Sahipsiz Karaman!

Okuyuculardan çok özür dilerim. Duyduğumda tüylerimi diken diken eden bir ifadeyi, yazıma başlık yapacağım hiç aklıma gelmezdi. Bu lafı söyleyenleri hoş görmez, eleştirirdim.

“Kişi, kınadığını yaşamadan ölmez” ilkesini bilenlerdenim. Şimdi kınadığım bir sözü, neden yazı konusu yaptığıma sizler de hak verecekseniz.

Korona günlerinde, “Ah keşke, şehre yakın bir yerde, bahçeli, küçücük bir evimiz olsaydı” diye hayal kurmayan biri var mıdır? Pembe pancurlu ev hayali ve masallarıyla büyüyen bir kuşak, ne yazık ki, apartman dairelerine “tav oldu.” Üstelik kutu gibi dairelerin sahibi olmak için çoluk çocuğunun rızkından kesti, geleceğe borçlandı, sosyal hayatını kısıtladı. Taksit ödemek zorunda kaldığı için eşine, dostuna ikramda bulunamadı. Memur olsun, işçi olsun, “başını sokacağı bir ev”, birçok kişinin hayatının önceliği oldu.

Nasıl olmasın?

“Dünyada mekan, ahirette iman” bu topraklardan yeşermiş bir sözdür. Evlenen bir çiftin ilk hedefi, “başlarını sokacakları” kendilerine ait bir evdir. Genç çiftler için yakınları en çok, “Allah kiradan kurtarsın” diye dua eder. Ana-babalar en çok baş göz ettikleri çocuklarının ev sahibi olmalarıyla övünürler. Bunların hepsinin haklı nedenleri vardır. İnsanın en temel ihtiyaçlarının ilki beslenme, ikincisi barınmadır.

Korona virüs salgını bizi, ister sahibi olalım, ister kiracı, evimize kapattı. “Hayat Eve Sığar” diye, dünyanın benimsediği evrensel bir sloganın şemsiyesi altında toplandık.

Bir de baktık ki, evlerimiz ev değil. Büyükşehirlerin konfor alanları kabul edilen AVM’ler, spor salonları, restoranlar, kafeler, parklar bireye değil, yığınlara ve tüketicilere yönelik yapılmış. Şehirler hiç büyük değilmiş. Sadece kalabalıkmış. Her birimizin özgürlük alanı, evimizin sınırları kadarmış.

Evlerimizde “kapana kısılınca” gördük ki, evlerimiz bize yetmiyor. Dev kibrit kutularında, her an parlayıp alev almayı bekliyoruz.

“İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.”
Amenna. Mutlu ve huzurlu aileler için her yer “yuva”dır. Korona günleri bize gösterdi ki, yuvalarımız bize yetmiyor.

Bir Çin Atasözü der ki;
“Herkesin evi kendine bir oda küçüktür.”
Bizim evlerimiz, bir odadan daha fazlasına ihtiyaç duyuyormuş. Çok daha küçükmüş.

İnsanları üst üste yığarak, her birini bir diğerinin ayağının, duygusunun, baskısının altında ezen, boğan ve soluksuz bırakan kentlerin debdebe ve gösteriş uğruna yapılmış binalarının, sadece doğayı değil, ruhumuzu da örttüğü, kararttığını görüp, yeni arayışlara yöneldiğimizi nasıl inkar edelim.

Bir kedi, günlük 18 kilometre yürümek ve bu alanda hakimiyet kurmak üzere yaratılmış. Doktorlar, bir insan için, günümüz koşullarında asgari 5 kilometre yürümek gerektiğine dikkati çekiyor. İki ayağı üzerinde duran, dünyanın en akıllı varlığı, eşrefi mahlukat olarak yüceltilen insanın özgürlük alanı birkaç metrekareye indirgenmiş. Böyle olunca hayatı eve sığdırmak mümkün değil. “Kendimizi zor sığdırdığımız apartman dairelerine hayat sığmıyormuş.” Bu gerçekle yüz yüze geldik.

Köylerimizin “defterini dürdük.”

Kim mi dürdü? Bu konuda bilim adamlarının ve sosyal bilimcilerin çok sayıda çalışması var. Merak eden araştırır, bulur. Terör gerekçesiyle köylerimizi boşalttık. Tarım politikalarındaki hatalı veya bilinçli uygulama sonucu köyden kente göçü özendirdik. En son Büyükşehir Yasası adı altında kalan köyleri de mahalle yaparak, “köyün defterini dürdük.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kim aklına düşürmüşse, son yıllarda “Dikey büyüme değil, yatay büyüme” cümlesini sık sık kullandı. Sayın Erdoğan’ın yatay büyüme önerdiği yer öncelikle İstanbul. Bu isteği gerçekleşse, İstanbul nüfusunun konut ihtiyacı için Trakya bile yetersiz kalır. 20 milyon nüfusun ihtiyacı kadar yatay ev yapılsa, bir aile dört kişi olsa, 5 milyon konut gerekir. Bu hesabın içinden çıkacak babayiğidi nerden bulacağız. Sözle gerçekliği bir türlü baş göz edemiyoruz.

TOKİ, bu ülkeye rahmetli Turgut Özal’ın mirasıdır. Konut ihtiyacını gidermekte katkıda bulunan TOKi, ne yazık ki, dikey büyümenin de, çirkin kentleşmenin de müsebbiplerinden oldu.

Ak Parti’nin ilk yıllarındaki altın adamların projelerinden biri, “Tarımköy” adıyla hayat buldu. Aslında bu proje, Rahmetli Bülent Ecevit’indi. CHP’nin 1970’li yıllara damgasını vuran en güzel vaatlerinden biri Köykent Projesi idi. O dönemin MHP’sinin de benzer projesi olduğunu hatırlıyorum. İlk “Köy Kent, Bolu’nun Mudurnu İlçesi’ne bağlı Taşkesti beldesinde uygulandı. Taşkesti’ye çok gittim, gezdim, gördüm, hayran oldum. Şimdilerde lüks villaların ve kaplıca konutlarının mantar gibi çoğaldığı Taşkesti, Türkiye’nin en güzel yerleşimlerinden biridir. Tarımköy ile uzaktan yakından alakası kalmamıştır.

Ak Parti, bu projeyi “Tarımköy” olarak yaygınlaştırmak istedi. En isabetli uygulamalardan biri olacaktı. Karaman’da Yeşildere, Tarımköy’le ilk tanışan yerleşim oldu. O günlerde TOKİ’nin istediği sayıyı oluşturmak için talep oluşturmakta sorun yaşandığını unutmadım. Dönemin Ak Parti’den seçilen Belediye Başkanı İbrahim Koçak, (okul arkadaşım ve dostumdur) atak davranarak, Yeşildere’ye Tarımköy projesini kazandırdı. Sayın Koçak, yakın zamanda bir telefon sohbetimizde, korona günlerinde, kendi eseri olan Tarımköy’de sıkılmadan vakit geçirdiğini söyledi.

Türkiye’nin ilk uygulama alanı olan Yeşildere için, yine o günlerde, ulusal medyada “Ecevit’in hayali Yeşildere’de gerçek oldu” başlıklı haberler çıktı.

Şimdi Yeşildere TOKİ Tarımköy’de Karaman’ın şanslı ve ileriyi önceden gören 205 ailesi oturuyor. Sosyal altyapı, okul, cami, içme ve sulama suyu, elektriği olan Tarım Köy, çöl ortasındaki vaha gibidir. Yeşillikler içinde, bir cennet köşe olmuştur. Sayın Koçak, o günlerdeki emeğinin bugün verdiği meyvelerini görünce, huzur duyuyordur.

Şimdi bu yazıya “Sahipsiz Karaman” başlığını koyma nedenimi anlatmaya sıra geldi.

Konya Yolu üzerinde “Masaralı” adlı bir iş yeri vardır. Burada Karaman’a özgü temiz ve kaliteli ürünler satılır. İş yerinin önünde özel araç eksik olmaz. Mersin güzergahına gidenlerle, Konya yönüne gidenlerin uğrak ve alışveriş yeridir. Sahibi Hacı Mahmut Şişman, her müşterisine ikramda bulunan cömert biridir. Karaman’ın tanıtım yüzüdür. Sevimli ve güleryüzlü, Karaman tutkunu, iyi bir esnaftır.

Sayın Şişman, aynı zamanda eski adı Masara olan Bölükyazı Köyü’nün muhtarıdır. Boş durmayan, üreten, çalışan ve Karaman’a katkı sağlamak isteyen bir güzel insandır. Sayın Şişman’ın önderlik ettiği bir Tarımköy Projesi girişimi olmuştur. 2011’de başlayan proje için her prosedür tamamlanmıştır. Şişman’ın ifadesine göre, toplulaştırma yaptırılmış, Hazine yerleri bir araya getirilmiş, mevcut alan TOKİ’ye devredilmiştir.

Yine Şişman’ın ifadesine göre, 2014’te vatandaşlardan talep toplanmış ve TOKİ’ye iletilmiş. TOKİ, projenin ihale sürecini 2017’de başlatmış. Aradan geçmiş üç koca yıl. TOKİ’den ses çıkmamış. Bölükyazı Muhtarı Şişman’ın çalmadığı kapı kalmamış. Kapının ardındakilerin bazısı duymamış, bazısı kulak tıkamış.

Güya, köye dönüş özendiriliyor. Köye dönsek, nerede yatıp kalkacağız? Mağara mı bulalım, köstebek gibi toprağa mı girelim? “Hadi köyümüze dönelim” diyen ve köye davet çağrısı yapanlara hatırlatmak isterim: Misafire ikramın yoksa bu davet niye?

Karaman halen bir tarım kentidir. Karaman’da doğup büyüyen herkesin gönlünde bir avuç toprak içinde bir küçük ev hayali yatar. Demem o ki, Karaman Tarımköy projeleri için en uygun yerleşim alanıdır.

Bölükyazı’nın Tarımköy girişimi destek bekliyor. Devletin birçok birimi, iteklenince çalışan eski dönemin motorlu araçları gibidir. Ey iktidar milletvekilleri! TOKİ’ye ulaşmanız çok mu zor? Bölükyazı Tarımköy Projesinin ihalesini yaptırmaya gücünüz yetmiyor mu?

Bilmediğim başka şeyler mi var?

Korona günlerinde yapacağınız en hayırlı iş olmaz mı? Herkesin köy özlemi çektiği bu günlerde Tarımköy projelerinden aslan payını Karaman alsa gurur duymaz mısınız? Bu projeden haberiniz var mı? Varsa, neden destek olmuyorsunuz?

Dünyayı “Global Köy” görünce, kendi köylerimizin kepenklerini erkenden kapayan ülke olduk. Balkonların bile kıymete bindiği bu günlerde, Karaman Tarımköy’e layık değilse, hangi ili önerirsiniz? Kılbasan’da, Bucakkışla’da, Pınarbaşı’da Karadağ, Hacıbaba ve Toroslar’ın eteklerinde, Göksu’nun aktığı topraklarda Tarımköyler yapılsa fena mı olur?

Sayın milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri! Bu işlerde ön ayak olmayı beceremiyor olabilirsiniz. En azından bu işin öncülerine destek vermek aklınıza neden gelmez?

Bozkırın, doğanın, Karadağ’ın dekoruyla uyumlu, esinini bölgenin kültüründen, inancından ve estetiğinden alan Tarımköyler imrenerek bakacağımız evlere imkan verse.

Yolumuz düşerse, bir tanıdık çıkarsa, belki biraz soluklanır, ikram edecekleri çay, kahve veya ayrandan içeriz. Emeği geçenleri hayırla ve minnetle anarız. İyilik de sahipsiz kalmaz, güzellik de…

“Mimari, benim anladığım tarz da dahil, her zaman doğaya bir ektir, manzarayı bozan bir parazit, küstah bir müdahaledir. İnsanlar taş, demir ve çimento binalarla sade ve hür kırlara yığılarak onları çirkinleştirmekten vazgeçmelidir.”
(Giovanni Papini- Kara Kitap)

Haydi, sıvayın kolları. “Sahipsiz Karaman” diyenlere, bu sözü birlikte yutturalım. Söylem, eyleme giden yolun işaret fişeğidir.

Ayrıca unutmayınız ki, her yatırım, her yenilik ve her hizmet onu yapanlarla hatırlanır. Bazılarının istediği gibi “her gün alkışlayın, her gün takdir edin bizi” beklentisi hatalıdır.

Ahmet Tek