Güldere köyünün “Saklı Cenneti” bana önce çiçekleri hatırlatır. Sonra Binbir Gece Masalları’nı… Saklı Cennet hem gelincik hem papatyadır. Kırmızının en koyu tonu, beyazın en lekesizini taşıyan iki prenses, iki yaban gülü…Ihlara’nın adı çıkmış; gelin siz Güldere’yi bir görün.
Evler toprak damlıydı. Damlarda her bahar papatyalar açardı. Onları çiçek açmadan toplar, ekmek arasına katık yapardık. Damlarda papatyalar büyür, tandırlarda ekmekler pişerdi. Buğday ve papatya kokardık.
En çok sevdiğimiz renk kırmızıydı. Kırmızı olan her şeyi güzel görürdük. Bayrağımızın rengi de kırmızıydı ve bayrağı kutsal görürdük. Baharın en narin çiçekleri de baharda açardı ve herkes ona gelincik derdi.
Bir metrekarelik toprakta yüzden fazla çiçek, bini aşkın renk. Tabiatın gülen yüzü, serinleten rüzgârı, nazlı deresi, sakaların buluşma yeri. Issızlığın ortası, güzelliğin merkezi. Güzel yurdumun bilinmeyen cennetten bir köşesi.
İnsanoğlu çiçeklerin ve böceklerin izini sürmüş olmalı. Başka türlü saklı cennetleri nasıl bulacaktı? Doğanın hiçbir güzelliği insana kapalı değil. İnsan bu güzellikleri mülkü görür; arsızlaşır. Bunlara hoyrat davranır. Yetmez, içine eder.
Bahar Adlı Dünya Tiyatrosu
Güldere, Karaman’da bir köy. Öyle bozkırın tozuna, toprağına bulanmış, çoraktan ve susuzluktan kıvranan köylerden sanmayın. Güldere, bahar adlı dünya tiyatrosunun prömiyerinin yapıldığı mekânın adı. Güldere, burada sergilediği oyunu bir başka yere taşımaz. Dekorları ve oyuncuları yerinde bırakır. Bu oyun kaç bininci kez sahnelenmiştir, kimse söyleyemez.
İnsanın ta derinlerinde duyumsayacağı her güzellik burada. Bunu hissedemeyenler, Allah’ın nimetlerinin farkına varmayan, bakıp görmeyen, duyup işitmeyen inkarcılardan daha fenadır. Burada öyle bir dinginlik, öyle bir sükûnet var ki insan ruhunun doyduğunu, huzura erdiğini, şifa bulduğunu sanır. Öyledir.
Bir toplumun üyesi olmaktan daha çok doğanın bir sakini veya ayrılmaz bir parçasıyız. İnsan çiçeklerin, taze çayırların, su sesinin ve kuşların izini süren canlı.
Güldere’nin Sürprizleri
Karaman’ın Güldere köyüne gitmek isterseniz sürprizlere hazır olun. Güldere harikulâde bir film platosu ve bir çiçek cenneti. Büyüleyici bir coğrafyanın içinde bir yerleşim yeri. Binbir Gece Masalları’ndan fırlamış gibi. Öylesine büyüleyici. İnanılmaz, rüya gibi bir vadi ve bakımsız olmalarına rağmen güzelliğini yitirmemiş taş evler… Kanyoncuların henüz keşfetmedi bir cennet köşe.
Önce Saklı Cennet’i anlatmalıyım. Adını kim uydurmuşsa galiba literatüre de öyle geçmiş. Cennetin saklısı olmaz. Cennet şeffaflıktır, şeffaf kulların huzur yurdudur. Saklı Cennet, Karaman’a 43 kilometre mesafede, Güldere köyü sınırları içinde bir kanyondur. Yakın zamana kadar Gödet Vadisi adıyla anılmış. Saklı Cennet yakın dönemde kullanılmaya başlanmış.
Saklı Cennet, kaya kilise mağaraları, tarihi kalıntıları, deresi, gözeleri, ağaç ve çiçekleri ile doğal güzellikleri bağrında barındıran bir vadi. Torosların ardında, İç Anadolu’ya uzanan akarsuların oluşturduğu kanyon şekilli, merdiven basamaklı bir bölge.
Ihlara Vadisi’nden Daha Büyük
Saklı Cennet, 25 kilometre genişliğinde yayılmış bir vadi. Bu ölçekle Ihlara’dan çok büyük. Turistlerin akın ettiği, turların ana durağı Aksaray’ın Ihlara Vadisi 18 kilometre.
Gödet Vadisi’nin üst sırtlarındaki oluşumlar göz alıcı, seyirlik. Doğa yürüyüşçüleri için bulunmaz bir nimet. Pek çok patika mevcut. Ihlara’yı bin kez cebinden çıkarır.
Gödet Vadisi’ne Karaman Doğa Faaliyetleri ve Gençlik Derneği (KARDOF) Başkanı, Dağcılık Federasyonu Temsilcisi, kanyon kaşifi, zirve tırmanışı eğitmeni, Coğrafya Öğretmeni Fedai Erkocaoğlu ve gazeteci Mehmet Çetin ile birlikte gittik. İkisi de vadiyi onlarca kez gezmiş. Ayak basmadıkları yer kalmamış.
Mehmet Çetin’in aracıyla vadinin derinliklerine kadar çıktık. Güzergâh boyunca taş evlerle karşılaştık. Bir zamanlar Ermeni ve Rumların kullandığı bu evlerden etkilenmekten kendimizi alamadık. Kaya kilise mağaralarına uzaktan baktık. Yakınına gidecek kadar vaktimiz yoktu.
Doğanın bahar tasarımları, milyarlarca yıllık oluşumlarla bütünlük sağlamış. Mimari örneği evler bir başka güzellik. Vadiyi boydan boya geçerken bulutlar, güneş ve kuşlar bize eşlik etti. Arada yağmur da çiseledi. Tertemiz havayı soludum, dinçleştim, canlandım.
Olağanüstü Kokular İçinde Kaybolmak
Derenin sesini, kuşların ötüşünü ve arıların vızıltısını dinledim. Dereyi besleyen ana kaynaktan kana kana su içtim. Çiçeklerin ve kırların, hafif çiseleyen yağmurun toprakla buluşmasından ortaya çıkan olağanüstü kokuyu doya doya içime çektim.
Sit alanı olarak koruma altına alınan Güldere köyündeki evleri inceledim, tanıştığımız güzel insanlarla sohbet ettim. Misafirperverliklerine tanık oldum. Bol bol fotoğraf çektim.
Abdülhak Şinasi Hisar, “Tabiatı hep yeşil görmek âdetimizdir. Halbuki, dikkat etsek , onun muhtelif yeşilleri arasında da, sair bütün renklerin kendi aralarında olduğu kadar farklar vardır” demiş.
Bu sözün derinliğini Güldere’yi görünce anladım. Sadece yeşilin mi? Mavinin de, kırmızının da, sarının da bütün farklı tonlarını gördüm.
Tabiatın sessizlliğinin ve sükutunun ruhlara ve gönüllere sindiği, itikafa çekilmiş hissini veren şehirleri biliyoruz. Bunlara sakin şehirler diyoruz. Sayıları artıyor bunların. Sakin şehirler bende hüznü çağrıştırıyor. Sakin şehirleri melâli bilenlere lâyık görüyorum.
Gödet’in Harran’dan Neyi Eksik?
Şanlıurfa’nın Harran ilçesindeki kümbet evleri bilmeyen yok. Gidip görmediyseniz de belgeselini izlemişsiniz, fotoğraflarına bakmışsınızdır. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de alınan Harran’ı gördüğümde Göbeklitepe Höyüğü henüz keşfedilmemişti. Ama Şanlıurfa’ya yolu düşen Harran’a gider ve kümbet evlerin önünde fotoğraf çektirirdi.
Harran açık hava müzesi, yol geçen hanı. Yıllardır böyle. Güldere Saklı Cennet ya da Gödet Vadisini tanıyan da yok, bilen de. Biri Güneydoğu’da biri İç Anadolu’da.
Güldere taş evleri, ilginç mimari yapısıyla bir açık hava müzesi konumunda. Güldere evlerinin manzarası ise bir başka değer. Vadinin görkemli kayalıkları, oyukları, akar çayı, ağaçları, kuşları ve çiçekleri açık hava müzesinin artı zenginliği. Daha ne olsun!
Yönetmenler İçin Doğal Plato,
İranlı ünlü yönetmen Abbas Kiyarüstemi Gödet Vadisini mutlak görmeli. Bizim sinemacılar da görmeli. Nuri Bilge Ceylan örneğin…Görünce bölgeden ayrılamayacaklarına eminim. Tam film platosu. Doğal plato.
Kiyarüstemi, 2010’da çektiği “Aşk Üzerine” filminde, şöyle diyor: “Herhangi bir nesneyi alıp müzeye koyuyorlar ve insanların ona bakışı değişiyor. Burada önemli olan, nesne değil senin algın. Şu selvi ağaçlarına bak. Ne güzeller. Hepsi eşsiz. Hiçbiri birbiriyle aynı değil. Orijinallik, güzellik, yaş, işlevsellik; bu bir sanat eserinin tanımı. Tek fark galeride değil, kırlarda olmaları. Bu yüzden, kimse onları fark etmiyor.”
Köy Evleri, Kuşlar, Arılar, Kelebekler ve Sincaplar
Güldere’yi, Gödet Vadisi’ni gezin. Adaçayı çeşitlerini, ceviz ağaçlarını, hareketli, oyunbaz minik sincapları, kelebekleri, kuşları, arıları, dereyi, yarpuzları, eşekle tarlasına giden kadınları, 300-350 yıldır içinde yaşam olan köy evlerini görün.
Sanki ABD’deki Grand Kanyon Ulusal Parkı diyerek abartmak istemiyorum. İnanın ondan eksiği yok, fazlası var. Doğa harika, pınarlardan tertemiz, tatlı sular akıyor. Tekrar tekrar görmek isteyeceğiniz güzellikler.
Piknik de yapabilirsiniz, ATV’lerle tur da atabilirsiniz. Alabalık yiyebileceğiniz, mangal keyfi yapabileceğiniz bir mekân da hizmet veriyor. Vakıflara ait bir araziyi kiralayan işletmeci, bölgeye sahip çıkmış. Gelecekte bölgenin fark edileceğine inanıyor.
Yıldız Toplamak İçin En İdeal Yer
Gödet Vadisi’nde kamp yapıp gecelemek lâzım. Burası geceleri avucunuzu az yukarıya kaldırdığınızda binlerce yıldızı toplayabileceğiniz bir cennet. Bir geceyi Gödet Vadisi’nde geçirsem yıldız komasına gireceğimi biliyorum. Ermenek’te öyle olmuştu. Bu arzumu inşallah bir gün gerçekleştiririm.
Karaman, çok şeyini heba etti, kıymet bilmedi. Gödet Vadisine sahip çıkılmalı. Niye böyle ön yargılıyım? Elbette sebepsiz değil. Daha yakın zamana kadar köy meydanında bir dibek taşı varmış. Köyün ortak malıymış. Köylüler nöbetleşe buğday, mısır gibi tahılları dibek taşında ağaç tokmaklarla döverek kepeğini ayırırlarmış. Camiden çıkan gençler, dibek taşının çevresinde sıraya girermiş. Fantastik tablolar, fantastik olaylar. Gödet köylüsünün temel besini olan keşkeklik hedik, aşlık, bulgurluk, dolmalık, çorbalık gıda malzemeleri dibek taşından geçermiş.
Devasa Dibekten Eser Yok
Tam yılını öğrenemedim. Köy elektriğe kavuşmuş. Köylü çok sevinmiş. Birileri gelmiş, dibek taşının olduğu yere elektrik direği dikeceğiz demişler. Binlerce yıllık dibek taşını kırıp parçalamışlar. Bana tastamam böyle anlattılar. Bugün dibekten eser kalmamış.
Bu satırları yazarken Nobel Edebiyat Ödüllü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in , 1967 yılında yazdığı başyapıtı “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı romanını hatırladım. Marquez, Güldere’yi, Gödet Vadisini görseydi dedim. Görmekten görmeye fark var.
Kur’an-ı Kerim Lokman Suresi 20. ayetin meali şöyledir:
“Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? İnsanlardan öyleleri vardır ki bir bilgi, bir rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışmaya kalkışırlar.”
Güldere’den Tekirdağ’a döndüm ama aklım hep orada. Güldere’de bir vakit kalmalı, ya kitap okumalı, ya kitap yazmalı. Geceleri bol bol yıldız toplamalı.
Aziz Nesin’in şiiriyle veda edelim:
Son İstek
Bitki olacaksam
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil.
Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil.
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil.
Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Cezaevlerinde değil.
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil.
Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazan sevi üstüne
Ölüm kararı değil.
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarla değil.