Günümüzde Aktekke olarak adlandırılan Maderi Mevlâna Camii, Larende Mevlevî dergâhıydı. Bu dergâhın en vefalı ve mistik dervişlerinden biri Süleyman adında bir gençti. Karaman Mevlevihanesi’nin bu saf ve pâk derviși halk arasında ‘Gülüm Dede’ olarak bilinir ve pek sevilirdi. Ona bu isim, tanıdığı ve tanışmadığı tüm insanlara karşı hep güler yüzlü oluşu, yumuşak ve tatlı dili nedeniyle yakıştırılmıştı. Zamanla Süleyman adı unutuldu, Gülüm Dede olarak tanındı.
Gülüm Dede bir gece rüyasında Mevlâna Celaleddin Rumî’yi gördü. Hz. Mevlâna, Gülüm Dede’ye bazı nasihatlerde bulunduktan sonra bir ney hediye etti. Gülüm Dede, işte o geceden sonra ney üflemeye başladı. Kısa sürede Mevlevi dervişânı arasında en üstün ney üfleyen derviş oldu. Bir müddet sonra Konya’dan davet aldı, davete icabet etti, Karaman’dan ayrıldı ve Konya Dergâhı’nın Neyzenbaşısı oldu.
Rüyasında Hazreti Pir’den aldığı aşk ilhamı ile coşup taşan Gülüm Dede’nin Fenâfillah (Allah’ın varlığı içinde yok olma) mertebesine eriştiği ve bazı olağanüstü hallere sahip olduğu rivayet edilir.
Konya’da iken ihtiyarlamış olan Gülüm Dede, bir gün arkadaşlarına “Artık ben vatanı aslîme gideceğim” demiş ve o günden sonra bütün eşyalarını fakirlere ve uygun bulduğu yakın dostlarına dağıtmış. Fakat bir yolculuk hazırlığı yapmamış ve birkaç gün sonra hastalanmış.
Gülüm Dede’nin bu hastalığından kuşkulanan yakınları, tedavisi için gerekli ilaç ve tedbirleri almağa kalkışmışlarsa da, Gülüm Dede istememiş. Bu telaş ve davranıştan vazgeçmelerini rica etmiş. Aradan az bir vakit geçtikten sonra da sakince ruhunu teslim etmiş. Doğum ve ölüm yılları belli olmayan Gülüm Dede’nin mezarı Konya Mevlevi Dergâhı kabristanındadır.
Bu metin, “Durmuş Ali Gülcan: Geçmiş Yüzyılların Karaman Büyükleri ve Şairleri adlı kitaptan alıntıdır. (Bifa Şirketler Grubu Yayını)
Karaman’ın Beyefendisiydi
Karaman’ı, Karaman’ın tarihini ve Karamanoğulları’nı onun kadar iyi bilen biri çıkmadı. Bilgi, emek ve araştırma ürünü onlarca eseri Karaman’a armağan olarak bırakıp ahirete göç etmesinin üzerinden 27 yıl geçti.
Beyefendiydi, gerçek anlamda İstanbul efendisiydi. Karaman’ın ilk araştırmacı gazetecisiydi. Ölünceye kadar da öyle kaldı. Karaman’ın geçmişini didik didik eden, günümüze değerli eserler bırakan araştırmacı yazar Durmuş Ali Gülcan’dan söz ediyorum. Adını duyduğum, eserlerinden haberdar olduğum biriydi. Karaman’ın duayenlerindendi. Çığırtkanlık yapmadı. Sessizdi. O, kendini yazarak ifade etti.
Durmuş Ali Gülcan’ı, ne yazık ki yakinen tanıma imkânım olmadı. Onun Karaman’a yerleşip ardı ardına kitaplar yazdığı yıllarda ben Ankara’da önce öğrenci, sonra mesleğe yeni başlamış bir genç gazeteciydim. Bir kez rahmetli Kadir Mangırcı’nın yanında görüşüp konuştuk. Fötr şapkalı, kravatlı, takım elbiseli, gevrek sesli, gözleri ışıl ışıl, ince, zayıf, narin biriydi. Meraklı ve heyecanlıydı. İleri yaşına rağmen kıpır kıpırdı, enerjikti. Gazetecilik üzerine bazı sorular sorduğunu hatırlıyorum. Durmuş Ali bey, hafızamda “Gülcan Amca” olarak kayıtlı kaldı. Karaman onun kıymetini bildi mi? İnşallah bilmiştir.
Çağla Hırsızlığı
Karaman’ın kıymetini bilmediğini düşündüğüm isimlerinden biri de Kâmil Uğurlu’dur. Entelektüel ve üretkendir. Onun ‘Karaman Şehrengizi’ adlı kitabı bile bu şehre bıraktığı büyük bir armağandır. Karamandan.com haber sitesindeki yazılarını hiç kaçırmam. Geçenlerde “ÇOCUK GÖNLÜM KAYGILARDAN ÂZÂDE (2) başlıklı yazısında, ‘çağla hırsızlığını!’ anlatmış.
Kâmil Uğurlu’nun yazısının bir bölümü şöyle: “Çağla zamanında bahçelerden çağla çalmak, görülmemek ve yakalanmamak kaydıyla serbesttir ve helâldir. O zamanın çocuklarının yürekten inandıkları bir yasa maddesidir bu ve hâlen (nerdeyse hâlen) geçerliliğini korumaktadır.
Çağla zamanıydı. Çağlayı herkes bilmeyebilir. Kayısının henüz olmamışı, yeşil hâlidir.
Ekşidir. Bahar kokar. O koku başka hiçbir yerde bulunmaz. Bir avuçta tutulan tuza bu yeşil hârikayı batırıp, yan dişlerinizle ısırdığınızda, ağzınıza önce bir ekşi lezzet dağılır. Sonra bir bahar kokusu. İçinde heyecan, çocukluk, sorumsuzluk, ölümsüzlük, avarelik ve özgürlük ıtırları olan hârika bir bahar kokusu, insanın genzine, damağına, giderek beynine, gönlüne yayılır. Göz açıp kapayana kadar teşekkül eden bu durum, nerdeyse alışkanlık yapar. Ve unutulmaz… Her şeyin çalması, çalınması şiddetle lanetlenirken, Karamanlılar, iş bu sebeple, çağla hırsızlarına karşı çoğu zaman hoşgörülüdürler.”
Yaşlı Afacanlar!
Gülcan Amca’nın esprilerinden biri çağla zamanı, ‘haydi çağla çalalım’ demesiymiş. Karaman kültürünün muhafızlarından Mehmet Vehbi Uysal, (Benim kıymetli hocalarımdandır) Gülcan Amca’yı en iyi tanıyanlardan. M. Vehbi Uysal’ın Karaman Müze Müdürü olduğu dönemde Gülcan Amca sık sık ziyaretine gelirmiş. “Haydi Vehbi, çağla çalmaya gidelim” dermiş. Bu söz lâfta kalmazmış. Yakınlardaki bir kayısı ağacından üç beş adet çağla koparıp dönerlermiş. İki afacan çocuk gibi… Yaşlılığın afacanlığından başka ne olur ki?
Şimdi taze ceviz zamanı. Gülcan Amca’nın en sevdiği şeylerden biri, bu günlerde elini ‘tetirlemek’ olurmuş. Tetir, cevizin yeşil kabuğuna denir. Ayrıca, yeşil ceviz kabuğu, nar vb. bitkilerin bıraktığı kalıcı boya lekesidir. Durmuş Ali Gülcan, M. Vehbi Uysal’la bahçeye gider, kopardığı cevizin kabuğuyla eline bir güzel kına yakar, bir yandan da “Hanım bana kızacak” diye gülermiş.
Millî Şairimiz Bekir Sıtkı Erdoğan’ı yazmayı düşünürken Gülcan Amca öne geçti. Kâmil Uğurlu’nun çağla yazısı, Murat Ay’ın Karaman Ezgisi kitabındaki “Neyzenbaşı Gülüm Dede” başlıklı bölüm, Gazi Kültür Sanat Merkezinde çekilmiş bir fotoğraf ardı ardına önüme çıkınca, bir de tetir zamanı olduğunu hatırlayınca Gülcan Amca’ya öncelik vermesem olmazdı.
Duayen fotoğrafçı Mustafa Koçak, Gülcan Amca’nın fötr şapkasının torununda olduğunu söyledi. Rahmetli Gülcan Amca doğup büyüdüğü evini ölmeden önce Karaman Belediyesine bağışlamış. Bir oğlu vardı, avukattı, üç yıl önce vefat etmiş. Gülcan Amca bağışladığı evin kültürel amaçlı kullanılmasını ve buraya adının verilmesini vasiyet etmiş. Mustafa Koçak’ın ifadesiyle, “Maalesef o evin adı Hürrem Dayı 2” diye geçiyormuş.
97 yıllık ömrünün büyük bölümünü Karaman’da geçiren ve Karaman’la ilgili onlarca eser yazan Durmuş Ali Gülcan, 3 Temmuz 2024 tarihinde Gazi Kültür Sanat Merkezinde anılmış. Katılımcılar arasında onun kadim dostu Medeni Yavuzaslan başta olmak üzere Ankara’dan Nevzat Dağlı ve eşi, Remzi Tartan, Şahabettin Yavuzaslan, Ali Yağcı, Nazım Boynukalın, Yusuf Yıldırım, Ahmet Mısırlıoğlu, Kemal Arabacı, Ethem Büyükköse, Hikmet Elitaş, Mustafa Koçak, Sami Karapınar, Celalettin Işık, Hasan Özünal, Osman Nuri Koçak, emekli albay Baytekin, Memiş Köseoğlu gibi onu yakından tanıyanlar varmış. Allah rahmet eylesin. Karaman’ın güzel insanlarındandı. Eserleriyle hatırlanacak.
AHMET TEK