Yargıtay, “yalaka” sözünü hakaret kabul etmedi. Yargıtay, “sizler yalakasınız” sözünü, “muhatapların onur, şeref ve saygınlığını rencide edici bulmadı.” Yargıtay, yalaka sözcüğünü, “rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde” değerlendirdi.
Yukarıdaki cümleler, geçtiğimiz hafta medyada en çok kullanılan haberlerden alındı. Yalaka, günlük dilde en çok kullanılan sözcüklerden biri oldu. Ateistlerin, deistlerin sayısı artıyor diyenlerin açıklamalarını ve iddialarını duymadığımız gün yok. Oysa etraf yalaka kaynıyor. Bu duruma dikkati çeken olmuyor. Alıştığımız için mi, gururumuzu okşadıklarından mı, önemsemediğimizden mi? Toplumun bozulmasının, çürümesinin bir göstergesi değil midir, yalakaların ve yalakalığın artışı?
Yalaka, yal’dan yalak’tan veya yalamak’tan evrilmiş bir sözcük olmalı. TDK Türkçe Sözlük yalakanın karşılığını arsız, sırnaşık ve dalkavuk olarak vermiş. Kubbealtı Lügat’te ise halk ağzı olduğu belirtilerek, TDK’ya ek olarak boşboğaz kimse ve geveze sözcükleri yer almış.
Yalaka sözcüğü yaygın kullanımıyla birlikte çok daha geniş anlamlara bürünmüş ve kişinin karakterine basılmış güvenilmez, çıkarcı, menfaatçi damgasına dönüşmüştür. Öyle bir damga ki, kapanmaz, büyük, kirli ve iğrenç…
Yalaka, bir beklentisi olan ve o beklentisini gerçekleştireceğini umduğu kişi veya kişilere içtenlikli davranmayan, taklalar atan ve yılışan karaktersiz insanlar için kullanılan sıfattır.
Yalaka, yalakalığının sonucunda ne alacağını hesap ederek yalayıcı ve yalama olmayı göze almış kişidir. Bir başka ifadeyle, yalaka başkasının gururunu okşamak için eğer varsa kendi haysiyetini, şahsiyetini ve gururunu ayaklar altına almaktan utanmayan ikiyüzlü insan müsveddesidir.
Yalaka, toplumsal statü basamaklarının en alt kesiminden olabileceği gibi kariyerinin zirvesine ulaşmış konumda, iyi bir pozisyona sahip kişiler arasından da çıkabilir. O, her ortamda yaşayan, her türlü mücadeleye karşı bağışıklık sistemini güçlendirmiş haşeredir. O, her iklimde yeşeren asalak türdür.
Yalaka, münafığın modern dönemde kendine bulduğu yeni maskedir. Kapitalist sistemin as oyuncularındandır. Orta Çağ’ın saray soytarılarından farklıdır. Soytarılar, bir meslek icra eden kişilerdir ve soytarılık yapacağı kişi bellidir: kral…
Soytarı sadece krala boyun eğip başkalarına eyvallah etmezken, yalakanın yalayacağı efendi sayısının sınırı yoktur. Yalaka, yaladığı kişiyi efendi zanneder veya efendiliğe yüceltir.
Yalakanın ayırt edici özellikleri arasında yaş, eğitim, makam, mevki ve cinsiyet farkı bulamazsınız. Yalakanın yaptığı eylem, yalakalık olarak adlandırılır.
Yalamak geçişli eylemdir. Yalaka varsa yalatan veya yalaka sever vardır. Toplumda hiçbir şey tek taraflı değildir. Beslenmeyen, karşılık görmeyen ve benimsenmeyen hiçbir eylem uzun ömürlü olamaz, yaşam alanı bulamaz.
Karaman’da, yalaka sözcüğü karşılığı “papidik”, “yalın ayak” ve “yalak” kelimesi kullanılırdı. Söylenişi bile alay ve kınanmışlık içeren papidik kelimesi, yalak ve yalın ayağa göre daha çok tercih edilirdi.
Eskiden papidiklerin sayısı azdı ve onları herkes tanırdı. Onlar “Papidiklik yapma” diye uyarılırlardı. Uyarılara kulak asanı olmazdı. Çocuk halimizle papidiklerin sevilmediklerini anlar, papidiklik yapmanın kötü bir davranış olduğunu bilirdik.
Papidikleri herkes tanır, papidikler de kendilerinin papidiklik yaptığını kabul ederlerdi. “Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı demek lazım” diyerek kendilerini savunurlardı. Ayının kuzeni olmayı geçici bir hal olarak nitelendirirlerdi. Geçici diye gördükleri bu hal, onlara mezara kadar eşlik ederdi.
Bağımlılık gibi, papidiklik de biyopsikososyal bozukluktur. Kronik bir bedensel ve zihinsel hastalıktır ve maalesef tedavisi yoktur.
Şimdi papidiklik ayağa düşmüş durumda. Enflasyon artışını sadece mal ve hizmetlerle sınırlı görmek doğru değil. Günümüzde ahlaki düşüklüğün en alt basamağı olan papidiklik de tavan yapmış durumda.
Geçenlerde Karaman’dan bir papidik aradı. Tescilli papidik, çok eskilerden. Eskiliğiyle övünür. Bir özelliği makam sahipleriyle eşraftan kişilere, kendisinden kaç yaş büyük olursa olsun, üçüncü şahıslara bahsederken isimleriyle hitap eder. Bu hareketinin, eziklik belirtisi olduğunu idrakten yoksun bir papidik.
Eski Belediye Başkanı Kamil Uğurlu’nun adı mı geçti, onun dilinde bu isim “Kamil” dir. Kamil’e ne akıllar vermiştir. O dönemin hizmetlerinin fikir babası bizim papidiktir. KMÜ Müdürü Namık Ak’tan mı söz edecek, o artık “Namık”tır. Vali Alpaslan Işık, “Alpaslan”, iş insanı Nazım Boynukalın, “Nazım” olur.
Eşrafmış, din adamıymış, eli öpülesi bir gönül eriymiş, doktor, profesör, yazar, berber, kuruyemişçi hiç fark etmez. Papidik hepsi için ön isimlerini kullanır. Yaşça kendinden küçükse, her işi o öğretmiştir. Onlara daha uygun bir isim bulmuştur: kerata. Tam tamına şöyle söyler: “Kerata fena değildir amma…”
Yukarıda örnek verdiğim kişilerle münasebetine tanık değilim. Yalakalığını tasdik edenlerin ifadesine göre, tam bir yalayıcıymış. Menfaat umduğu kişinin elini eteğini öpmekte üstüne yokmuş. Gevezeliği ile herkesi bıktırırmış. Faal bir dernek mi var, kurucusu odur (!) Bir etkinlik mi düzenlenecek, programı hazırlayan odur (!) Dahası da var ama bu kadarı yeterli.
Tescilli papidik belki söylediklerine inanıyordur. Çünkü bu hali tanımlayan bir ruhsal hastalık vardır: Mitomani. Mitomani, kişilerde kendi söylediği yalana inanma hastalığıdır. Bu hastalar tedaviyi kabullenmezler.
Bu papidik, ezik büzük bana mesleğimi öğretmeye yeltenmez mi? Beni överek, bir işine alet etmeye kalkmasın mı? Sabrımı taşırmış olmalı ki, dayanamadım:
“Yorulmadın mı yalamaktan? Bıkmadın mı elli yıldır? Yala yala bir ömrü tükettin, yetmez mi? Bırak artık kimsenin inanmadığı yalanlarını” dedim.
Üzerine boca ettiğim bu ağır sözlerden utanır, mahcup olur zannediyordum. Ne gezer? Önce şaşırdı. Çünkü bu sözleri ilk kez birisinden duyuyor. Kimse, arkasından söylediklerini, tiye aldıkları sözlerini yüzüne karşı ifade etmemiş. Eden olmuşsa da kaşarlanmış.
Cevap vermek için bir süre düşündü. Benden artık kendisine bir menfaat gelmeyeceğine kanaat getirmiş olmalı ki, kendisine yakışanı yaptı; ağzını bozdu. Telefonu kapattım. Artık benim için “Kerata, fena çocuk değildir amma…” diyerek, küçümseyici cümlelerini bile kullanmayacağına eminim. “Keratayı mesleğe ben başlattım. Mesleği ben öğrettim” demesinden inşallah kurtulmuşumdur.
Yalaka sürekli birilerine yaranma peşindedir. Göründüğü gibi olamayan, olduğu gibi görünemeyenlerin bilerek, isteyerek seçtikleri bir karaktersizlik halidir.
Yalaka, yalar, yalar, yalar… Doyumsuz olduğu için yalamalara doyamaz. Gelen ağam, giden paşamcıların önde gidenleridir. Daha verimli bir kaynak bulduklarına inanırlarsa hemen ihanet ederler.
Hainler, yalakalardan çıkar. Yaladıkları kişiyi çok çabuk satarlar. Duruşları yoktur, güven duymazlar, güven vermezler ve aşağılık komplekslerini her fırsatta sergilerler.
Ahmet Bin Hanbel, yalakaların varlığından yıllar önce haberdar olmuş. Kulağımıza küpe olması için şöyle nasihat etmiş:
“Bugün sizde olmayan meziyetlerle sizi öven kimsenin, bir gün sizde olmayan kusurlarla sizi kötüleyeceğini unutmayınız.”
Yargıtay, yalaka’yı hakaretten saymamış, kaba söz olduğuna karar vermiş. Hakaret etmem ama gerektiğinde kaba söz kullanmaktan kaçınmam. Yalakaya yalaka, papidiğe papidik demekten korkacaksak yazıklar olsun bize!
Yazılarımı okuyanlar hatırlamıştır. Karaman’dan.com’da “Modifiye Yalaka” başlıklı bir yazı yazmıştım. Hakaret olmadığını düşündüğüm için o kelimeyi özellikle kullanmıştım.
Yalaka, tek kişiyi yalamakla doymayacak bir açgözlüdür. Bir kişiyle başladığı yalama eylemini, kendisine menfaat sağlayacağına inandığı kişilere ulaştırmaya çabalar.
Yalakalık, sadece dille değil, günümüz imkanlarının her çeşidiyle yapılmaktadır. Medya dahil. Her mesleğin, her toplumsal örgütün, her cemaatin yalakası vardır. Yalaka, ait olduğu yerin mensuplarını boş kaşıkla besleyip şikayet edilmeyen kişidir.
Yalakanın girmediği delik, makam, mevki yoktur. Yalaka, imkan ve fırsat bulursa iğnenin deliğinden geçebilir. Öylesine küçülme ve alçalma yeteceğine sahiptir.
Papidikler benden uzak dursunlar diyeceğim ama anlamsız bir cümle olacak. Yalakalar, keçinin kaya tuzu kaynağını bulduğu gibi yalayacakları kişileri önsezileriyle bulabilirler. Benim yanımda ne işleri olacak? Yalanacak yerim mi var?
Dalkavuk fıkrasını duymuşsunuzdur. Padişah dalkavuğuna demiş ki:
– Şu patlıcanla yapılan yemekler pek leziz olur..
– Olur padişahım…
– Dolması tadından yenmez..
– Evet padişahım…
– Kızartması nefis olur..
– Olur padişahım…
– Ama, karnıyarıktan uzak dur..
– Uzak durmalı padişahım…
– Türlüye de pek gitmez patlıcan..
– Gitmez padişahım…
Padişah dalkavuğuna kızmış:
– Bre demiş, ben ne diyorsam, sen de onu tekrarlıyorsun…
Dalkavuk:
– Elbette padişahım, demiş, bendeniz efendimizin dalkavuğuyum, patlıcanın değil…
“Bir fırıldak, rüzgar yokken dönüyorsa, arkasında bir üfleyen vardır.”
Yalakanın üfleyeni yoktur. Yalaka “erke dönergeci”dir, kendi rüzgarını kendisi üretir.
Başlıktaki yazının cevabını ben de merak ediyorum. Karaman’ın papidikleri kimler? Bildirirseniz memnun olurum.
Bir yanımız bahar bahçe, bir yanımız mübarek ramazan. Ramazan ayı boyunca aşağıdaki 11 “y” den uzak duralım:
“Yalancı, yalaka, yalama, yağcı, yamuk, yandaş, yavşak, yılışık, yırtık, yobaz ve yüzsüz.”
Allah hepimizi papidiklerden korusun.
“Konuştuğunuz zaman, en yakınlarınızın aleyhinde bile olsa adaleti gözetip doğruyu söyleyin.” (Kur’an-ı Kerim, En’am: 152)