Helalleşme hiç bu kadar popüler olmamıştı. Dini bir kavram olan helalleşme halk arasında bir çeşit özür dileme yöntemidir. Tanıdığı ve yakın ilişki içinde bulunduğu kişinin hakkını ve hukukunu ihlal ettiğini düşünen bireyler arasında geçmişe sünger çekme, barışma ve kul hakkından kurtulma girişimidir. Helalleşme bu ülkede, beş vakit namaz gibi dinen yerine getirilmesi gereken görevlerden biri olarak görülür. Bazı kişiler, birbiriyle gün içinde üç beş kez helalleşebilir.
Helalleşmenin yaygınlık kazanması, kul hakkının öneminden gelmektedir. İslami inanışa göre, kul hakkı, kişinin Cennet ya da Cehennem’e gidişinde önemli ölçüde belirleyici bir rol oynamaktadır. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile çıkmanın ağır bir vebâli vardır. Çünkü böyle bir günahın Allah tarafından bağışlanması, hak sahibinin affetmesi şartına bağlanmıştır.
Hak sahibi, hakkını almadıkça veya bu hakkından vazgeçmedikçe, Allah kul hakkı yiyenin bu günahını affetmemektedir. Bu açıdan değerlendirmek gerektiğinde, helalleşme dünyanın en önemli ve en ciddi eylemidir.
Ölümden sonra dirilişe ve yargılanmaya inanan bir mümin için kul hakkından daha önemli bir yük olmasa gerektir. Allah isterse, kendi hakkından kaynaklı günahları örter, affeder, siler, bağışlar. Allah’ın bağışlayıcılığı her müminin umududur. Ahiret için can simididir. Sırat köprüsünde elimizden tutulmadır. Ama kul hakkında böyle bir umut kırıntısı yoktur.
Helalleşme adı altında yapılan kimi hareketler, bazı kişilerin helallik isterken bile kazık atmaya çalıştığı bir oyundan öteye geçmiyor. Helallik istediği kişiyi kazıklamaya çalışan kişinin inancı inanç mıdır?
Helallik denilince sizlere birini anlatmaya çalışacağım. Bu kişi, ikram bilmeyen, evine kimseyi davet etmeyen, hediyeleşmeden nasibi olmayan biridir. Başkalarının sofrasında oturmayı, yemeyi çok sever. Ne yapar eder, kendine ikram ettirmenin bir yolunu bulur. Kiminle karşılaşsa ilk işi helallik istemek olur. Nasıl bir ruh halindeyse…
Onun helalleşme biçimi, rakibin boş anınını yakalayıp gol atan takımın hızlı futbolcusu gibidir. İlk atak hep ondan gelir. Daha merhaba der demez, aradan dalar, “Hakkını helal et. Nolur nolmaz” der. “Helal olsun” lafını almadan yakanızı bırakmaz. Öyle dil ucuyla, gönülsüz şekildeki helalliği kabul etmez. “Yok, yok daha yürekten gelmeli helallik” diye burnunuza yapışır. Siz “Ne hakkım olacak ki?” diye mırıldanırken, bir anda öyle güçlü bir “Helali hoş olsun” sözü çıkar ki ağzınızdan, kendinize şaşırırsınız.
Onun beklediği an budur. “Üç günlük dünya, bugün var, yarın yokuz. Helalleşmeden gitmek olmaz” diye tane tane konuşur. Bu kelimeler ağzından dökülürken, gözleri parlar. İstediği avı ele geçirmiş bir çakaldır.
Helalleşmede adettir. Biri sizden helallik istediğinde siz de ondan istersiniz. “Senin de hakkın geçmiştir. Sen de hakkını helal et” dersiniz.
Avını kapan çakal çoktan gitmiş, onun yerine kurnaz tilki gelmiştir. O bu soruyu beklemek için kim bilir kaç gündür pusudadır. Asla cevap vermez. Duymazdan gelir. “Ben golümü attım, 1-0 öndeyim. Sana gol fırsatı mı vereceğim” diyen bir fırsatçıya dönüşmüştür.
Helallik isteyen cümleniz boşlukta kalmıştır. O, çoktan bir başka konuya geçmiştir. Güya helallik isteme sözünüzü unutturacaktır. Veda edip giderken en kıymetli eşyanızı gözünüzün önünde cebine indirip, “bunu verdiğin için teşekkür ederim” diyen bir arsız tilkidir.
50 yıldır helallik isteyip bir kez helallik vermeyen tilki, halen hayattadır ve helallik tuzağına düşürmediği kişi yoktur. Helalleşme böyle bir oyun mudur? Böyle çakallık ve tilkilik yaparak kul hakkından kurtulmak mümkün müdür?
Belki otuz yıl olmuştur. Bir yurt muhabirine fotoğraf makinesi alması için aracı oldum. O yıllarda fotoğraf makinelerinin fiyatı bir hayli yüksekti. Makinenin parasının tamamına yakınını ben ödedim. Muhabir sözünde durmadı, vaat ettiği vakitte borcunu ödemedi. Sonra kayıplara karıştı. Otuz yıl sonra telefonla aradı, hal hatır sordu.
Hacca gidecekmiş. Bana borçluymuş. Helallik almadan hacca gidemezmiş. “Bana fotoğraf makinesi aldınız. Size parasını ödemedim. Helalleşmek için aradım. Hakkınızı helal edin” dedi. Hacca gidecek parayı bulmuş ama borcunu ödemesi gerektiğinden habersiz bir tilki. Helallik isterken bile aldatma peşinde. “Helal olsun” dedim. Otuz yılı geçti, belki üç bin dolardan fazla para. Borcunu ödemek yerine helallik isteme sahtekarlığı. Helallik bu mu?
Dini kavramları, dini duyarlılık kisvesi altında çıkarları için kullanan insanları anlamakta zorlanıyorum. Helallik almak, helallik istemek ve helallikle ilgili ne zaman bir cümle duysam, Karaman’daki tilkiyi ve fotoğraf makinesi aldığım muhabiri hatırlarım. Helallik bende güzel çağrışımlar sağlayan bir kelime değildir. Kul hakkı ve helallik istemek, hak gaspını örtme veya haksızlığını meşrulaştırma peşinde koşan arsızların her istediklerinde girip talan edebilecekleri bir bahçe değildir.
Helalleşme çağrısı şimdi politik söylem oldu. Kişisel helalleşmelerde bile tilkilik peşinde koşanların yaptıklarına tanıklık etmiş biri olarak, bu günlerde siyasetçilerin diline düşen bu kelimenin iyice erozyona uğramasından endişeliyim.
Son bir yılda enflasyon ve kur artışından kaynaklı olarak geliri yarı yarıya düşmüş biriyim. Bundan daha ağır kul hakkı var mıdır? Bizleri fikri ve ekonomik yönden yoksullaştıran, liyakatsizlerin hamiliğine soyunan bir yönetim toplumsal helallik isteyerek kendini aklayabilir mi? Seçim sandıkları siyasetin helalleşme yöntemi olabilir mi?
Helalleşme, bu çağrıyı yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sırtına yüklenilecek bir küfe değildir. Helalleşme bir dayatma değildir. Helalleşme, bir diğerini tuzağa düşürme aracı haline getirilemez. Helalleşme, bir ortaklaşma, paylaşma, dayanışma ve huzurlu yaşama arzusudur.
Helalleşme, adalet ve demokrasiye dayalı bir geleceğin inşası için bütün sosyal ve siyasal aktörlerin katkısını gerekli kılmaktadır.
Helalleşme yolculuğuna bütün ülke el ele vererek çıkabilir. Tek başına çıkılacak helalleşme yolculukları, güzergahı bilinmeyen yol gibidir. Bizleri nereye çıkaracağını asla bilemeyiz.
Salgının ilk günleri okuduğum bir haber şöyleydi:
…. İlçesinde testi pozitif çıkan kişi helalleşmek için köyde herkesle kucaklaşıp öpüştü. Sonuç, köy karantinada…
Yine salgının ilk günlerinden bir başka haber: Başkent’te Altındağ İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki filyasyon ekibi, PCR testi pozitif olan kişiye müdahale içine evine gittiğinde sokak düğünü ile karşılaştı. Halay başı, testi pozitif çıkan kişiydi.
Filyasyon ekipleri halaya engel oldukları için kul hakkına tecavüz etmiş sayılır mı?
Ahmet Tek