Bisiklet Yolundan Aktekke Meydanı’na

Erkeklerin askerlik muhabbeti bitmez. Askerlik günlerinden laf açılmaya görsün, herkes dağarcığındakini ortaya boca eder. Erkeklerin askerlik günleri kadar unutamadıkları bir başka konu ise bisiklettir. Kiminle konuşsanız size bisikletli bir anısını anlatır.

Karaman’da 1980’lere kadar bisiklet kullanımı yaygındı. İşçi, esnaf, öğrenci, öğretmen, imam ve aklınıza hangi meslek grubu gelirse o meslek mensupları evden işe, işten eve bisikletle gider gelirdi.

Bisikletçi Ali Efendi adı Karaman’ın tescilli markası gibidir. Ali Efendi hem imam hem bisikletçiydi. Karaman’da imamların büyük bölümünün bisikleti vardı. İmam Karaoğlu’nu bisikletsiz gören yoktur. Çok zayıftı. Karaman’ın güler yüzlü insanlarındandı. Hem bisiklet sürer hem herkese selam verirdi. Lakabını hatırlayamadım. Allah rahmet eylesin.

MUZAFFER CAN HEP FİTTİ

Muzaffer Can Hoca Dikbasan’ın imamıydı ve her aktivitenin adamıydı. Onun bisikleti çok havalıydı. Hocanın en fit olduğu yıllardı. Bisiklete en çok yakışan kişi kim diye anket yapılsa Muzaffer Can açık ara birinci olurdu. Bisiklet sanki hocanın asıl uzuvlarından biri gibiydi. Bisikletiyle öyle bütünleşirdi.

Bisiklete binmeyip, aksesuar gibi taşıyanların sayısı da hiç az değildi. Mahmut Toptaş Hoca onlardandı. Bu gruptakiler bisikleti kendilerine doğru hafif yatırır, koluna girmiş bir dost gibi yanında sürüklerdi.

BİSİKLETLİ ÖĞRETMENLER

Öğretmenlerden de bisiklet tutkunu olan çoktu. Necati Yeniel, Cengiz Tartanoğlu ve Abbas Dulkadir ilk aklıma gelenler. İlk yarış bisikletini Beden Eğitimi Öğretmeni Abdurrahman Çoban’da görmüştüm. Hoca çok kısa boylu ama tarzı olan biriydi.

Bisiklet sürerken bastığı pedalın yönüne doğru yatanlar da olurdu. Rahmetli Kemal Bayat ve Kültür Müdürlüğü’nden Mehmet Şenalp bisikleti her iki yana devrile devrile kullanırdı.

Sucu Ahmet Üre ve rahmetli babaları ile iğneci İsmail, Emin ve Halis beyler kaba gönden mamül çantaları önlerinde hangi adrese çağrılmışsa oraya bisikletle giderlerdi.

İspanyol denilen bol paçalı günlerde bazı bisiklet sahipleri metalden kıskaç kullanırdı. Pantolonun geniş paçası bir kenara toplanır, kıskaçla tutturulurdu. Çamaşır mandalı gibi bir şeydi.

En çok bisiklet Karaman Lisesi ile Endüstri Meslek Lisesi’nin bahçesinde olurdu. Çünkü evleri okula uzak olan öğrencilerin kullanabileceği tek araç bisikletti.

Beyaz eşya bayileri bugünkü gibi değildi. Nerde çeşit çeşit buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın, tv… En çok bisiklet olurdu. Okullar kapanmaya yakın yeni model bisikletler kapı önüne çıkarılır veya dükkanın önünde yüksek bir yere asılırdı.

BİSİKLET TAMİRCİLERİ

Bisiklet malzemesi satanları ve bisiklet tamircilerini çok az hatırlıyorum. Rahmetli Sabit ve Şuayip Atıl ustaların onaramadığı bisiklet yoktu. Halen mesleği sürdüren Kemal Usta’yı Atıl kardeşlerin yanında çalışırken gördüğümü hatırlarım.

Arkadaşlarımın hepsinin bisikleti vardı. Demek ki her evde en az bir bisiklet varmış. İmam Hatip’te öğrenci iken Mustafa Abacı’nın bisiklet sevdasını hatırlarım. Elinden çok bisiklet geldi, geçti. Çok kişiyi bisiklet sahibi yaptı. Bisiklet sevdasından çok erken yaşta aldığı otomobil sayesinde kurtuldu.

BİSİKLETİN SEMBOL İSMİ

Karaman’ın bisiklet tarihinin sembol ismi kimdir diye soran olursa, bu ünvana Muammer Baran’dan daha çok yakışacak başka isim yoktur derim.

Muammer Baran ve bisikleti hep yan yanaydı. Bisikletinin direksiyon bölümünde plastik çiçekler vardı. İlkbaharda ise elinden taze kır çiçekleri eksik olmazdı. Rahmetlinin kırmızı sevgisi topladığı kır çiçeklerinden bile fark edilirdi. En çok gelincik, papatya ve gökgöz (sevgi çiçeği) olurdu elinde. “O zamanlar her yer kırlıktı, bağ, bahçesiydi” geyiği yoktu. Zaten öyleydi. Sokak aralarındaki boş arsalarda bile diz boyu kır çiçekleri ve çimler boy atardı. Toprak damlı evlerin damlarından papatya topladığım günleri unutmadım. Damlar bahçe gibi olurdu. Film kareleri değil, gerçek hayat böyleydi.

Sinan Çetin’in çektiği, Şener Şen ve İlyas Salman’ın baş rollerini paylaştığı, 1982 yapımı Çiçek Abbas filmini izlerken Rahmetli Muammer Baran’ı anımsamıştım. Çiçek Abbas hurdadan aldığı minibüsü çiçek gibi yapmıştı. Minibüsünün önündeki plastik çiçekleri görünce, Muammer Baran ve bisikleti hafızamın derinliklerinden yol bulup çıkmıştı.

Karaman’ın yolları delik deşikti. Toz, toprak, taş aklınıza ne gelirse her şey bisiklet tekerinin önüne çıkar, dikkatli değilseniz kendinizi yerde bulurdunuz. Çocukların kollarındaki kabuk bağlamış yaraların sebeplerinden biri de bisikletti. Yollar bakımlı olmayınca bisikletin lastiği sık patlardı. Patlak lastiği onarmak bisiklet sahibinin göreviydi.

YOL VARDI DA BİSİKLETE Mİ BİNMEDİK?

Nereden nereye… Bisiklet için en uygun kent olan Karaman’da 1980’lerde bisikletler yollardan çekildi. Nasıl çekilmesin? Bisiklet için yol mu kaldı? Mobilet, motosiklet ve otomobil dönemi başlamıştı. Daha doğru ifadeyle bisiklet kullanmak tehlikeli hale gelmişti. Bisiklet yolu yapımını düşünecek çapta bir belediye başkanı gelmedi. Halkın bu yönde talepte bulunup bulunmadığını bilmiyorum.

Karaman Belediyesi’nin bisiklet yolu yapacağına ilişkin açıklamayı okuyunca sevindim. Sanki Karaman’a gelip bisiklete mi bineceğim? Bana neyse? Ama yapılacak her güzel işten duyduğum sevinç, bisiklet yolu müjdesiyle katmerlendi.

Bisiklet mevsiminde Tekirdağ’dayım. Tekirdağ bisikletçiler için adeta cennet. Güzel bir bisikletim var. Biraz yaşlandı. Buna rağmen gıcır gıcır. Ankara Mogan ve Eymir gölleri çevresinde çok tur attım. Hatta bisiklete binerken yanımda “köpek kovucu” taşırdım.

BİSİKLET YOLLARI

Ne zaman bisiklet yolu lafı edilse Yalova aklıma gelir. Karaman’dan çok sonra il olan Yalova; Bisiklet projesi için Avrupa Birliği’nden destek aldı. 10 yıldan fazla olmuştur. Elini çabuk tutan, ufku ve vizyonu olan yöneticiler her işte öncü olur. Kazançlı çıkan hizmet verdiği şehrin sakinleri olur.

“Karaman şanslı il, belediye başkanları süper çalıştı. Yatırıma doyduk” diyenler; Yalova’yı hatırlatırım. Bir bilseniz neler yapılmış neler…

Çok uzağa gitmenin ne alemi var. Konya’ya yolunuz düşmedi mi? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ilk işi bisiklet yolu oldu. Türkiye’de hangi ilin kaç km bisiklet yolu varmış, bunun bile listesi çıkarılmış. İnternette bulabilirsiniz.

UÇAN BİSİKLET

Bisiklet denilince Hollanda’ya şapka çıkarmak gerekir. Her yere bisikletle ulaşmak mümkün. Hollanda uçan bisiklet yapmış diye duyarsanız, şaşırmayın. Hollanda yavaş davranır uçan bisiklet icat etmezse bu işi Çin götürür. Çin’de yer gök bisiklet. Çeşit çeşit, ilginç tasarımlar var. Galiba tek eksik model, uçan bisiklet (!)

Baltık ülkeleri için söylenir ya: “Adamların başbakanları, bakanları bile işe bisikletle gidiyor. Var mı biz de öylesi?”

Avrupa’da bisiklet kültürü gelişmiş. Yıllar önce ilk kez gittiğim Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da geniş ormanlık alanda kadınlı erkekli herkesin bisiklete bindiğini görmüştüm. Bana refakat eden gazeteci meslektaşım bisiklet meraklısıymış, birkaç bisiklete sahipti. Bisikletle Sofya turu yapacaktık, yağmur izin vermedi.

Hollanda’yı bisiklet rotası üzerinden gezmeyi çok istedim. Lale tarlaları arasında, özellikle adalarda bisiklet sürmek büyük keyif olmalı. Nasip olmadı. Kulakları çınlasın, Rafet Kapdan, Amsterdam’da bazı yerlere bisikletle götürmek istedi. Güzel olan bisikletini bana ayırdı. Evden bir kilometre uzaklaşmadan “Haydi dönelim” dedi. Bisiklete binişimi beğenmemişti.

Hollanda ve bisiklet ikilisine Selahattin Bilgiç’i de ilave etmek lazım. Sevgili Selahattin günün yarısını bisiklet üstünde geçirenlerin lideri. Gençliğini bisiklete borçlu galiba.

Bir süre önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Anayasa Mahkemesi üyelerinden bir hukukçu arasında “bisiklet polemiği” yaşanmıştı. Olayı hatırlatmak istemiyorum. Bizim can ve mal güvenliğimizi sağlamaktan sorumlu bakanın sözlerini tasvip etmemiştim.

KÂMİ̇L UĞURLU’NUN BİSİKLETi

Bir bisiklet polemiği de Karaman’da çıkmıştı. Sayın Kamil Uğurlu’nun Belediye Başkanlığı döneminde. Sayın Uğurlu Karaman’a estetik değer katacak heykel benzeri ilginç ve dikkat çekici, bana göre sanatsal yanı olan objeleri belli noktalara koydurmuştu.

itfaiye binasına yakın göbekte yer alan kent mobilyası tabir edilen büyükçe bir bisiklet heykeli bunlardan biriydi. İlk gördüğümde “Ne güzel eser. İnsana hoşluk hissi veriyor. Tebessüm ettiriyor” demiştim.

Meğer o heykel yüzünden Karaman ikiye bölünmüş. İş polemik olmanın ötesine geçmiş. Benim görüştüklerim arasında “Ne bu ya? Bu bisikletin ne işi var burda? Bir bisiklet eksikti, o da geldi” diyenler çoğunluktaydı.

Öyle ki, o dönemde dikilen Kütüklü Park’ın kütüğü gibi eserler de dahil olmak üzere, Kamil Uğurlu’nun bu faaliyetine hayran kalanlar bile “Güzel oldu” demeye çekiniyorlardı. Nasıl bir mahalle baskısı varmış, hayret!

Siyaset dengede durabilme sanatı. Bisiklete binmek de bir denge sanatı. Ama ikisi birbirinden çok farklı. Bisiklet sizi kafanızın estiği yere götürür, siyaset liderin ayak izlerini takip ettirir. Benim gibi başına buyruklar siyaseti sevmezler.

Baltık ülkelerindeki siyasetçilere gıptayla bakanlara bir hatırlatmada bulunmak isterim;
Bizde her yer makam aracı. Kurumların otoparkları yetersiz kalıyor. Makam sahiplerine, makam aracı tahsis edilmişlere bisiklete binin demek de ne oluyor (!) Bu milli servet otoparklarda çürüsün mü? Onca dövizi boşa mı harcadık.

Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez hocayı unuttunuz mu? O karıncayı incitmekten çekinen kibar adam, makam aracı yüzünden ne sıkıntılar çekti. Makam, mevkiye hiç prim vermeyen, kimseye eyvallahı olmayan Sayın Görmez, yukarıdan gelen bir talimat ve makam aracıyla zor günler geçirmişti.

Kim neye isterse binsin. Binmesin desem, binmeyecekler mi? Bilmem kaç bin kilometre yol yapmış AK Pari iktidarı, bununla 18 yıldır övünüyor. Övünsünler, haklarıdır. Benim de “Kaç kilometre bisiklet yolu yaptınız?” diye sorma hakkım var. Karaman’da bisiklet yolu var mı? Keşke 30-40 kilometrelik bir bisiklet yolu olsaydı.

İsteyen istediğine binsin de yol olmayınca bisiklete binmek isteyen havadan mı gitsin? “Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir” sözünü bisiklet için uyarlayabiliriz. “Bisiklete binmek yasak değil ama bisiklete bineceğiniz yol yok, yapmaya da niyet.”

Karaman Belediyesi’ne kolaylıklar dilerim. Yol nereden başlayıp nerede bitecek? Toplam kaç kilometre yol hedefleniyor? Kaldırım sorununu çözemeyen bir şehirde bisiklete binmek hayal olmaktan çıkacak mı? Yanlış anlaşılmasın. Belediyeden açıklama filan beklemiyorum.

Ben KOP İdaresi’nden çok umutluydum. Bisiklet yolu projesi uygulayacak imkana sahip tek kuruluştu. Türkiye’nin örnek projesi olabilirdi. Olmadı. Ne diyelim, geçmiş olsun. KOP yönetimi ne demek istediğimi anladı.

Millet Bahçesi’ne kadar pedal döndürecektim. Olmadı, yolun nereden başladığını bir bulabilsem, pedallara basacaktım, çoktan Aktekke’de olacaktım. İnşallah bir sonraki yazıda Aktekke’de olurum.

BİR FİLM ÖNERİSİ

Bisiklet demişken, 1948 yapımı, klasikler arasına girmiş Bisiklet Hırsızları adlı dramayı hatırlamadan geçmek olmaz. En çok izlediğim filmlerden. Yeni gerçekçilik akımının en güzel örneği kabul edilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası İtalya’da yaşanan işsizlik ve krize bir aile üzerinden bakmayı başaran filmde bir baba oğulun yaşadığı bazı sahneler olağanüstü sarsıcıdır. Çalınan bisikleti bulmak için Roma sokaklarını karış karış gezen baba oğulun çaresizliği yüreğinizi dağlar. Gözyaşı döktüren filmlerden. “Koronadan yeterince sıkıldık, kasvetli filmleri çekemem” demezseniz, izlemenizi öneririm. Fotoğraf çekmeyi sevenler, özellikle sizlere, “bu filmi mutlaka izleyin” derim .

AHMET TEK