Turgut Özal, Türkiye‘nin en renkli ve karizmatik siyasetçisiydi. Türkiye birçok ilki Özal‘la gördü, birçok ilki Özal‘la tanıdı. Özal, Türkiye‘nin kapılarını dış dünyaya açan liderdi. Türkiye‘de her şey gibi Özal da bir kesime göre süper, diğer kesime göre berbattı. Özal, hangi konuma yerleştirilirse yerleştirilsin, değişmeyen gerçek, Türkiye‘nin ANAP döneminde hayal edilemeyecek kadar değişime uğramasıdır. Değişim, insanlığın gelişiminin altın anahtarı, dünyanın tek gerçeğidir.
Rahmetli Turgut Özal özgüveni yüksek bir insandı. “Red Kit’i severek okuyorum” diyen, kendini kasmayan, açık sözlü bir siyasetçiydi. Herkesin kendi içine saklandığı yıllarda şeffaflık kelimesini ülke gündemine sokan şahsiyetti. Liderleri ve siyasetin aktörlerini bilimsel kitap okuyor zanneden ve bugün de aynı yaklaşamını sürdüren bir gazetenin 40 yıl önce attığı ve küçümseyerek sunduğu “Turgut Özal, ‘Red Kit’i severek okuyorum dedi” manşetini unutamıyorum.
Red Kit ve Tenten hayranı olduğum için gazetenin bu küçümseyici başlığı aklımdan hiç çıkmadı. Onlar hâlâ 19. yüzyıla ait bazı düşüncelerin yer aldığı kitapları bugünün de yol gösteren kılavuzları olarak görüyorlar. Kısır ve karanlık dünyaları maalesef yeniliğe ve ışığa kapalı. Ta 1981’lerde, Başbakan Yardımcısı olan Özal, katıldığı Dünya Bankası-IMF toplantısında ünlü Euromoney dergisinin, “Okumaya zaman buluyor musunuz” sorusuna şöyle yanıt vermiş: “Eskiden zaman bulurdum, şimdi severek tek okuduğum Red Kit’tir.”
Türkiye, Özal‘dan sonra bir daha Red Kit okuyan lider görmedi. Red Kit’i bir sembol olarak ifade ediyorum. Turgut Özal‘ın yenilik adına attığı her adım dönemin muhalefeti tarafından reddedildi. Bu reddediş kimi kez ülkenin satılacağı, kimi kez ülkenin bölüneceği, kimi kez vatan hainliği suçlamasına kadar sündürüldü. Türkiye‘de iktidarla muhalefet arasındaki lastiğin esnekliğini biliyoruz. Ne kadar sünerse sünsün, iktidarla muhalefet arasındaki bağ, kopmayacak kadar uzayan bir esneklik kazanmıştır. Bir araya gelmesi de, kopması da mümkün olmayan sihirli bir bağdır bu ve 150 yıldır hayatiyetini sürdürmektedir. Örnek mi istersiniz: Geçmişe gitmenin gereği yok, AK Parti ve MHP birlikteliği…
Özal‘ın liderliğini yaptığı ANAP döneminde Türkiye‘de 67 vilayet vardı. Özal, 1987 yılında il sayısını 100 çıkaracağını açıkladı. Bu açıklama, basının gürültücü tavukları tarafından Türkiye‘nin eyalet sistemine geçeceği ve vatanın bölünmesi için atılan sinsi adım olarak yorumlandı. Gürültücü tavukların yumurtalarının içinin boş olduğunu kısa sürede öğreniyorduk ama muhalefet adlı kümelenme için sorgulama veya öz eleştiri söz konusu olamazdı. Bu gerçek, dün öyleydi, bugün de öyle.
İl sayısının 100’e çıkartılacağı söylemi, Türkiye‘de 250’ye yakın ilçeyi hareketlendirdi. Riskli bir söylemdi. ANAP’a oy getirisinden çok oy kaybına sebep olacağını öngören siyasetçiler vardı. Özal, riskleri göğüsleye göğüsleye mesafe alan politikacılardandı. Özal‘ın bir vasfı da “vaadini yerine getiren haysiyetli lider” olmasıydı. İşte bu vasfı, Karaman’ın il olmasını sağladı. Üstelik, o dönem belediye başkanı ANAP‘tan değildi. Başkanlık koltuğunda SHP’den Yaşar Evcen oturuyordu. Bu durum bir handikap olarak görülmedi. Üstelik, dönemin Ekonomiden Sorumlu Bakanı Işın Çelebi, “Yaşar Evcen’le çok iyi ilişkiler kurduk” diyecek, Yaşar Evcen de 30 yıl sonra bile, aynı nezaketle, Işın Çelebi’yi hayırla yad edecektir.
Karaman‘ın il olarak kabul edilmesi, şehrin ve şehirde yaşayan vatandaşların kaderini büyük ölçüde değiştirecek bir hamle olsa da maalesef arzu edilen gelişim sağlanamadı. O günlere hızlıca bir göz atıp günümüze gelmek istiyorum.
Başbakan Turgut Özal, bir televizyon konuşmasında illerin sayısının 100 dolaylarına çıkarılacağını ve lüzumu kadar yeni ilçe kurulacağını ifade eder. Bu açıklama her ilçe gibi Karaman’ı da umutlandırır. Çok geçmeden aralarında Karaman’ında yer aldığı “261 sıra sayılı, 4 İl ve 4 İlçe Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı“, Türkiye gündemine, 13 Mart 1989 tarihinde Başbakan Özal’ın imzası ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına gönderilen bir kanun tasarısı ile gelir. Şöyle yazılıdır:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
İçişleri Bakanlığınca hazırlanan ve Başkanlığınıza arzı Bakanlar Kurulunca 8 Mart 1989 tarihinde kararlaştırılan “4 İl, 4 İlçe Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı” ile gerekçesi ekte gönderilmiştir. Komisyonlarda ve Genel Kurulda öncelikle ve ivedilikle görüşülmesi için gereğini arz ederim.
Turgut Özal
Başbakan
Karaman‘ın yanında listede Aksaray, Kırıkkale ve Bayburt vardır. Konya milletvekilleri Karaman‘ın Konya‘dan ayrılacak olmasına şiddetle karşı çıkarlar. Ereğli ve Akşehir‘in tepkisini de unutmamak gerekir. TBMM Genel Kurulunda, 15 Haziran 1989 Perşembe günü başlayan Karaman‘ın il olma yolculuğu, planlı bir taktik sonucu ancak akşam saatlerinde, alkışlar arasında kabul edilir. O gün Karaman‘ın il olması için konuşan kişi ANAP Konya Milletvekili Ali Pınarbaşı’dır. Ali Pınarbaşı hayattadır, Karaman‘ın il oluşunun öyküsünü en iyi bilen üç beş kişiden biridir. Pınarbaşı, öyle mütevazı bir kişidir ki, “Karaman’ın il olmasına vesile olanlardan biriyim” sözünü kullandığını duyan olmamıştır. ANAP‘ın en güçlü döneminin milletvekilidir. Karaman’ın il olmasındaki hakkını teslim etmemek vefasızlıktır.
15 Haziran’da Konya İline bağlı Karaman İlçe Merkezi merkez olmak ve ekli (9) sayılı listede adları yazılı ilçe, bucak, kasaba ve köyler aynen bağlanmak suretiyle Karaman adıyla, yeni bir il ihdas edilir. Cumhurbaşkanının onayından sonra da 21 Haziran 1989 Çarşamba günlü ve 20202 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 3578 sayılı 4 İl ve 5 İlçe Kurulması Hakkında Kanun’un 2‘ nci maddesi ile Karaman, Türkiye’nin 70. ili olma hüviyeti kazanır.
Karaman artık il olmuştur. İl olmuştur ama il olması “Konya Karaman mı” sözünü tedavülden kaldırmaya yetmemiştir. Bu söz, sadece soru cümlesi değildir, hafife alma, küçümseme, tanımama vb olumsuzlukları da içeren bir kalıptır. “Konya Karaman mı?” sorusu, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin aldığı kararla değil, Karaman‘ın kendi gücüyle, emek vererek, alın teri dökerek, kent olduğunun bilincine vararak yürürlükten kaldırılacağı bir sözdür. Türkiye’nin doğusundaki her il kendisini “Doğu’nun Paris’i” olarak öne çıkarır. Yürüyecek caddesi, çay, kahve içilecek nezih bir mekânı olmayan iller kendisini Paris zanneder.
Karaman‘ın il olma sürecinin mimarı dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Işın Çelebi’dir. Karaman’a kazandırılan devlet yatırımlarının büyük bölümünün gerçekleştirilmesi de yine Işın Çelebi sayesindedir. Başbakan Turgut Özal, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Işın Çelebi, İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu, Milletvekili Ali Pınarbaşı ve isimlerini kayıt altına alamadığımız daha niceleri, Karaman’ı “Konya adlı büyük şemsiye“nin altından çıkardı. Karaman’ı, pırıl pırıl “vilayet-il” yazılı bir tabela ile onurlandırdı. Türkiye‘de herkesin yarıştığı bir alanda Karaman‘a iltimas geçilerek il kimliği kazandırıldı. O tabelanın hakkını verecek, “Konya Karaman mı?” sorusuna muhatap olmamanın gereklerini yerine getirecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi değildir. O görevini 32 yıl önce yaptı. Karaman’ın idari ve yerel idarecileri, STK’ları, Karaman’ın ekmeğini yiyip suyunu içen herkes sorumluluğunun farkına varmalıdır. Dedem Korkut‘ta anlatılan Dirse Han oğlu Boğaç Han‘ın ismini nasıl aldığını bilmeyen yoktur.
“Ben Karaman’ı, Karamanlıları çok seviyorum ve saygı duyuyorum. Aynı karşılığı görüyor muyum? Bilmiyorum” diyen Işın Çelebi‘yi bir sonraki yazıda anlatacağım.
NOT: Karaman‘ın ilçe olduğu dönemde ve il olduktan sonra Karaman‘a gelen Turgut Özal’ı, ve o dönemin fotoğraflarını çeken “Foto Renk” Mustafa Koçak‘a Karaman vefa borçludur. Düne ait ne kadar fotoğraf varsa, bilinmeli ki yüzde 95’i Mustafa Koçak‘a aittir. Karaman‘ın il oluşunun fotoğraflarla öyküsünü yazan kişidir Mustafa Koçak. Karamandan.com’un yayınladığı galerideki fotoğraflara bakar mısınız? Mustafa Koçak‘ın çekmediği kişi ve yer yok. Nerede o dönemin “gazeteciyim” havalarında gezenleri? Arşivlerinden iki kare fotoğraf çıkar mı dersiniz? Tarihe not düştükleri bir gözlem yazıları var mıdır? Fotoğraf çekmesini bilmeyenden gazeteci mi olur? Bununla beraber Karaman‘ın Mustafa Koçak‘a vefa albümü de yok, Karaman‘ın il oluşunun fotoğraflarla gelişimi de…
ZORUNLU AÇIKLAMA: Konya-Karaman Yüksek Hızlı Treni’ne ilişkin tek cümlelik yazım sadece bir durum tespitiydi. Trenin, Karaman’ın il oluşunun 32. yıldönümünün kutlanacağı 21 Haziran‘da hizmete gireceği umudunu taşıyordum. Kutlamalar arasında “Konya-Karaman Yüksek Hızlı Treni’nin hizmete alınması olacak mı?” sorusunun cevabını aradım. İlk cevap geçen hafta geldi. Haziran mümkün gözükmüyordu. Bekledim, yeniden bir gelişme olabilir umuduyla yazıyı yayına vermedim. Son aldığım bilgiye göre, Temmuz ayından önce trenin hizmete girmesi beklenmiyordu. Tek cümleyle bunu duyurdum. Yalan yazmam. Ama keşke ben yanılmış olsam. Hızlı trenin hizmete girecek olmasından onur duyarım. İnşallah bu ay, olmadı Temmuz’da hizmete girer.
–Beni tanıyanlar, politik bir amaç taşımadığı bilir. Hiçbir yazım, birilerini kötülemek, siyasi yandaşlık veya karşıtlık içermez.
–Birilerini hak etmediği biçimde övmek de benim kitabımda yazmaz. Göreve yeni başlayanları, aşkla hizmet edenleri, işini sevenleri, dosdoğru çizgi üzerinde olanları yazılarımla desteklemeye çalışırım.
-Kendi adıma, yakınlarıma bir menfaat veya çıkar için kimseden talepte bulunmadım. Dostum olmayan, samimiyetine inanmadığım kişilerin çayını bile içmedim.
-Gazeteci olarak, yazmak istediğim bir konu için aradığım kişiden cevap gelmezse, o kişiyi bir daha rahatsız etmedim. O kişiyle bir daha görüşmedim.
-Kişisel ikbal peşinde olanlara, kaypak ve iki yüzlü davrananlara, yalancılara, arkadan kuyu kazanlara, menfaati için inanmadığını söyleyip yazanlara, tek adamı oynayanlara, saygısızlara asla yakın durmadım.
-Liyakatsiz, dirayetsiz, basiretsiz, haysiyetsiz, nezaketsiz, görgüsüz, edepsiz insanlarla aram hep açık olmuştur. Bu benim duamdır. Ne mutlu, duam kabul görmüş. Allah beni onlardan hep uzak tuttu. Şükürler olsun.
-Yanlış yazmamaya, hata yapmamaya özen gösteriyorum. Yazılarımı okuduğunu anlayan kişiler okusun istiyorum. Ahmaklar ve fanatikler lütfen başka kapıya gitsin. İnsanlar için idrak seviyesi vardır. Kimse kendini zorlasın istemiyorum.
Ahmet Tek