Bakır ve Kalay

Çocukluğumda evimizin en kıymetli eşyaları sini, güğüm, ibrik, sürahi, maşrapa, tencere, tava, sahan, cezve, kazan ve leğendi. Bu malzemelerin ortak özelliği bakır olmalarıydı.

Rahmetli babam, her yıl en az bir kez evin kap kacağını ya Sefer Usta’nın ya Abdurrahman Usta’nın dükkanına götürürdü.

Sefer Usta’nın ve Abdurrahman Usta’nın eli ve yüzü genellikle kömür tozundan dolayı isli olurdu. Babam, bir gün Sefer Usta’nın dükkanından çıktıktan sonra “Oğlum bu ustanın elinin, yüzünün karalığı yaptığı iş yüzünden. Helal rızık için ter döküyor. Temiz bir insandır” demişti.

Yıllar sonra Zonguldak’ta bir kömür madenini gezerken, bu sözün başka versiyonunu duymuştum. Maden işçilerinin sürekli vurgu yaptığı slogan gibi sözü, siyah/beyaz fotoğraf eşliğinde, gazetede belki kırk yıl önce yayımlanan haberime başlık yapmıştım:

“YÜZ KARASI DEĞİL KÖMÜR KARASI”

Sefer ve Abdurrahman ustalar, Karaman’ın kalaycılarıydı. Kalay, bakırı koruyan bir elementtir. Kalay, kolay kolay oksitlenmez ve aşınmaya karşı dayanıklıdır.

Bakır ise çabuk oksitlenir, korozyona karşı direnç göstermez. Yumuşak bir elementtir. Bakır oksitlenirse zehirler. Büyüklerin, “Bakır çalığından zehirlenmiş”, “Bakır çalığından ölmüş” diye konuştuklarını hala hatırlarım.

Kalayı kalmayan bakırın üzerinde yeşilimsi, küflü tabaka oluşur. Bu duruma gelen bakırı kullanmak ölümcül sonuçlar doğurabilir. Hem bakırı korumak hem zehirlenme tehlikesine karşı kalay yaptırmak zorunlu bir işlemdir.

‘Bakır çalığı’, bakır tuzlarıyla birleşerek zehirli duruma gelen yiyecek ve içecekler için de kullanılırdı. Bakırdan mamul kap, kacak uzun süre kullanılmazsa ve kalaylanmazsa üzerlerinde yeşile yakın bir renk oluşur. Bu renge bakır çalığı denir.

◦ Gözlemci bir çocuktum. Kalaycı Sefer Usta’nın dükkanına ilk kez gittiğimde, yaptığı işe dikkat kesilmiştim. Nişadırı, yün yumağıyla veya üstüpü ile kap kacağa sürmesini, parlayan alevi ve parlak kalayın eriyip tandırda, gaz ocaklarında, güneş altında rengi değişmiş bakır malzemeyi parıl parıl gümüşe çevirmesini unutmadım.
◦ Nişadırın genzi yakan kokusu ile ocakta tüten kömür kokusu, belleğimin koku raflarında bozulmadan durmaktadır

Bakırı evlerimizden atalı çok oldu. Bakır kap kacak, alüminyum, emaye ve teflona yenik düştü. Ailelerin büyük bölümü, bakır eşyalarını alüminyum veya emayelerle takas etti. Bazı ailelerin bakır kap kacakları ise 1980’li yıllardan sonra, nostaljik bir esinti olarak, köklerinden kopmadığını gösterme hevesindeki genç çiftlerin şark odası diye düzenlemeye çalıştıkları penceresiz mekanların kenarında, köşesinde kendine yer buldu.

“Sizin aileden ne kaldı?” derseniz, “antika bir sini” derim. O da bende değil, benden çok o sininin kıymetini bilen kardeşimdedir. Geriye kalan ve annemin üzerine titrediği onlarca bakır malzeme ise bir hırsıza cep harçlığı oldu.

Bakırın saltanatı gidince, kalaycı ustaları da azaldı. Diyarbakır, Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa ve Erzincan’da bakırcılık devam ediyor. Buralarda usta kalaycılar da var.

Bakır artık süs eşyası olarak imal ediliyor. Bu objelerde kalay çok az kullanılıyor. Genellikle bakır üzerine gümüş kaplama yapılıyor. Ya da bakır kıpkırmızı doğal rengiyle müşteriye sunuluyor.

Bu kadar ayrıntıyı, bakır obje biriktirme hevesimden biliyorum.

Özetle, kalaycılık mevcut malzemeyi korumak ve sağlığa zararlı hale gelmemesi için yapılması gereken işlemdir. Bakır malzemeyi bilmeyen ve hiç kullanmamış kuşağın diliyle söylemek gerekirse, kalay işlemi bir tür kaplamadır.

Bakırın kalayla kaplanmasına kalaycılık, kalay yapan kişiye kalaycı denilir. Kalaycılık, günümüzde yaygın olmasa bile sürdürülen bir meslektir.

Bakır, kap kacağın cevheridir. Bakır özdür. Kalay, bakırın koruyucusudur. Kullanılmasına vesile olur ve bakırı gösterişli kılar.

Not: Bu yazı nostalji güzellemesi değildir. Karaman’ın bugününe bakma ve değerlendirme arayışının ilk denemesidir.

Ahmet Tek