Hz. Ömer’in Sakalı, Altınları ve Adaleti

Hz. Ömer ölümü hatırlamak için bir adam buldu ve ona dedi ki:

Her sabah kapımı çalıp, “Ölüm var ey Ömer, ölüm var!” diyeceksin.
“Ben de sana ücret olarak bir altın ödeyeceğim.”

Adam mutluydu. İyi bir iş bulmuştu. Her sabah sevinçle Halife Ömer’in kapısını çalıp, “Ölüm var ey Ömer, ölüm var!” diyerek uyarısını yapmaya ve altınını alıp gitmeye başladı.

O günden sonra her sabah bu sahne tekrarlandı. Adamcağız hatırlatmasını aksatmadan yaptı.

Aradan aylar geçti. Hz. Ömer’e ölümü hatırlatmak üzere adam yine geldi. Hz. Ömer dışarı çıktı, ancak bu sefer adamı konuşturmadı. “Al bu altını ve git, bundan sonra gelmene gerek yok!” dedi.

Adam sebebini merak edip sordu.

Hz. Ömer, “Bu sabah aynada sakalımda ak bir tel gördüm. Ben her sabah çoğalan ak telleri gördükçe o sözü kendi kendime hatırlayacağım” diye cevap verdi.

Hz. Ömer, kendisi hakkında anlatılan bu masalı duysa tepkisi ne olurdu? Öfkesi mi baskın gelirdi, zavallılar diyerek halimize mi üzülürdü?

Kur’an’ı özümsemiş, adaletiyle ünlenmiş Hz. Ömer, Kur’an’ı Kerim’de “ölüm var insanoğlu, ölüm var!” mealindeki onlarca ayeti bilmeyecek, öyle mi?

Zengin olmadığı bilinen Hz. Ömer, her sabah kapısına gelen ve “Ölüm var ya Ömer! Ölüm var!” diyen birine bir altın verecek… Mantıklı mı, doğru mu? Altın çeyrek mi, yarım mı, tam mı? İşte o kısmı eksik kalmış. Bol keseden altın vermek Hz. Ömer’in karakterine ve bütçesine uygun mu?

Ölüm Meleği Ecele Bakar

Ailemden, arkadaşlarımdan ve tanıdıklarımdan öyle çok kişi saç ve sakalına ak düşmeden terki diyar eyledi ki… Ölüm meleği kılın, tüyün rengine bakmıyor. Ak mı, kara mı aldırış etmiyor. Boy ve yaşa göre görev yapmıyor.

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)” Hz. Ömer, bu ayeti duymamış olabilir mi? Duyup anlamamış olabilir mi? Hz. Ömer anlayışı kıt biri olabilir mi?

Hz. Ömer, mührüne “Sana nasihat olarak ölüm yeter ey Ömer!” ifadesini kazıtmış bir liderdir.

Adalet ve merhametin timsali Hz. Ömer, “Faruk” sıfatını taşıyan tek sahabedir. Bu sıfatı ona peygamberimiz vermiştir. Faruk, ayırt etme yeteneğidir, idrakin ve algının zirveye ulaşma halidir.

Hz. Ömer’le ilgili kıssaların hepsi bir yana, Hz. Ömer’in şu ikazı bir yana:

“Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emânet edildiğinde emânete riâyet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu, ona bakınız.”

Akrabasından Kimseye Görev Vermedi

Hz. Ömer, “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir…” diye başlayan Kur’an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) etkilenerek Müslüman olmuştur.

Hz. Ömer, müslüman olduğunda 32 yaşındaydı. Halife seçildiğinde 50, suikast sonucu şehit edildiğinde 60 yaşındaydı. Halifeliğinde, akrabasından hiç kimseye devlet hizmetinde görev vermemiştir.

Hz. Ömer, bir müslüman ve bir devlet başkanı olarak özel bir karakter. Onu şahsiyet ve yönetici olarak başkalarından farklı kılan temel özellik adaletidir. Her eyleminin hesabını vermeye hazır bir halife, hesap sormak isteyen insanların varlığına şükreden bir kul olmuştur.

Harcadığı her kuruşun hesabını halk huzurunda vermiştir. Kendisinden sonra oğlu Abdullah’ın halife adayı gösterilmesine karşı çıkarak, “Bir evden bir kurban yeter” demiş, tarihte akraba kayırmacılığına ilk darbeyi vuran devlet adamı olmuştur. Müslümanların kalite ölçülerinden biri olarak, saygıyla anılır.

Hz. Ömer, oğlu Abdullah’ı Hz. Âişe’ye yollayarak peygamberin hücresine, onun ayağının dibine defnedilmek için izin istedi. Hz. Âişe kendisi için düşündüğü bu yeri Hz. Ömer’e vermeyi kabul etti.

Hz. Ömer görev yerlerine gitmeden önce valilerin bütün servetlerini kaydettirir, (günümüzdeki mal beyanı) servetlerinde aşırı miktarda artış olanların durumlarını araştırır, gerekirse servetlerinin bir kısmına el koyardı.

Saça Başa Takılmak

Valilerinin ve diğer görevlilerinin teftişine çok önem veren Hz. Ömer, hakkında şikâyet bulunanlar için soruşturma açmıştır. Her yıl hac mevsiminde valileri Medine’ye çağırır, halktan bazı kimseleri de yanlarında getirmelerini ister, onlardan vilâyetlerinin durumuna, halkın şikâyetine, fiyatlara, zayıf ve güçsüzlerin valilerin yanına girip giremediklerine, valilerin hastaları ziyaret edip etmediğine dair sorular sorardı. Ayrıca teftiş maksadıyla tanınmayan kimseleri gizlice vilâyetlere gönderirdi.

Saça sakala, makama mevkiye, paraya pula, lafa söze bakmaktan bir kurtulsak, kim bilir ne güzellikler göreceğiz. Kıssalar sohbetleri renklendirir ama hayatımıza renk vermekten uzaktır. Hayatın rengi gökkuşağı gibidir ve gerçeklerden oluşur.

Hz. Ömer ve adaleti gerçektir. İnsanlık için gerçeklerin ipine sıkı sıkı sarılmaktan başka çare yoktur. Gerçekler somuttur, gözle görülür, tanıkları vardır ve bir şubesi eylemdir.

Bizim Ömerler Nerede?

Hz. Ömer’in unutamadığım sözlerinden biri “Şarkı yolcunun azığı” cümlesidir. Ak Parti’nin 18. kuruluş yıldönümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bize Ömerler lazım” demişti. Erdoğan bir başka toplantıda da “Her valimiz kendi ilinin Hz. Ömer’i olmalıdır” sözünü söylemişti.

Bu sözlerin üzerinden üç yıl geçti. Unutmamışım. Hafızamın ürün yenileyen elemanları 24 saat çalışır. Gece yarısı Hz. Ömer dosyasını önüme koydular. Dosyayı da onlar okudular. Hz. Ömer, sakalındaki tek beyaz teli görmüş, kedere gark olmuş.

Üşenmeden kalktım, aynaya baktım. Sakalımda bir tane olsun siyah tel göremedim, hepsi ağarmış. “Aranan Ömerler bulundu mu, valiler illerinin Hz. Ömer’i oldular mı?” sorusu da ak sakalımda kara kılı ararken aklıma düştü.

Not: Adalet Bakanı değişince adalet anlayışı değişir mi hocam?