Bu Şehirden Umut Kesilmez

Karaman’dan, şiirin hasından anlayan iki güzel insandan Prof. Dr. İdris Nebi Uysal ve Adem Kocatürk’ten, geçen hafta, aynı gün, aynı saatlerde bir ileti aldım. “Yunus’la Sohbet” başlıklı bir şiir göndermişler. Şiir bir haber sitesinde de yayınlanmış.

Dün gece Yunus’la divana durdum,
“Oğul, şöyle yamacıma çök” dedi.
Destur aldım, nice sualler sordum.
“Oğul, buyur hasretini dök” dedi.

Dedim “miskin kimdir?”; dedi “Yunus’dur.”
Dedim ki “talibim”; dedi ki “destur.”
Dedim “Ne yapayım?”; dedi ki “dost, dur.”
“Oğul, benliği bedenden sök” dedi.

Dedim “mülkü dünya?”; dedi “yalandır.”
Dedim “akıbeti?”; dedi “talandır.”
Dedim “ne gün?”; dedi “ahir zamandır.”
“Oğul, dünya bir zehirli ok” dedi.

Dedim “Muhammed kim?”; dedi “hasretim.”
Dedim “yokluk nedir?”; dedi “servetim.”
Dedim “dünya nedir?”; dedi “gurbetim.”
“Oğul, fânide bâkilik yok” dedi.

Dedim “hayır dua?”; dedi “ahtımdır.”
Dedim “ya Karaman?”; dedi “tahtımdır.”
Dedim “hoşnut musun?”; dedi “bahtımdır.”
“Oğul sorma, hasretimiz çok” dedi.

Dedim “dava nedir?”; dedi “İslam’dır.”
Dedim “İslam nedir?”; dedi “nizamdır.”
Dedim “sualim çok”; dedi “tamamdır.”
“Oğul, yolumuzda edep Hak” dedi.
“Gönlünü gönlü verene yak” dedi.

Aman Allahım! Bunlar nasıl dizeler? Okudum, okudum, okudum. Son dizede dizlerimin bağı çözüldü. “Gönlünü gönlü verene yak” dedi. Şiirin şah damarı işte burası. Şiir bitti, ben bittim. Gönülü yakacak çırayı ve gönlün ne için yakılacağını gösteren kelimeler nasıl da özenli seçilip hizaya geçmişler.

Müthiş ifadeler. Yüreğe damla damla akıyor. Kelimeler yumuşacık, batmıyor, bağırmıyor, hava gibi, su gibi sessizce içeriye sızıyor.

“Bu şiirin sahibi ‘Kelimelerin Efendisi’ olmalı” dedim. Kelimelere can suyu veren birinin nefesiydi okuduğum şiir. Kadim dönemlerin kelimelerini yeniden dirilten bir ozan vardı karşımda. Yunus Emre’nin dizinin dibine oturup, o büyük ustadan destur alınca hasretini gidermenin sevincini yaşayan biri.

Ozan, Yunus’un edebiyle edeplenmiş. “Özü Yunus, sözü Yunus.” Kelimeleri Yunus gibi; Türkçenin süt dişleri. Yalın, derin, köklü… Söz ırmağının kenarında oturup, israftan kaçınan bir inanç eri. Kelime israfı yapmadan soru soran bir derviş ve misliyle mukabele gören bir talip.
Bir Çin atasözü der ki; Soru soran birkaç dakika aptal olur, soru sormayan sonsuza kadar aptal kalır!
Bir büyük düşünür de “Bir adamı sorularıyla değerlendirin, cevaplarıyla değil” demiş.

Yunus’a soru sorma adabına ve sorduğu sorulara bakar mısınız? 750 yıl önceye gidip o günün diline aşina bir ozan. Ustasının sözlerini ezber etmiş bir aşık.

Yunus Emre’nin, “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası…” dizelerinin hikmeti olmalı. Yunus’un sözlerinin çağımızdaki yankısı. Öz aynı, usandıran değil, arzulanan sözler. Çürümeyen, kokuşmayan, bezdirmeyen taze ve diri kelimeler…

Kim bu “Kelimelerin Efendisi” diye sorduğunuzu duyuyorum. Evet, adı Aşık Mustafa Turani. Adını çok duydum, tanışmak kısmet olmadı. Geçen yıl Karaman’da bulunduğum günlerde Aşık Turani ile röportaj yapmak için aradığımızda köyüne gittiği için görüşüp söyleşememiştik.

Şairlerin sezgileri güçlüdür, yürekleri geniş ama yumuşacıktır. Empati kurmakta üstlerine yoktur. Onların aşkları da nefretleri de, dostlukları da düşmanlıkları da bize benzemez. Onlar öncüdür. Sigmund Freud “Nereye gitsem bir şairin benden önce oraya uğramış olduğunu gördüm.” demiş. Öyledir. Şairler hem bireyin hem toplumun bilinçaltına inmeyi bilirler.

Mustafa Turani’nin “Yunus’la Sohbet” şiiri, Yunus Emre yılına en güzel armağan. Dedim ki, “Böyle bir halk ozanının yaşadığı şehirde umut vardır. Bu şehirden umut kesilmez.”

Sordum, “Şiirlerine nasıl ulaşırım?Kitaplarını nerden getirtebilirim?” Sormaz olaydım. Henüz kitabı yokmuş. Yüzlerce şiiri olan bir ozanın, bu şiirlerinin yer aldığı bir kitabı yokmuş. Okunmaya değer tek mısralık şiiri olmayanların bile “Şairim, üç kitabım var. Yakında yeni kitaplarım çıkacak” diyerek, kibirle dolandıkları gözümün önüne geldi.

İçime bir hüzün çöktü; şair değilim, anlatamam. Ama bir kez daha inancım pekişti; Karaman’da Yunus Emre’nin nefesi ve ayak izleri var. İrfanî geleneğin temsilcisi Mustafa Turani bana bu gerçeği hatırlattı.