Karaman’ın Hazinesi: Yaşlılığını Nakavt Eden Efsane Hoca

Türkiye’nin hiç el sürmediği, değerlendirmeyi beceremediği, üstünü örtüp gizlemeye çalıştığı öyle çok hazinesi var ki… Nerede diye sormayın; her şehirde.

Bu hazineleri bölgelerinde bilmeyen, duymayan, tanımayan çok azdır. Ülke genelinde sayıları ne kadar diye sorsanız yanıt veremem. Ama Karaman’dakilerin bir bölümü hakkında bilgim var.

Sizi daha fazla heyecanlandırmadan söylemek istiyorum; bu hazineler içinde çil çil altınların, paha biçilemeyen tarihi objelerin bulunduğu gömülerden değil. Sözünü ettiğim hazineler, irfan sahibi kişiler. Hâlâ yaşayan bilge insanlar.

Sizi en son kim güldürdü? Yüzüne baktığında yüreğinizi yumuşatan, tebessüm ettiren kaç kişi var çevrenizde? Karaman’ın en esprili kişisinin kim olduğunu hiç düşündünüz mü? Sululuktan, şaklabanlıktan ve soytarılıktan söz etmiyorum. Onlar her yerdeler. İnce anlamlı, düşündürücü ve güldürücü, şakalı, zarif söz olarak tarif edilen, eskilerin nükte dedikleri sözcüğü ve bu sözcükten türemiş nüktedanı kastediyorum. Sizi güldürürken düşündüren, tefekkür denizine daldıran kim var etrafınızda, bir bakın derim.

Espri, bayağılıktan uzak, keskin bir zekâdan ve bilgelikten doğar. Mizah, zekânın zekatıdır demişler. Zekâ ile mizah arasında bağ olduğu kesin. Aptallar espri yapamaz, espriyi anlayamaz.

Karaman’da son son 50 yılın en en esprili insanı, eskilerin deyişiyle nüktedan kişisi Karasakal Hoca olarak tanınan Mehmet Ali Kırboğa’dır. Karasakal Hoca, Karaman’ın hazinesidir, irfan sahibi güzel insanlardan biridir.

Karasakal Hoca, 1935 doğumlu. 88 yaşında.
Bu 88’lik bilgenin yaşlı olduğunu söyleyecek baba yiğit tanımıyorum. Onda gençlik ve olgunluk değişmez özellik. O, 35’li yaşlarında bile yaşlı olgunluğuna sahipti ve yaşlılara duyulan hürmete mazhar oluyordu.

Şimdi 90’ın eşiğindeki bünyesine bakarsanız, yaşlılığını gençliği tarafından nakavt edilmiş halde görürsünüz. Yaşlılığını yenmeyi başaran kısmetli kişilerden. Pırıl pırıl bir zekâ.

Sene 1999. Karasakal Hoca 64 yaşına girmiştir. Yolda bir tanıdığıyla karşılaşır. Hoca, “Bizim gocalığımıza (ihtiyarlığımıza) gülmeyin. Yarın siz de gocayacaksınız” der. Adamın cevabı “Aman hocam, Allah göstermesin” olur. Meşhur kelamı kibara en güzel örnektir: “Oğul, cahiller arasında kalan âlime üzüldüğüm kadar kimseye üzülmem.”

Avusturya Viyana Üniversitesinde yapılan bir çalışma, espri anlayışı yüksek olan insanların sözel ve duygusal zekâlarının yüksek olduğunu ortaya koymuş.

Karasakal Hoca, kendisi hakkında şu sözleri etmiş: “Üzerimde bir nimet ve başkalarına da bir ibret olsun diye şunu söylüyorum ki, okuduğum bir kitaba bir daha ihtiyacım olmaz ve hafızam asla beni aldatmaz ve acaba o mesele hangi kitaptaydı diye bir şey olmaz.” Hafızası onu bırakmamış. Aynı keskinlikte.

Son ziyaretimde bir çocukluk anısını anlattı. Hocamın ağzından aktarıyorum:
“Rahmetli babamın sesinin çok güzel olduğunu söylerlerdi. Bir gün beraberce dağa gittiğimizde ‘Baba, bir türkü asılda dinleyelim’ dedim. Dinle öyleyse dedi ve hikemî (*), ibretamiz (ibret verici) bir mısra söyledi.
Seher yeli derler erken esene/
Divane derler dosta küsene/
Emsalin bulup da derdin desene/
Hacılar bohçasın çözmüşe benzer.”

Karasakal Hoca, sanki o günlere gitti geldi, öyle bir hâl vardı üzerinde. Duygusallaştı, sesi titredi ve “Bu mısranın anlamı üzerine bir kitap yazılır” dedi. (Bu dörtlüğe benzer bir türküyü aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz.)

Karasakal Hoca’nın biyografi tutkusu olduğunu bilmiyordum. Biyografi, kişisel hayatı konu alan bir yazı türüdür. Hocam, 2020’de “Hatıratım ve Nasihatim” adlı bir kitap yazdı. Kendi hayat öyküsünden kesitler ve birçok kişi için yaşam kılavuzu olabilecek nasihatler içeren bir eser.

Bugüne kadar okuduğu kitap sayısı 15 bini geçen birinin nasihatlerini görmezden gelmeyin. Hayatı boyunca üç kitap okumamış gevezelere kulak vermek yerine, bir ilim hazinesi olan Karasakal Hoca’nın kıymetini bilelim. Karasakal’ın adını bir parka, bir caddeye vermeyi akıl edemeyen yöneticilere ise diyecek söz bulamıyorum. Gülmeyi bilmeyen, tefekkürden nasibi olmayan kişi Karasakal’ı nereden tanıyacak!

Karasakal Hoca, İmâm-ı Âzam Ebû Hanife’nin bir kitabında, ‘ulemanın (eğitimli din bilginleri) hayatını yazmak, bana fıkıh yazmaktan daha mühim geldi’ cümlesinin bulunduğunu belirtti. Ebû Hanife, böylece İslamca yaşamak tarzının öğrenileceğini söylemiş.

Somurtuk, kaşları çatık, bulaşmayın bana fena yaparım edasıyla caka satan, kasıla kasıla yürüyen, öfke botokslu insanlardan kaçıp sığınacağımız yer mi kaldı?

Karasakal Hoca gibi birkaç güzel adamın gölgesi de olmasa karalar bağlayacağız. Karasakal Hocayı hatırlayıp gülmezsek çarpılırız.

Bir gün bir vatandaş “Hocam, Dünya’nın altında öküz varmış, doğru mu?” diye sorar. Hoca yanıt verir, “Dünyanın altında ne olduğunu bilmiyorum ama üstünde çok öküz var.”

Karasakal Hoca’nın evine gelen biri, etrafa göz gezdirdikten sonra sormuş:
-Hocam, bu kadar kahve değirmenini ne yapacaksın?
Hoca şaşırmış. Çünkü evinde kahve değirmeni yokmuş. Ziyaretçiye sormuş:
-Nerede kahve değirmenleri?
Adam kitaplıktaki ciltli kitapları işaret etmiş. Hoca, bir kitaplara, bir adama bakmış, diyecek söz bulamamış.
Kitaptan nasipsizlik mahcubiyet sebebidir ama onlar bunun bile farkına varmazlar.

Hoca’nın evinde 15 bine yakın kitap vardı. Bunların büyük bölümünü Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’ne bağışlamış.
Karasakal Hoca’dan not aldığım şu sözün derinliğine bakar mısınız:
-Cahil için yazılmış kitap yoktur.
-Ölmek başka, gebermek başka.

“Irmağın kenarında yaşayanların nasıl su kaygıları yoksa, Karasakal şelalesinin civarında yaşayanların da espri kaygıları olmaz.” Hocam Karaman’da, evinden çıkmıyor. Sağlığı yerinde. Hocamı ziyaret etmeyi unutmayın. Sohbetiyle renkleneceğinizi, iç huzuruyla dolacağınızı garanti ederim. O bir şelale, bir derya. Sadece hatırlatmak istedim.

Önemli olan beden ve akıl adlı iki emaneti sağa sola çarpmadan, günah çukurlarına düşürmeden, bu alemde de, inananlar için öte dünyada da rezil rüsva olmadan son limana götürmeyi becermek. Küflenmeden, paslanmadan, pamuklanmadan, kokmadan, kokuşmadan yaş alabilene ne mutlu.

Karasakal Hoca’nın en büyük üzüntüsünü duyunca, içim sızladı. “Karaman’da vaaz etmediğim cami kalmadı. Televizyonda da 20 sene konuştum. Ama daha içim dökülmedi, öylece kabre gidecek, müşterisi az. Bizim halka verdiğimiz aspirin niteliğindeki ilimdir.” Demek ki irfan ehlinin derdi böyle oluyormuş.

* “Hikemi Şiir” düşünceye ağırlık veren, insana doğruyu, güzeli göstermeye yönelik görüş bildiren didaktik içerikli şiire denir.