Bir Varmış Bir Yokmuş…
Üç Arkadaş, Üç Ölüm: Aziz, Selman ve Levent
Bir film, dizi, tiyatro oyunu veya romanda hikâyenin merkezinde yer alan başrol erkek karakterine ‘jön’ denir. Fransızca kökenli bu kelimeye ‘yurdum insanı’ Anadolu’nun bir çok şehrinde ve elbette Karaman’da ‘esas oğlan’ demiş.
‘Esas oğlan’ yabancı kökenli kelimelere Türkçe karşılık bulmanın en güzel örneklerinden biri. Hem jönün pabucu dama atılmış hem dilimiz yeni bir kelime kazanmış.
Karaman’da 1970’lerin ilk yarısında, şehrin esas oğlanları olarak hatırladığım isimlerden üçü, henüz lisede okuyan üç arkadaştı: Aziz Erdoğdu, Selman Orman ve Levent Küçükalpelli.
Üçü de üniversiteyi bitirdi. Aziz’le Selman Ankara’da, Levent Diyarbakır’da okudu. Şimdi üçü de rahmetli.
Üç arkadaşın dünyaya veda eden ilki Aziz Erdoğdu oldu. Aziz, 3 Ağustos 2019’da Ankara’da Karşıyaka’da toprağa verildi. Bugün onun ölüm yıldönümü. Allah rahmet eylesin.
Aziz’den sekiz ay sonra Selman Orman öldü. Selman’ın ölümünün ardından, 9 Nisan 2020’de Karamandan.com’da “Sorma Ne Haldeyim” başlıklı bir yazı yazdım. O yazıdan bir bölümünü paylaşmak istiyorum.
Bu günlerde ruh halim, beste ve güftesi Sezen Aksu’ya ait “Gün Ağarınca Boynum Bükülür, Dalarım Uzaklara Gönlüm Sıkılır” diye başlayan Uşşak şarkıdaki gibi.
“Sorma ne haldeyim, Sorma kederdeyim, Sorma yangınlardayım Zaman zaman. Sorma utanırım, Sorma söyleyemem, Sorma nöbetlerdeyim, Başım duman.”
Evden çıkamamaktan değil bu ruh halim. Bir gezide değilsem, bir yerde bulunma zorunluluğum yoksa, evden çıkmam. Evcimenim, evinde rahat edenlerdenim. Yanımda kitaplar olsun, günlerce kıpırdamadan oturabilirim. Kederlerde olma nedenim, koronadan ölenler arasında sevdiğim insanların bulunmasıdır.
Dobralığın ve Güler Yüzün Simgesi
Selman Orman, İstanbul’da koronadan hayatını kaybetti. Selman, Karaman’dan 18 yaşında ayrılsa da geride bıraktığı şehirde onu tanımayan çok az kişi vardı. O, bir ayağı Karaman’da olanlardandı.
Selman’ın babası diş doktoru Bayram Orman’dı. Genç yaşta vefat eden Bayram Orman, gerçek bir hayırseverdi, yoksul babasıydı. Karaman’da herkesin tanıyıp hürmet ettiği, sevip saydığı bir insandı.
Selman’ı en çok güzel gülüşüyle hatırlayacağım. Suratının asık olduğu halini hiç görmedim. Yüksek sesle konuşur, kahkahayla gülerdi. Arkadaşlarının en uzun boylusu, en kilolusuydu.
Selman’ın en belirgin özelliği dobralığıydı. Buna rağmen kimseyi kırmadı, kırıldıysa da bunu belli etmedi. Bazı insanlar kendi içlerine çöker, kendini deşer. Selman sanki böyleydi.
Selman, kardeşim Şaban’ın dostuydu. Dostluklarını hiç lekelemediler. Selman’la tanış olmamız, kardeşim nedeniyledir.
Selman, Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okudu. Yukarı Ayrancı’daki öğrenci evlerine uğrardım. Ev arkadaşlarından biri Aziz Erdoğdu’ydu. Aziz, geçen yıl rahmetli oldu.
Aziz Erdoğdu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümünde okudu. Devlet Tiyatroları’na girdi, dramaturg olarak görev yaptı. Devlet Tiyatroları’ndan erken yaşta emekli oldu.
Aziz’e yöneticilik verilseydi, uzun yıllar tiyatroya hizmet edebilir ve güzel işler yapabilirdi. Ama adamı yoktu, önünde fırsat kapısı açılmadı. Emekliliği bir kaçış gördü.
Aziz’le irtibatım devam etti. Hem Hürriyet gazetesinde hem Anadolu Ajansında çalıştığım yıllarda görüşürdük. Ayda bir bana uğrar, dertleşirdik.
Kibardı, güler yüzlüydü, mütevazıydı. Bir gruba dahil olmadı, yalnızlığı tercih etti. Sahnede değil, sahne arkasında olmayı seçti. Bazen “Karaman’ın Rutkay’ı” diye takılırdım. Tiyatrocu Rutkay Aziz’in şöhretin zirvesinde olduğu yıllardı.
Heyhat! Zaman çabuk geçiyor. Biz de çabuk geçiyoruz hayatımız da çabuk geçiyor. Dünya bir tür otomatik kaydırak. Hiç bozulmayan türünden.
Devlet Tiyatroları hem oyuncu hem eser seçimi yönünden her dönemde başarılı olmuştur. Bu yüzden oyunlara, özellikle galalara bilet bulmakta güçlük çekilir. Büyük Tiyatro’da biletler hepten erken biter.
Bilet bulamadığım oyunlar için Aziz Erdoğdu’yu arardım. Aziz, bilet bulamazsa loca ayarlardı. Bende çok hakkı vardır.
Aziz Erdoğdu zor günler geçirdi. Hem sağlık hem ailevi sorunlar yaşadı. O zor döneminde görüştük. Kıymetli dost Şeref Güç’le birlikte ziyaretine gittik. Biz onu görmekten mutlu, o bizi görmekten mutluydu.
Aziz Erdoğdu, dış görünüş itibariyle hayata pozitif bakanlardandı. Sıkıntılı günlerinde bile yakınmadı, kimseye dert yanmadı. Aziz, adı gibiydi.
Aziz’le son görüşmemiz, amcası ve sevgili Sema’nın eşi Dr. Ziraat Yüksek Mühendisi İsmail Hakkı Erdoğdu’nun Karşıyaka Mezarlığındaki cenazesinde oldu.
Aziz, Tekirdağ’da olduğum günlerde evinde vefat etmiş. Cenazesi defnedildikten sonra haberim oldu. Dolayısıyla cenazesinde bulunamadım. Erdoğdu ailesi o yıl peşpeşe ölümler ve acılar yaşadı. Hepsine sabır dilerim.
Bugün Aziz’in ölümünün yedinci yılı. Geride iki oğlu kaldı. Allah onlara sağlık ve uzun ömür versin. Aziz kardeşime rahmet diliyorum.
Maalesef acılara ortak olunamıyor. Her acı, sahibine yapışık yaşıyor, kanser hücresi gibi. Ateş düştüğü yeri yakar.
Tolstoy Usta ne demiş: “Acı duyan canlıdır, başkasının acısını duyan insandır.” İnsan önce his’tir, hissiyattır, duygudur. Duyarlılık insanı inceltir.
Selman’ın ve Aziz’in Karaman Lisesi’nden arkadaşlarının bazılarının isimlerini vereceğim; Levent, Mahmut, Sami, Raziye, Hatice, Adviye, İlhan, Şaban, Ali, Seyfiali, Şenel, Fatma, Nurşen, Bülent.
Bu grup birbirini tanır, bunları da Karaman’da tanımayan azdır. Selman’ın Ankara’daki ev arkadaşları ise rahmetli Aziz, Osman, Kürşad, İskender ve Feridun’du.
Selman Orman, mezuniyetinden sonra Çeşme’de ünlü bir meşrubat grubunun distribütörlüğünü yaptı. Sonra İstanbul Büyükçekmece’de beyaz eşya ticareti ile uğraştı. Kendisi gibi Karamanlı olan Müberra hanımla evlendi. Müberra hanım da eşinin ölümünden bir yıl sonra hayatını kaybetti.
Selman erken emekli oldu. İstanbul-Ege arasında güzel bir emeklilik dönemi yaşadı. Hayırlı bir evlat olarak, bir eli daima annesinin üzerinde oldu.
Selman’ın lise öğrenciliğinde Java CZ tek silindirli motosikleti vardı. Karaman’da o dönem gençler arasında motosiklet modası yaygındı. Bugün 60 yaşın üzerinde olan birçok iş adamı, esnaf ya da emekli olmuş kişiler motosikletleriyle tanınırdı.
Selman’ın motosikleti, kontak anahtarı yerine çiviyle de çalışırdı. Bunu bilen arkadaşları, o derste iken motosikleti kaçırıp Karaman turu atarlardı. Selman, olumsuz tepki vermez, göbeğini hoplata hoplata güldüğü bile olurdu.
1980’lerde otomobil sahibi olmak şimdiki gibi kolay değildi. Çok az kişide otomobil vardı. Selman üniversite öğrencisi ve arabası var; ‘Mavi Boncuk’ 06 VZ 669. Mavi boncuğun gitmediği şehir, çekmediği yük, görmediği güzellik kalmamıştır. Selman’ı tanıyıp Mavi Boncuk’a binmeyen yoktur.
Selman İstanbul Büyükçekmece’de yaşadı. İki ayda bir Karaman’a gelmeden yapamazdı. Yakınlarını ziyaret eder, dostlarıyla hasret giderir, Karaman lezzetlerinden tadar, keyifli keyifli, Karaman’a yeniden geleceği bir sonraki tarihi belirlerdi.
Lise dönemi grubunun son buluşmasında İlhan’ın yaptırdığı callayı, Celalettin, Nejat ve Selman iştahla yemiş, üstüne bir porsiyon katmer götürmüşlerdi.
Selman’ı anlattığım bu yazının çıktığı gün, telefonum çaldı. Arayan kişi Levent Küçükalpelli’ydi. Ağlıyordu, hem de hıçkıra hıçkıra…
-Ahmet abi, Selman’ı nasıl güzel anlatmışsın. Yazınızı okurken çok ağladım, şimdi de gözyaşlarımı tutamadım, dedi. Sonra hâl hatır sorup görüşmek dileğiyle vedalaştık.
Levent Küçükalpelli Diyarbakır Tıp Fakültesi mezunuydu. Karaman’da uzun yıllar hem doktorluk hem TEMA İl Temsilciliği yaptı. Sonra emekli oldu ve Ankara’ya taşındı.
Ne yazık ki, Levent’in Ankara günleri güzel geçmedi. Amansız hastalık yakasına yapıştı. 10 Şubat’ta vefat etti. Onu, 11 Şubat’ta, soğuk bir günde, Karşıyaka’da toprağa verdik.
Cenazesinde oğlunu, kızını, ablası Melda’yı, Karaman’dan Faruk Küçükalpelli’yi, TEMA Temsilcisi Halil Başkalkan’ı, sınıf arkadaşları Şaban Tek, Şeref Gerçek, Calla Şenol ve Şuayip Konukseven’i, TEMA Vakfı Ankara İl Temsilcisi Nevzat Özer’i ve Karaman eski Belediye Başkanı Özcan Genç’in kızı Didem Genç’i gördüm.
Her nefis ölümü tadacaktır. Amenna. Ama insanız, “ne doğan güne” ne kendimize hükmümüz geçer. Bir menzile yürüdüğümüzü biliyor, bu yolculuk bitmeyecek sanıyoruz.
- “Gün ağarınca boynum bükülür,
Dalarım uzaklara gönlüm sıkılır,
Ah bu yangın beni öldürüyor
Yavaş yavaş. - Kor kor alevler yanıyor içimde.
- Sorma ne haldeyim,
Sorma kederdeyim,
Sorma yangınlardayım,
Zaman zaman. - Sorma utanırım,
Sorma söyleyemem,
Sorma nöbetlerdeyim,
Başım duman.”
Aziz, Selman ve Levent; Onlar üç arkadaştı. Karaman’ın esas oğlanlarından üç güzel insan. Önce Aziz, sonra Selman ve ardından Levent dünyaya veda etti. Hepsine rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Mekânları cennet olsun.