Şairin Ceketi

Orhan Veli şair: Şiirleri hikâye kokulu. Sait Faik hikâyeci: Hikâyeleri şiir kokulu. Onlar, Türk Edebiyatının sözcükleri inci gerdanlığa çeviren iki değerli yazarı. Duygu dünyamızın pastel renkli iki kıymetli ustası.

Orhan Veli ile Sait Faik; iki yakın arkadaş. İstanbul’da uzun yürüyüşler yapan, bir salaş mekânın tahta masasının üzerine hayallerini ve fikirlerini boca eden iki dost.

Sait Faik, Orhan Veli’den sekiz yaş büyük. Atalarımız ne demiş: “Söz büyüğün, su küçüğün.” Sait Faik’le başlayalım.

“Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten… Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir “hişt hişt” sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…
-Hişt hişt!
-Hişt hişt!
-Hişt hişt!”
(Sait Faik ABASIYANIK, Alemdağ’da Var Bir Yılan)

“Yazmasam deli olacaktım” diyen Sait Faik, “Hikâyelerimde şiir kokusu var diyorsunuz. Bir iki tane de şiir yazdım. İçinde hikâye kokuları var dediler. Demek ki ben ne hikâyeciyim ne de bir şair. İkisi ortası acayip bir şey. Ne yapalım?”
diyerek, son sözü okuyucuya bırakmış.

Öykülerinde çoğunlukla şair tabiatlı insanları anlatan Sait Faik “Sizce yaşamak nedir?” sorusuna şu yanıtı vermiş:
“Balık tutmak, kahvede oturmak, yanımda çok sevdiğim köpeğim, insan tanımak…Beyoğlu’nda bir aşağı bir yukarı dolaşmak, arada içmek, hikâye yazmak, velhasıl hiçbir şeye bağlanmadan avare gezmek bütün gün… İşte ben böyle hayattan zevk alırım, buna ‘yaşamak’ derim!” (Gülen Erdal, İzlerimiz-1954)

Orhan Veli, kendisini anlatan adam: Olduğu gibi, yalın, şeffaf, övünmeden, şişinmeden, acındırmadan. Onun “İstanbul Türküsü” ile “Ben Orhan Veli” şiirleri otobiyografisidir.

Bir garip Orhan Veli, “Önce adamım” diyen şair. Ispanağı, bir de puf böreğini çok sevdi. Şiir yazıp eskiler aldı. Eskileri verip musikiler aldı. Kuşçu amcadan yüz paralık bulut istedi.
Malda mülkte gözü yoktu. Zaten malı mülkü de yoktu. Malı mülkü olsa Yaprak’ı bırakır mıydı? Yaprak onun ilk aşkıydı. Yaprak adı gibi; bir ön ve arka yüzden ibaretti. Sait Faik’in hikâyelerinin de çıktığı dergiydi.
(Yaprak, 1 Ocak 1949 – 1 Haziran 1950 arasında, Orhan Veli’nin önderliğinde Ankara’da yayınlanmış Türkçe edebiyat dergisi. On beş günde bir yayınlanan dergi yirmi sekiz sayı devam edebildi.)

Orhan Veli, Yaprak için ceketini ve Abidin Dino’nun hediyesi olan resimleri sattı. Bir vakitler oturup türkü tutturduğu Urumelihisarı yakınlarındaki Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor. Mezarının baş taşının tasarımı, resimlerini satmak zorunda kaldığı “Mutluluğun resmini çizemeden bu dünyadan göçen” Abidin Dino’ya, kitabesi ünlü hattat Emin Barın’a ait.

Bir dönemin kalemşorü, sarkastik köşe yazarı Çetin Altan, Orhan Veli’nin ölümünün ardından “Orhan, başka bir millette doğsaydı milletlerarası bir şöhrete de ulaşırdı. Son zamanlarda işittiğime göre ceketi olmadığı için gömlekle dolaşıyormuş. Onun yüzde biri kadar sanatkar olmayanlar, hatta insan olmayanlar bugün genel müdürlüklerde, sefirliklerde sefa sürüyorlar. Ve Orhan ceketsiz öldü.” diye yazdı.

Geçenlerde Orhan Veli ile Sait Faik muhabbetinin tam ortasına düştüm. Ankara’nın kalbi Kızılay’da, Kumrular Caddesi’ndeki küçük ve şirin kültür mekânı Bambu Sahne’de “Şairin Ceketi” adlı oyunu izledim. Ceketsiz ölen şaire bir gönderme mi, ironi mi, hayatın tezatlığına dikkat çekmek mi istenmiş, karar veremedim.

Bambu Tiyatro ekibinin sergilediği “Şairin Ceketi” oyununun ilk gösterimini izlerken, Orhan Veli’nin şiirlerinin hâlâ kanlı canlı, hayatın nabzını tutan dizelerden oluştuğunu düşündüm. İyi şairler ve iyi sanatçılar niye ölmezmiş, bir kez daha anladım.

Bambu Sahne’nin bir özelliği, seyircilerinin gençlerden oluşması. Pırıl pırıl gençler; yarının ve sanatın emanetçileri…Şiiri kim sever ve şairlere kim güvenir derseniz, tereddüt etmeden gençleri gösteririm.

Şairin Ceketi’nde, Orhan Veli’yi oynayan Celal Can Tanrıveroğlu ile Sait Faik’i canlandıran İbrahim Ünver, Selçuk Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümü öğrencisi. Oyuna bir ay gibi kısa sürede hazırlanmışlar. Sanatçı kumaşı olan iki genç. Gazeteci-yazar rolündeki Özcan Bavlı’yı geçen sezon “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” oyununda izlemiştim. Gençlerde iş var, hem de çok. Ben umutluyum. Tanıklıklarıma dayanarak söylüyorum.

Şairin Ceketi’nde, Orhan Veli ve Sait Faik bir araştırmacı yazar veya gazetecinin gözünden dizelerle izleyici karşısına çıkarılmış. Anılar canlandırılmış. Şairin Ceketi’nde asılı kalan şiirler birkaç dizeden ibaret bir imge değil, birkaç hayatın kesişiminden oluşan bir tablo oluşturuyor.

“Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşi sıra…”
dizeleriyle başlayan oyunda, iki yazarın dostluğuna tanık olurken, kendinizi bir şiir şöleninin davetlileri arasında buluyorsunuz. Fonda Marmara’nın dalgalarının sesi. Belki martı kuşları. Sade dekor, güzel müzik ve harika şiirler. Ozan Demircioğlu öyle güzel seçki oluşturmuş ki, övgüyü hak ettiğini düşünüyorum.

Orhan Veli öldüğünde 36, Sait Faik öldüğünde 46 yaşındaydı. Kısacık ömürlerinde ne çok sözcük biriktirmişler. Kırk dakika süren tek perdelik oyundan çıkıp Ankara’nın ayazıyla karşılaştığımda zihnimden geçenleri şöyle özetledim: Biri şiiriyle, biri öyküsüyle hayatımızı güzelleştiren iki insan: Orhan ile Sait. Allah rahmet eylesin.

Sanat güzel şey. Tiyatro, şiir, öykü dünyanın güzellikleri. Şiir ve öykü tutkunlarının kaçırmaması gereken bir oyun Şairin Ceketi.

Künye
Oyunun Adı: Şairin Ceketi
Yazan: Orhan Veli Kanık-Sait Faik Abasıyanık
Derleyen ve Yöneten: Ozan Demircioğlu
Sahne ve Işık Tasarımı: Bambu Tiyatro
Kostüm Tasarımı: Bambu Tiyatro
Asistan: Hayat Halıcı
Oyuncular:
Celal Can Tanrıveroğlu
İbrahim Ünver
Özcan Bavlı

Günün Sözü: Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor. (Sait Faik)