Bir kurak yıldan geçtik. Geçtik mi henüz belli değil. Barajlar boşaldı, pınarlar kurudu, dere yatakları susuz kaldı. Tarım ürünlerinde rekolte düştü. Devlet birçok üreticiye kuraklık tazminatı ödedi. Ankara’da belediye otobüslerinde, panolarda su israfını önlemeye yönelik duyurular hala asılı. Su sıkıntısı bitmiş değil. Bu ülkede yaşayıp kuraklıktan haberi olmayan geri zekalı var mıdır?
Kuraklığın yaralarıyla boğuştuğumuz sırada ülkeye kış aylarının en güzel ikramı olan kar geldi. Gökten yeryüzüne bereket indi. “Şükürler olsun, kuraklık geride kalacak. Kar yağdı. İnşallah daha çok yağar” diye dua etmesi beklenen insanlar, kar savaşı başlattı.
Kar yağsın, her yeri beyaz örtü altında görelim. Karda yürüyüp sıcacık evimize geri dönelim. Sonra tv kumandası gibi bir alete basalım. Kar, geldiği yere gitsin. Soğuk olmasın, don olmasın, kar erimesin, sokaklar kirlenmesin, yollar kapanmasın. Güneş doğsun, her yer ısınsın, yazlık kıyafetlerle gezelim.
Sanal alemde yaşayan ve böyle bir ülke hayal edenler var. Kar yağmış, yollar kapanmış. Kar yağmış, hayat felce uğramış. Kar yağmış, devlet sınıfta kalmış, kar yağmış belediye görevini yapmamış. Böyle kesin hükümlerle bağırıp çağıranlar var. Bunlar ruh sağlığımızı bozuyor.
Cahit Sıtkı’nın Otuz Beş Yaş şiirindeki gibi “Geç fark ettim taşın sert olduğunu, su insanı boğar ateş yakarmış!” dizelerini duymadınız mı? Kış soğuk olur, kar yağar, don meydana gelir. Bunu fark etmeyen ne çok kişi varmış. Kar nimetinin ikiye böldüğü bir sanal kitle, zihinlerimizi kara kışa çevirmekte kararlı.
Kardan şikayet eden alçaklara ve nankörlere rağmen Allah üzerimize bereket yağdırıyor. Yediği, içtiği her nimetin suya bağlı olduğunu unutmuş bir kitle var. Siyaset çukurunda birbirlerini boğmaya çalışan bir kitle… Belediye başkanı yerine elinde sihirli değnek olan büyücü arayan bir kitle. Kuraklığı da, yağışı da iktidara bağlayan bir kitle…
Türkiye’de yüzde beşlik bir kesim, yüzde 95’in anlayışının, görüşünün önüne set çekiyor. Kardan şikayet eden siyaset azgınını, kardan kavga çıkarmak isteyen siyaset cahilini önümüzden çek Allah’ım.
Kara kış biter, buzlar çözülür, bahar gelir, yaz gelir. Her şey ilahi düzene göre tıkır tıkır işler. Beyni donmuşların buzu çözülmez, düşüncelerini derin dondurucuda saklayanların fikirleri çözülmez. Kışımızı karartan kar, don, buz değil. Karı, kışı, donu, buzu bilmeyenlerdir. Allahım bizi bunlardan koru.
Kara kışta yiyeceği, yakacağı olmayanın yardımına koşmak, dağda, ovada yiyeceğe ulaşamayan hayvanlara yem götürmek varken, İstanbul’un yollarını tartışmak herkesin kolayına geliyor değil mi?
Kar, kış, yalan, dolan demişken, bir kış masalıyla veda edelim. Sözün ve vaadin önemini hatırlamış oluruz. Saff Suresi ‘nde şu uyarı vardır:
“Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.”
Kral dondurucu bir kış mevsiminde gecenin soğuğunda nöbet tutan muhafıza sordu:
–Üşümüyor musun?
Muhafız:
–”Alışığım sayın kralım.”
Kral:
–”Olsun, sana sıcak tutacak elbise getirmelerini emredeceğim” dedi ve gitti.
Ama, sıcacık saraya girince elbiseler için emir vermeyi unuttu.
Ertesi gün duvarın yanında muhafızın soğuktan donmuş cesedini buldular, duvarın üzerinde şöyle yazılıydı:
“Soğuğa alışkındım; fakat senin sıcak elbise vaadin beni öldürdü…”
Beklenti hayal kırıklığı yaratır. Beklentisi olmayan insanı vaat öldürmez de yaşatmaz da.
Türlü türlü vaatlerle, insanları bekleterek bir umuda bağlayarak oyalamak ölümden beterdir.
İnsan bekledikçe değişir. Beklentisi karşılanmayan insan hayal kırıklığı yaşar. Hayal kırıklığı kötülüklere, düşmanlıklara kapı açar. Kin getirir, nefret doğurur. Bekletilen kişi telafisi imkansız olumsuz düşüncelere girer.
İnsanın umudunu öldürmeyiniz. Umut ölürse,
sevgi, saygı, güven ölür.
Not: Devlet havuzda boğulur mu? KMÜ’deki havuz problemini kim çözer? Bir haksızlığa göz yumulursa, o bölgeye yüzlerce haksızlık yağmaz mı? Beni sokmayan yılan bin yaşasın! Yılanın seni sokmayacağını nereden biliyorsun?