- Bir şehir düşünün ki, içme suyu sağlayan barajının suyu boşaltılmış, haberi yok…
- Bir şehir düşünün ki, kuraklık verimli tarım alanlarını yakıp kavuruyor, haberi yok…
- Bir şehir düşünün ki, yeraltı sularını tüketmiş, derine, derine, en derine dalanlar var, haberi yok…
- Bir şehir düşünün ki, ekinleri boy vermemiş, rekolte yıllık ortalamanın altında olacak, haberi yok…
- Bir şehir düşünün ki, meyve ağaçlarımız kuruyor diye ağlayanlar var, haberi yok…
- Bir şehir düşünün ki, içme suyu kaynağı kirletiliyor, zehir saçılıyor, haberi yok…
Uzatmanın alemi yok…
Bir şehir düşünün ki, baraj suyunun boşaltılması haberini, barajda bir ceset bulundu haberinden az okumuş…
- O şehir için bir sıfat seçme hakkınız olsa hangi kelimeyi tercih ederdiniz?
- Sorunlarından habersiz şehir olur mu?
- Sorunlarına ilgisiz şehir olur mu?
İbrala Barajı’nın son durumuna dikkat çektiğim “Bu feryada kulak verin” başlıklı makalem, aynı gün karamandan.com’da yayınlanan “Karaman’da kayıp şahsın cesedi bulundu” başlıklı haberin yarısı kadar bile okuyucunun ilgisini çekmedi. Yine aynı gün yayınlanan “Polisten kaçan araçta aranan şahıs bulundu” başlıklı haberi okuyanların dörtte birine ulaşmadı. Aranan şahıs Sedat Peker olsa, herhalde bu kadar dikkati çekmezdi.
“Bu Feryada Kulak Verin” başlıklı makale, şehrin yöneticilerinden çok halkın bilgisine sunulmuştu.
Kuraklıktan şikâyet eden üretici, üreticinin sözcüsü olduğunu iddia eden meslek odası yöneticileri, ister iktidar ister muhalefet ilin siyasetle uğraşan kesimi, “İbrala Barajı” yazısına itibar etmedi.
Bu yazıyı yazdığım saate kadar “Bu feryada kulak verin” başlıklı yazıya yorum yazan da olmadı.
“Ekmeğim, suyum Karaman”cılar, “Konya Karaman”a tepki yağdıranlar, “Türkçenin Başkenti Karaman”cılar, “Elmamız Elmasımız”cılar…
Bir sessizlik, bir sükut…
Bugün yayına vermeyi planladığım makale yerine, yine baraj konulu, ama farklı bir açıdan ele aldığım yazıya öncelik vermek istedim. Demek ki, benim feryat olarak duyduğum sesler kuru gürültüden ibaretmiş. TBMM Genel Kurulu’ndan milletvekillerine seslenen vekil bile arayıp tek kelam etmedi. Sanki alacağı oylar eksilirmiş gibi… Gerçekten böyle mi algılıyorlar? Siyasi yelpazenin farklı kanatlarında olanların birbirleriyle temas etmesi yasak mı?
Bu yazıya başlık olarak “İbrala Barajı’nda Göl Canavarı” ibaresini seçtim. Bu başlığı, yazıya dikkat çekmek istediğim kadar gerçekliği olduğu için tercih ettim. Türkiye’de hangi barajın suyu on yılda boşalmıştır? Hangi baraj onuncu yılında yeniden onarıma alınmıştır? Bir örneği var mıdır? Belki de vardır. Nerede, ne olup bittiğinden kimin haberi oluyor ki?
Ayrancı Barajı’nı bilir misiniz? Ayrancı Barajı’nın ne zaman, nasıl ve hangi koşullarda yapıldığını merak etmişliğiniz var mıdır?
Ayrancı Barajı, Türkiye’nin “Garibanlık Dönemi” eseridir. Almanlar tarafından 1956-1958 yılları arasında inşa edilmiştir. 63 yıldır hizmet vermektedir. Burada, bir ismi anmadan geçersem bir büyük vebalin altında ezilirim.
Z Kuşağı Süleyman Demirel’in sadece adını duymuş olabilir. Demirel, Türkiye’de birçok kez başbakanlık yaptı, Cumhurbaşkanı oldu. Süleyman Demirel’in lakabı “Barajlar Kralı” idi. Hiçbir unvanın ve lakabın kolayca yapıştırılmadığı, etiketlenmediği dönemlerden söz ediyorum. Süleyman Demirel, Seyhan Barajı inşaatında proje mühendisidir, ABD’den yeni gelmiştir ve yıl 1953’tür. Dönemin başbakanı Adnan Menderes’in dikkatini çeker. 1954 yılında DSİ Barajlar Dairesi Başkanlığına atanır. Bir yıl sonra DSİ Genel Müdürü olur. Ayrancı Barajı yapılırken, Süleyman Demirel DSİ Genel Müdürüdür ve Barajlar Kralı olarak manşetlerdedir. Demirel, 1960’ta vatani görevini yapmak üzere DSİ Genel Müdürlüğünden istifa eder. Bundan sonrası Türkiye’nin yakın tarihidir, politik tarihidir.
Ayrancı Barajı’nın İbrala Barajı’ndan farkı nedir diye merak ediyorsanız, yanıtım çok kısa: “Ayrancı Barajı’nda ‘Göl Canavarı’ yaşayamaz”. Yapım tekniği midir, suyun özelliği midir, yanıtı uzmanlık gerektirir.
İbrala Barajı’nın suyunu tüketen göl canavarıdır. Baraj yapılırken göl canavarının yuvalandığının tanıkları varmış. Bu kişilerden bazıları ilgilileri haberdar etmiş, önlem alınması için girişimlerde bulunmuş. Ama “BİZ”, anladığınız anlamda “BİZ” canavarı küçükken sevimli buluruz, dikkate almayız. Tehlike yaratacağını düşünmeyiz. Büyüyüp korkunç hale geldiğinde “Eyvah, canavar!” diye bağırıp seferberlik ilan etmeye kalkarız.
İbrala Barajı’nın canavarı da dikkate alınmamış, görmezden gelinmiş veya yok sayılmış. Sonra her şey unutulmuş. Ama canavar gerçekmiş. Buna rağmen bir gün boy göstereceği kimsenin aklına gelmemiş.
Baraj inşa edilirken gövdeye riprap (Su etkisine, özellikle dalganın yıkamasına karşı dolguyu korumak amacıyla barajın memba yüzünde toprak dolgularda taş ile küçük kaya ile inşa edilen dolgularda daha iri kaya ile oluşturulan kaplama) yapılmadığından, zamanla dalga gövdeyi aşındırmış. Durum vahim noktaya gelmeden barajın suyu boşaltılmış. Vahim nokta ne ola ki?
Sanki Türkiye’nin ilk barajı… Böyle bir sonuç beklenmiyormuş gibi… Ha Karaman merkezdeki Afra yanındaki üst geçit, ha Buğday Pazarı önündeki alt geçit, ha İbrala Barajı. Üçü de Karaman’ın eseri. Biri kambur, biri çarpık, biri çişini tutamayan hasta gibi. Başkaları da mutlaka vardır, ben görmedim, duymadım, bilmiyorum.
Barajdan suyu boşaltmak bir dert, işi yeniden ihale edip yeniden yaptırmak bir dert. Üstelik hepsi zaman isteyen işler. Bir öngörüsüzlükten bahsediliyor. Hiç bilmediğim ve anlamadığım konular. Anladığım şey, İbrala Barajı’nda su boşaltıldı, riprap yapıldı, yeniden su tutma işlemine başlandı. (Anlamadığım şey, teknik konular. Yazıyı okuduğunu sanıp anlamayan bir aklı evvel çıkar, anlamadığın şeyi nasıl yazdın diye sorar. Bu kısa açıklamayı bu nedenle yapmak zorunda kaldım).
63 yıllık Ayrancı Barajı’nda en ufak bir kaçak yokken daha dün sayılabilecek kadar yeni yapılan İbrala Barajı’ndaki bu hali açıklamak hiç kolay olmasa gerek? Kuraklık tehlikesinin kapımızı çaldığı bir dönemde boşa giden milyonlarca küp suya mı yanarsın, milli ekonominin milyonlarca liralık ürün kaybına mı üzülürsün, elma ağaçlarımız kuruyacak diye ağlayanlara mı hayıflanırsın, ne olup bittiğini umursamayanlara mı vah vah dersin?
Bir önceki makalede “Filmin devamı sonraki yazıya kaldı” cümlesi ile final yapmıştım. Araya parça girdi. Maalesef bazı yazılar sahibinden bağımsız olabiliyor. Bu yazı da öyle oldu. Filmin devamı biraz daha ertelenecek. İbrala Barajı’nın çevresindeki ahırlar, baraj sahasına ekilen ürünler, baraj suyuna karışan atıklar, daha neler neler sırada. İbrala Barajı tarımsal sulamaya açılmamış ama İbrala Barajı’nın çevresinde, koruma sahası olmasına karşın, tarımsal üretime geçilmiş!
Yıllar önce kamulaştrılmış olan baraj alanının başlangıcı Akköprü yakınlarındaki arazilerde buğday, arpa, mısır vb. ürünler boy vermiş. Sanki DSİ Çiftliği… DSİ 42. Şube Müdürlüğüne mi, DSİ 4. Bölge Müdürlüğüne mi ait, karar veremedim…Barajı Yeşildere Muhtarlığı’nın malı sanan ve istediği gibi tasarruf hakkı olduğunu düşünenleri de unutmuş değilim. DSİ’nin aylar önce muhtarlıklara uyarı yazısı gönderdiğini sır gibi saklayanları da…Sulama Birliği başkanının kim olduğunu ve maaşını da…
Karaman’ın Sesi gazetesinin internet üzerinden yayınını sürdürdüğü kgrt.net’te yazılarını beğenerek okuduğum “Cemil Arif”e kocaman teşekkür. Bildiğim kadarıyla o da benim gibi Karaman’da yaşamıyor. Adını bile açık etmekten mahcubiyet duyuyor. Ama Karaman’ı yazıyor. Çok iyi ediyor ve çok güzel konulara değiniyor. İbrala Barajı’nı benden önce yazmış. 17 Mayıs tarihli makalesinde İbrala Barajı’nın “Pür Melali” başlığını kullanmış. Her cümlesi ok gibi, hedefi 12’den vuruyor. Bu konuda yalnız olmadığımı görmek bana moral oldu. Bir hukuk insanı sağlam delilleri olmadan bazı saptamalarda bulunmaz. Bakalım devamı nasıl gelecek?
Türkçede “Suya sabuna dokunmamak” diye bir deyim vardır. Karaman’da bu deyimin hakkını verenleri benden iyi tanırsınız. Karaman’da suya sabuna dokunmadan yazmayı beceren ve kendilerini yazar olarak takdim edenlere bakıp gıpta ettiğimi sanmayın. Ben bu kuralın dışındayım, şimdilik sudan başladım. Sıra sabuna gelir mi bilmem? Ama suya dokunmadan “Kuraklık Dosyası” yazılmaz ki.
Gerçeklerle incinmek mi, yalanlarla avunmak mı? Hayat her zaman bu kadar sade değildir. Hayat, hiçbirimize iki şık sunmaz. Hayatın seçenekleri sınırsızdır. İnsanın tercihi ise tektir.
Atlamış olanlar için hatırlatırım: Turizm Bakanı’nın eşi meyve suyundaki görüntüye tepki göstermiş!