KMÜ MÜDÜRÜ NE YAPMIŞ, DUYDUNUZ MU?

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nden Ankara’ya yanık kokuları geliyor. Karaman’da olsam, kokunun kaynağını da ateşin çıktığı yeri de hemen bulurdum. Uzaktayım. Yazılarımı mesnetsiz yazmam, sorup soruştururum. Belge isterim, iyice emin olduktan sonra okurlara aktarırım.

Bir önceki yazımda, “KMÜ müdürü” ifadesini kullandım. Öyle çok arayan oldu ki, “Ahmet Bey, KMÜ‘ nün müdürü değil rektörü var. Bir yanlışlık mı yaptınız?” diyenleri mi, “Ahmet Bey, müdür demekle bir imada mı bulundunuz?” diyenleri mi sorarsınız. Önce “KMÜ MÜDÜRÜ” ifadesine açıklık getirmek isterim.

  • “Ben bir kelime ustasıyım. Mesleğimin geçer akçesi kelimeler. Kelime alır, kelime satarım. Her satış parayla olmaz. Kelime satışından para almam. Kelimelerin ustası, kelimelerin efendisi olmadan yazı yazmak, mermisiz silahla ateş etmek gibidir, yanmayan sobanın kenarında ısınmaya çalışmak gibidir, kavanozundan yalayıp bal yedim demek gibidir.”

Siz kurusıkı sallayanları, yanmayan sobanın etrafında titreyenleri, bal yaladığını sananları tanıyorsunuz. Hem onların silahlarından ses, sobalarından ısı, kavanozlarından bal kokusu çıkmıyor. Kelimelere işkence çektiren, kelimelerin ırzına geçen, kelimeleri bilmeyen kişi, kelimelerle dost olabilir mi, kelimelerden ordu kurabilir mi? İşaret diliyle anlaşanlar bile kelime özürlülerden daha şanslı. Kelimelerle arası açık olanlar, bunun farkına bile varamayanlar hem kekeme hem geveze denilen tiplerden daha arsızlar…

Rektör, Mehmet Bahaeddin’in “Yeni Türkçe Lügatı”nda “Bir darülfünun (üniversite) veya dini bir müessesenin müdürü“ olarak tanımlanmış. Fransızca kökenli bir kelimedir. “Üniversite yöneticisi, rehber, kılavuz” anlamındadır. Rektör kelimesi, bir makam ve unvan olarak Türkçeye 1933’te Alman akademik sisteminden aktarılmış. Yabancı kelimelere hayranlığımızdan olsa gerek, müdürü basit görüp, Fransızca kökenli rektörü benimsemişiz.

Yakınlarda kaybettiğimiz Şaban Teoman Duralı hocama Allah rahmet eylesin. Ülkenin, üçü beşi geçmeyen kıymetli entelektüellerindendi. TV 2’den dinlerdim. Benim gözümde “Kelimelerin Efendisi” idi. Profesördü, akademisyendi. Bilge insandı, edep timsaliydi. Tanıdığınız profesör, akademisyen ve bilge insan varsa, bir onlara bakın bir Duralı Hocama…

Duralı Hocam, bir programında “hela” kelimesini kullandı. “Özbeöz Türkçedir” dedi. Sonra bu kelimenin ayıplı bir kelime olarak algılandığını, bunun yerine tuvalet ve WC gibi yabancı kelimelerin kullanıldığını anlattı. “Biz öz Türkçe kelimelerimizin yerine yabancı kelimeleri kullanmakla iyi bir iş yapmıyoruz. Türkçe kelimeler daha derinlikli” dedi. “Türkiye demek baştan aşağı Türkçe demektir. Herhalde yeryüzünde bizim kadar dilini hor gören, diline sırt çevirmiş bir millet daha yoktur. Dil, öz demektir.” diyen kişi de Şaban Teoman Duralı’ydı.

Türkçeye vakıf olmadan, dili bilmeden, kelimelerin ve kavramların anlamından habersiz, dilin kurallarını öğrenmeden konuşmanız eksik, yazınız anlamsız ve çirkin olur. Karaman’da en çok rahatsızlık duyduğum insanlar, “Karaman Türkçenin başkentidir” diyerek, söze başlayan ve Türkçenin canına okuyanlardır. Bunların kimi hoca, kimi yazar, kimi şairdir (!) Kendi kendilerine yakıştırdıkları sıfatları böyledir. Günümüzde herkes kendi rütbesini kendisi takıyor. Bir liralık sahte parayı kabul etmeyenler, bunlardan ya habersiz ya bilinçli olarak ses çıkarmıyor.

Tam burada eski bir yazımı hatırlatayım: “Götçekli Yazı” Bu ülkenin en güzel küfür eden adamı (!) olarak nitelendirilen Şair Can Yücel’in bir yargılama sırasında söylediği öne sürülen sözüyle veda edelim. İsteyen internetten bulup, olayı ayrıntılı okuyabilir.“Bu memlekette “….” “…” denir.“

KMÜ müdüründen yola çıktık, nerelere geldik. Oysa ben size KMÜ müdürünün bir olayını anlatacaktım. Savcılığa intikal etmiş bir olay… Duyduğunuzda “olamaz, hadi canım!” diyeceğiniz bir olay… Bir genç kadının Cumhuriyet Savcılığına şikayeti var ve henüz sonuçlanmış değil. Artık bir sonraki yazıya. Daha bunlar başlangıç. Yanık, tek yerden değil ki…

KMÜ Müdürü, Şubat’ın ilk haftasında Karaman’a atandı. Galiba Boğaziçi’ne atanan Melih Bulu ile aynı dönemde… Melih Bulu’yu unuttunuz mu? Hani Resmi Gazete’de adı yayınlanınca, müdürlükten postalandığını öğrenen kişi…

KMÜ Müdürü henüz bir yılını doldurmadı. Ama hakkında anlatılanları duyunca, sanki yıllardır Karaman’daymış gibi bir algıya kapıldım. Karaman halkı sessiz, sakin ve uysaldır. Ama sakin ve uysallık nereye kadar? Şimdilik herkes homurdanıyor veya birbirine dert yanıyormuş. Yunus Emre Kültür Evi, makam aracı, Konya havaalanından alınanlar, yemek ikramları, çikolatalar, kahveler, ayak kaydırmaca girişimleri, daha neler neler var duyduğum… Hele bir “iğneli” öykü ile bir ulu kişinin abdest suyuyla yıkanıp şifa bulma olayı var ki, Aziz Nesin’lik. AK Parti’nin seçim sandığına saplanan oklar o kadar çoğalıyor ki… İl örgütünden ses yok. Belediye Meclis üyelerinin bir anlık öfkeyle sergiledikleri gürültü de unutuldu. Sineye mi çekildi, onca laf, onca söz… Nasıl yazacağıma henüz karar veremedim.

KMÜ akademisyenleri sessiz, suskun, her şeyi sineye çeken tipler mi? Olup bitenlere kulak tıkamak neyin nesi? Bir haksızlık veya olumsuzluk karşısında tepki veremeyen, sesini yükseltemeyen entelektüel olabilir mi? Rahatsızlığını dile getiremeyenler, “benden uzak olsun” diyenler, “bana neci“ler, sessizliği marifet sananlar, gerçekten bir yangın varsa sizi yakmasa da isinin, dumanının bulaşmayacağından nasıl emin olabilirsiniz? Ankara’ya, benim kulağıma ulaşan iddiaları duymamış olmak mümkün mü? Bunlar aslı astarı olmayan dedikodular mı? CİMER’e, YÖK’e başvurmak kimsenin aklına gelmez mi?

KMÜ müdürü ile ilgili ilk yazılarımı burnuma dayayıp, “bunlar neydi?” diye sormayın. Siz hiç, dereyi görmeden paçayı sıvamadınız mı? Umut bağlayıp, hayal kırıklığı yaşamadınız mı? Şimdilerde sesi soluğu çıkmayan Tokat AK Parti Milletvekili Özlem Zengin’in bir twiti vardı, hatırlamanın vaktidir: “Eğer sen bizdensen ben sizden değilim.”

Bu söz, barış eylemcisi Rachel Aliene Corrier’e aittir ve aslı şöyledir: “Zulüm bizdense ben bizden değilim” Rachel, Filistinlilerin haklarını savunurken İsrailli askerler tarafından henüz 23 yaşında iken buldozer ile ezilerek katledilen Uluslararası Dayanışma Örgütü gönüllüsü ABD vatandaşıdır. Adından seceresini çıkarmış olmalısınız. Rachel’in adı Filistin’de okullara, hastanelere ve birçok çocuğa verilmiştir. Rachel, seni ve onurlu duruşunu unutmayanlardanım. Yüreğimiz senin kadar büyük değil. Sözünün gölgesinde soluklanıyoruz. Senin bu lafını can simidi gibi kullanıyoruz. Hakkını helal et.

Sözün özü: “KMÜ kaynayan kazan” diyorlar, ben “KMÜ müdürü” demişim. Çok mu? Ayıp mı? Hakaret mi? Asla hakaret etmem, aşağılamam, küçüksemem. Gerçekleri yazmaktan, gerçeği aramaktan başka amacım yoktur.

Son söz: Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

NOT: Yeşildere Muhtarlığı’nın, Karaman protokolü için düzenlediği, İsmail Hacı Tekkesi’ndeki arabaşı çorbası ikramını yazacaktım, bu yazı dirsek atıp öne geçti. İtiraz etmedim, kenara çekilip bu yazıya yol verdim.

AHMET TEK

Yazarın isteği üzerine, “Türkçe yazım kurallarına uygun olmayan, makalenin içeriğinden bağımsız ifadeler taşıyan okuyucu yorumlarına yer verilmeyecektir.”