Karaman’ın Hazineleri

Marifet, iltifata tabidir. Bu atasözünün anlamını ilkokul sıralarında öğrendik. Öğrendik ama uygulama olmayınca, hemencecik unuttuk. Hayatımızın hiçbir evresinde bir gün olsun, hatırımıza getirip, birileri için tedavüle sürmeyi beceremedik.

Bu nedenle olmalı; dönem dönem kişi ya da kurumlara övgü ve iltifat içerikli makalelerime kızanlar oluyor. Herkesin gerekçesi farklı olsa da, çoğunun ortak tavrı, övgü ve iltifatı kimseye layık görmemeleri.

Nasıl bir izan yoksunluğu? Teşekkürü bilmeyen bir topluluğa mı dönüştük? Herkese kara çalmaktan zevk mi almaya başladık? Gerçekten hayretler içinde kalıyorum.

“ Karaman’ın Alınları Öpülecekler Listesi” başlıklı makalemde, Yunus Emre ve Türkçe Yılı münasebetiyle düzenlenen toplantıya katılıp, Karaman’a değer katacak önerilerde bulunan ve projeleri uygulayacak olan isimlere yer verdim. Sen misin buna cesaret eden? İtiraz edenler mi, listeyi beğenmeyenler mi, eşinin dostunun adını göremeyip kızanlar mı, “biz niye yokuz?” diye mızmızlananlar mı, sormayın gitsin.

Okumadan anladığını sananlar!

Ben bilmez miyim neyi, neden yazdığımı, kimi listeye alıp almayacağımı? Ben bilmez miyim, Karaman’ın alnı öpülecek insan sayısının yüzlerce olduğunu? Ah, ah, okumadan anladığını sananlar! O liste, “o gün gerçekleştirilen toplantıyla sınırlı tutulmuş bir listedir.” Üstelik makalede bu ifade yer almıştır.

Karaman’da, sadece istihdam yönüyle değil, cömertlikleri, sosyal ve kültürel destekleri nedeniyle kalplerde yer edinmiş saygın iş insanları var ve onlar “Benim Güzel Adamlar Sözlüğüm”dedir.

Karaman eski milletvekilleri; tebessüm yüzlü Mevlüt Akgün, nezaket timsali Hasan Çalış, eski bakanlar; arı gibi üretken Işın Çelebi, siyasetin temiz yüzü Ömer Dinçer’i unutmak vefasızlıktır. Doktor denilince Yıldıray Kuruçay’ı, salgın izdihamını eritmeyi başaran Başhekim Ahmet Yılmaz’ı kim takdir etmez? Belediye başkanlıkları döneminde sıcak yaklaşımları ve kalıcı hizmetleriyle Yaşar Evcen’i, Kamil Uğurlu’yu ve Ertuğrul Çalışkan’ı defterden silmek olur mu?

Yine onlarca öğretmen, esnaf, zanaatkar, imam var. Köylerde önder üreticiler var. Kitap çıkaramamış şairler, halk ozanları var. Yazarlar, çizerler var. Listeyi uzatmak mümkün. Bunlar olmadan Karaman olur mu? Keşke Karaman’da birileri çıksa, güzel adamlar listesi belirleyip, isimlerini bana da gönderse.

Karaman halkı kendi güzel adamlarını tanısın, alınları öpüleceklerin listesini oluştursun. Altın Adamları’nı unutmasın. Ben 50 yıldır Karaman’dan ayrıyım. Karaman’da ekmeğini yiyip çayını içtiğim kişi sayısı üç-beştir. Karaman’a geldiğimde kaldığım gün sayısı da o kadardır.

Listeme dil uzatıp akıl verme cüreti gösterenlere yanıtım “yeni listeler oluşturup, Karaman’a moral vermenizi öneririm” olur.

Doğru olduğuna inandıklarını yazmakla, birilerine yaranmak veya çıkar beklentisiyle yazmak arasında dağlar kadar fark vardır. Ezik veye beklenti içindeki insanın eline kalem yakışmaz. Okur, o yazıları iğretiliğinden tanır. Elbette her malın alıcısı vardır. Kişinin şahsiyetini ve karakterini belirleyen bu iki şıktan hangisinde konumlandığıdır. Biri “insan” yapar, diğeri…

Menfaat beklentisiyle birilerinin ağzının içine bakmaktan ve taltif edilmek için taklalar atmaktan Allah’a sığınırım. Hürriyet Gazetesi’nde işe başladığım gün, girişte pirinç panoda, Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin genç gazetecilere öğüdünü içeren bir yazı vardı. O yazıdan ezberimdeki bölümde şunlar yazıyordu:
“Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.”

Bu ilke her meslek için gerekli olan ilkedir. “Dürüst ol, menfaat ve çıkar için baş eğme. Dik dur. Kişiliğini, şeref ve haysiyetini kaybetme” demektir. O gün, “Kalemine daima efendi kal” ifadesini okurken, Kur’an-ı Kerim’deki Kalem Suresi’ni hatırladım. “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun” diye başlayan ayetler sanki gözümün önüne geldi.

Ben teşekkürü bilmeyen insandan uzak dururum. Kötücül insandan korkarım. Korkuluk bile insan suretindedir. Kamuflajı bilen iki canlı vardır; bukalemun ve insan.

“Altın Adamlar”, “Güzel Adamlar” , “Ciğeri Beş Para Etmezler ve Üç Kuruşluk Adamlar ” ve “Alınlarından Öpülecekler” listelerime itiraz eden, şerh koyan, eleştiride bulunan Karaman’ın gazelcilerine, hasetlerine, kadir kıymet bilmezlerine selam olsun! Gözünüzün önündeki insanları lütfen görün. Onlara hoş davranın, hürmet edin ve saygı gösterin. Bunları yapmaktan acizseniz, isimlerini duyduğunuzda “bunlar da kim?” diyerek, cehaletinizi sergilemeyin.

Kıssadan hisse; Bir şehrin değerini, insan hazinesi belirler.
Karaman, hazinelerini gecikmeden keşfetmelidir.
Günün duası: Allah’ım, bana insanın ve eşyanın hakikatini göster.

Not:

“Karaman’da Yunus Emre Ağaçları Olduğunu Hiç Duydunuz mu?”, “Bir Tecavüz İhbarı” ve “Kıymayın, Kıydırmayın” başlıklı makalelerimde, Yeşildere’deki İsmail Hacı Tekkesi ile Eğlicöz mevkindeki ormanlık alana ve buradaki asırlık meşelere dikkati çekmiştim.

Güzel gelişmeler oldu. Yunus Emre ağaçları adıyla anılan bölgede Orman İşletme Müdürlüğü’nün ön tespitinden sonra Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri de harekete geçti. İncelemelerden sonra Yunus Emre ağaçlarının anıt ağaç statüsüne alınması için adım atılacak. İnşallah kısa sürede sonuç alınır. Bu konuda destek olanların isimlerini, çalışmalar nihayete erdiğinde yazacağım.

Yunus Emre’nin dedesi İsmail Hacı’ya ait mezar ve tekkenin bakımsızlığına ilişkin yazdığım makaleyi okuyup ilgisiz kalmayan yöneticilere de teşekkür ederim. İsmail Hacı Tekkesi’nde aydınlatma başta olmak üzere gerekli görülen çalışmaların başladığını bildirdiler. Bölgede ayrıca ağaçlandırma çalışmaları da yapılacak.

Bunlar beni gönendiren işler. Akçalı ve şaibeli işler peşinde kıvrananlar. hüsrana uğrayacak ama bunlar bir yerlere krepon kâğıdıyla süsleme yapmaya benzemez.