hastalarındandı. Doktoru çok severdi. Sünnet hazırlığını duyunca kirvelik yapmak istediğini üstü kapalı ifade etti. Doktor ne evet, ne hayır dedi. Mafya babasının bu beklentisini usturuplu bir manevrayla savuşturdu. Mafya babasının kirveliğini uygun görmedi, bunu açıkça belirtmekten kaçındı. Nezaketli bir dost kirve oldu.
Sünnet düğünü için Ankara’nın beş yıldızlı otellerinden birinin salonu ayarlandı. Cafcaflı davetiyeler dağıtıldı. Doktorun heyecanlı günleriydi. Bu düğünü çok önemsiyordu.
Doktor, neşeli insandı. Neşesi bulaşıcı olan tiplerdendi. Bu durum, doktorun karakterinden olduğu kadar esprili olmasından da kaynaklanıyordu. Espri yapmak zeka işidir, espri zekanın sadakasıdır denir ya, kanaatimce doğrudur. Zekası kıt olandan espri çıkmaz, ahmaklar ise espriyi anlamaz. Doktorun esprileri incelikli olurdu.
Doktor, yıllar önce, 2000’in başlarında anılarından kesitler taşıyan bir kitap yazdı. Kaleminin güçlü olduğunu kanıtladı. Kitabında oğlunun sünnet törenine de yer verdi. Sünnet düğünü yılbaşı öncesi olmalı ki, her yeni yıla girerken hatırlayıp güldüğüm trajikomik olay, o gece yaşandı. Kitaptan tadımlık aktarıyorum:
“Sünnette verilecek yemeklerin seçiminde nostaljik olsun diye sosyete için değişik tat duygusu oluşturan, oysa Anadolu insanının sofrasında hiç eksik olmayan yemek çeşitleri seçtim. Belki de yıllardır yemediğim, beynimin tat merkezinde küllenmiş olan yemekleri… Çocukluğumda yemekten bıktığım, aklıma bile gelmeyen yemekleri… Ekmek olarak çavdar ekmeği. Sosyetede kilo almamak için tercih edilen o siyah ekmek. Anadolu’da fakirin yıllardır kısık fitille yanan gaz lambasının loşluğunda, yer sofrasında sininin etrafına diz çöküp de sessizlik içinde akşam yemeğinde yediği ekmek… Ahırdaki atının yemine katarak onunla paylaştığı çavdar… Yine ikramlar arasında nohutlu bulgur pilavı, mercimek çorba, mercimek köfte, batırık. Mezelerle birlikte masalarda nohut, mısır ve buğday kavurgası…Salon çok şık hazırlanmıştı. Gümüş tabaklar, gümüş çatal, bıçak ve kaşıklar, gümüş şamdanların üzerinde titreyen mumlar. Masanın ortasına itina ile yerleştirilmiş çiçekler, yuvarlak akvaryumların her birinin içerisinde bir tane altın sarısı yavru japon balığı…Protokol masasında eski ve yeni kabinenin pek çok bakanı vardı. Çin, Kore, Hindistan, İsviçre, Hollanda, Fransa, Norveç sefirleri salonda ilk bakışta dikkati çekenlerdi. Hacettepe ve Ankara Tıp’tan öğretim üyeleri… Çoğu Anadolu’nun bir kasabasında görev yapan Ege Tıp Fakültesi’nden devre arkadaşlarım. Her şey harika, dedim.O gece Avrupa ülkelerinden birinin sefiri düğünden sonra rahatsızlanmış. Doktor mide delinmesi teşhisi koymuş. Özel uçakla ülkesine götürülmüş ve acil ameliyata alınmış. Midesinde bulunan gıda maddelerinin laboratuvarda analizi yapılmış. Rapora şu not düşülmüş: Kontrolsüz hayvan yemi yediği tespit edilmiştir.“
Doktorun esprileri çoktur. ABD’de bir kuş yemi satıcısından her gün bir kilo devramber aldığı bir öyküsü var ki, fıkra tadındadır. Ama bugünlük bu kadar. Başka bir güne inşallah.
Çocukluğumun yılbaşıları, ilkokulda düzenlenen yerli malı haftası gibi olurdu. Kavurga, nohut, kestane, portakal. Arabaşı çorbası, kabak tatlısı… Ailemin huzuru ve sıcaklığı yeterdi. Doktorun dediği gibi, beynimizin tat merkezinde küllenmiş olan lezzetleri hep ararız. Bu yılbaşında da buğday kavurgasına kadar her şeyi hazır ettik. Kızımın evinde olacağız. Allah, hiçbir eylemimizi kontrolsüz yaptırmasın. Ağzımızın tadı bozulmasın. Soframızdan helal lokma ve sevdiğimiz yiyecekler eksik olmasın.
Sayılı gün çabuk geçermiş. Ömür de öyle. Bir varmış bir yokmuş misali. Hayırlı, sağlıklı, huzurlu, bereketli nice güzel günlere… Allah yeni yılda hepimize içimizdeki iyilik kadar iyilik, yüreğimizdeki sevgi kadar sevgi versin. Hayrımıza olan her nimeti bine erdirsin. Ölenlere rahmet eylesin…
Not: İlk yeni yıl hediyem İstanbul’dan geldi. Bir kitap; Dr. Kâmil Uğurlu‘dan. Karaman eski Belediye Başkanı Kâmil Uğurlu, “Arif Ağa’nın Tuz Değirmeni” ile edebiyatseverlere 2021’in en güzel eserlerinden birini sunmuştu. Ne ara yazdı bilmiyorum, “ Konya Hâtıratı” isimli kitabı da aynı lezzette… Kitaba kapak olarak “Matrakçı Nasuh’un Konya Minyatürü“nü seçmiş. Yeni yılda tanıtmak istediğim ilk kitap “Konya Hâtıratı” olacak inşallah.