Karaman’da Yatırlı* Dükkân

Kaz Dağları’ndan Karadağ’a Bir Kar Hikâyesi

Yazar İnci Aral’ın, “Anlar İzler Tutkular” kitabını okurken, karşıma Tuncel Kurtiz çıktı. İnci Aral, “Kendi Dizginini Kendi Tutan Huysuz At” başlıklı denemesinde Tuncel Kurtiz’i anlatmış.

Huysuz ata benzettiği Kurtiz ile 1978 yılının bir sonbahar akşamında, ‘Sürü’ filminin son sahnelerinden sonra Ankara’daki evlerine konuk olduğunda tanışmış. Tuncel Kurtiz’le İnci Aral’ın eşi Ali Gür, Edremit Ortaokulu’ndan arkadaşmış. Kurtiz’in babası o yıllarda Edremit kaymakamıymış.

Tuncel Kurtiz, ömrünün son demlerini Kaz Dağları eteklerinde geçirdi. 27 Eylül 2013’te 77 yaşında iken İstanbul’da öldü. Vasiyeti üzerine Edremit’in Çambeli mahallesinde toprağa verildi. İnci Aral, Tuncel Kurtiz’i anlatırken şunları yazmış:

“Tuncel Kurtiz! Çağdaş şaman, Deli Dumrul, okulsuz feylesof!
On iki yaşındayken Kaz Dağları’nın zirvesindeki karları mendiline doldurup getirmiş evine. Altmış yaşındayken, ocak ayının yirmi sekizinde, inat olsun diye denize girdi.
…Tekkeye kırk yıldır odun taşıyan Yunus, erdi erecek bir derviş, yufka yürekli bir asi… Kendi dizginini kendi tutan huysuz at…”

Tesadüfe inanmam. Tesadüf diye bir şey yok hayatta. Her şeyin bir nedeni var. Bu satırları okurken, Karaman’daki iki ermişin öyküsünü yazmaya başlamıştım. Hodul Dede ile Mestçi Baba’yı anlatacaktım. Karadağ’ı yazarken Kaz Dağları’nın karşıma çıkması, iki dağın öyküsünde de yaz sıcağında kar olması tesadüf mü? Tuncel Kurtiz bir büyük sanatçıydı. Beni yazıya bağlayan şey, Kurtiz’in sanatçı kimliği değil, Kaz Dağları’nın zirvesinden evine mendille kar taşıması oldu. Hodul Dede’nin Mestçi Baba’ya getirdiği armağanın aynısı…

Odun Pazarı

Kadim Karaman’ın en eski pazarı şimdi artık sadece adı kalsa da Odun Pazarı’dır. Bu pazara Buğday Pazarı ve Araba Pazarı diyenler de olmuş. Yaygın kullanımı Odun Pazarı’dır. Etrafı camilerle çevrilidir. Dikbasan, Attariye, Aktekke ve İmaret ilk aklıma gelenler.

Burada bir türbe varmış, pazar yapılaşmaya açılınca yol ortasında kalan bu türbeden çıkan kemikler, Karaman’ın en eski dericilerinden Bozoğlu ailesine ait dükkânın içine alınmış. Dükkânın girişinde bir bölüm mezar yeri olarak ayrılmış. Mezarın baştaşı bile var. Dükkânda bir türbe, daha doğru ifadeyle “yatırlı dükkân” ilginç değil mi? Öyküsü çok daha ilginç.

Burası Karaman’ın evliyalarından Mestçi Baba’ya aitmiş. Ben dükkân sahibi, Türkiye’nin en büyük deri tüccarlarından Ahmet Bozoğlu ile burada tanıştım. Sohbetimiz kısa oldu; içten ve samimiydi. Ahmet Bozoğlu güler yüzlü bir arkadaş, Mestçi Baba’nın ruhaniyetinden izler taşıyor olmalı, muhabbetinden bu kanıya vardım. Bazı kişiler vardır, onlar sizin ezelden dostunuzdur. Benim gibi ileri yaşta da karşılaşsanız, sanki o kişiyi yıllardır tanıyormuş gibi hissedersiniz. Ahmet Bozoğlu, bir daha hiç karşılaşmasam da benim gönül dostlarım arasındadır.

Mestçi Baba

Mestçi Baba rivayete göre, şehrin en kalabalık yeri olan Odun Pazarı’nda mest yaparak geçimini sağlayan bir mübarek insanmış. (Mest, ayakları bileklerle beraber örten ve genellikle deriden yapılan bir tür ayakkabı.) Mestçi Baba’nın ağabeyi de Karadağ’da yaşayan, yaban koyunlarıyla konuşan ve onları avcılardan koruyan Hodul Dede adlı bir mübarek kişiymiş.

Hodul Dede, bir gün kardeşi Mestçi Baba’yı ziyaret etmek istemiş. Mevsimlerden yaz, sıcak mı sıcak bir temmuz günüymüş. Erenler hiçbir yere eli boş gitmez. Hodul Dede, yaz günü en güzel hediyenin kar olacağını düşünmüş. Karadağ’ı avucunun içi gibi bildiği için bir mağaraya girmiş. Mağara kar doluymuş. Hodul Dede mendilinin içine kar doldurmuş, sıkı sıkı bağlamış ve yürüye yürüye Mestçi Baba’nın dükkanına ulaşmış.

Selam vermiş ve elindeki kar dolu çıkını, Mestçi Baba’nın deri yumuşatmak için kullandığı kandilin üstündeki bir çiviye asmış.

İki kardeş kucaklaşmış, sohbete başlayacakları sırada bir kadın müşteri gelmiş. Mestçi Baba’dan mest yapmasını istemiş. Mestçi Baba, ayağın ölçüsünü alırken kadının inciği hafifçe gözükmüş. Bunu Hodul Baba da görmüş. Bu sırada, kupkuru duran çıkının içindeki kar, eriyip kandilin üstüne damlamaya başlamış. Mestçi Baba ölçüyü alıp müşterisini uğurladıktan sonra Hodul Baba’ya seslenmiş:

“Çek, Hodul Dede kar’ını,
Söndürecek nar’ımı!”

Gönül Kandilini Söndürmeyenler

Derler ki, herkes Karadağ’da evliyalık yapar,
Evliyalık beyaz baldır ile ak akçede belli olur. Mestçi Baba’nın, Hodul Baba’ya şöyle dediği de rivayet edilir:

“Dağda dervişliği herkes yapar, gel de burada dervişlik yap. İşte o vakit göreyim seni.”

Dememiştir, çünkü gönül erleri kimseyi hor görmez, küçümsemez, kalp kırmaz onlar. Gönül kandilini söndürmek onların yakınından geçmeyeceği eylemdir.

Mestçi Baba’nın kabrinin üzerinde bazı geceler bir kandilin yandığını, üzerinde Karadağ’dan Hodul Dede’nin getirdiği mendil içindeki karın hâlâ asılı durduğunu ve kandile bir damlasının bile düşmediğini görenler olmuş.

Bu topraklarda hâlâ Hodul Dedeler de var, Mestçi Babalar da… Onlar aramızda. Yanıbaşımızdan geçiyorlar, gülümseyerek selam veriyorlar. Maalesef onları tanımıyoruz, belki tanımak istemiyoruz. Karsız dağ olmadığı gibi güzel insandan nasipsiz şehir de yoktur. Gönül gözünüzle, samimiyetle bakın, öyle güzel insanlar göreceksiniz ki, onların her biri zamanımızın Hodul Dede’sidir, Mestçi Baba’dır.

Günün Sözü: Yiğit meydanda belli olur.

*Yatır: Doğaüstü gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inanılan kimsenin mezarı.

Not: Beni Ahmet Bozoğlu’nun dükkânına götüren, mezarı gösteren ve Mestçi Baba’nın ““Çek, Hodul Dede kar’ını / Söndürecek nar’ımı!” dizelerini söyleyen kişi Ahmet Çelik’tir. Bu yazı Ahmet Çelik’e ithaf edilmiştir.

Ahmet Tek