Annen Bir Melekti Yavrum

Ramazan ayının ilk günüydü. İkindi sonrası ablam aradı. Annemin rahatsızlandığını söyledi. “Akşam ziyaretine giderseniz iyi olur” dedi. Orucumu açtım, bir kase çorba içtim. Karıma, “Haydi annemi bir görelim. Elini öper, döneriz” dedim.

Masayı öylece bıraktık, gelince bir şeyler yiyecektik. Anneciğime küçük kardeşim bakıyordu. Evi bize çok uzak değildi. Ankara’da evlerin birbirine en uzak olduğu mesafeye bile yarım saatte varılır. 20 dakika sonra annemin yanındaydık.

Annem, odasında ve yatağındaydı. Uyuyor gibiydi. Baş ucuna oturdum. Geldiğimi anladı. “Nerelerdesin oğlum, seni çok özledim” dedi. Ellerimi uzatmamı istedi, uzattım. Avuçlarının arasına aldı. Yüzümü yaklaştırmamı söyledi, dediğini yaptım. Öptü, öptü, öptü.

Ben bu gece öleceğim

“Burnumda tütüyordun. Ne iyi ettiniz de geldiniz” dedi. Sonra “Bana dua et. Ben bu gece öleceğim. Elimi bırakma, başımdan ayrılma” dedi ve yalvarır gibi gözlerime baktı.

Ellerini öptüm, dualar okudum. “Hakkını helal et” dedi. “Aman anneciğim, bizim ne hakkımız var. Helal olsun. Senin hakkın çok. Asıl sen helal et” diye karşılık verdim. Hakkını helal etti. “Öteki tarafta beni sahura kim kaldıracak” diye sordu. Annem şakacıydı. Bize çok espri yapardı. Biz de ona. Bu söz üzerine gülümsedik. Bir iki cümle söyledim.

Dört-beş saat kadar annemin yanında kaldım. Kızım, damadım, yeğenim ve yeğenimin iki oğlu da gelmişti. Annemle sohbetimizi dinliyorlardı. Karım sulu gözdür. Duygusaldır. Hemencecik ağlayıverir. Önce o başladı, sonra annemin torunları ve torunlarının çocukları… Hepimiz sessizce ağlıyorduk.

Gece saat 01.00 sıralarında annem uyudu. Derin bir uykuya daldı. Hepimiz elini, yüzünü yavaşça öpüp okşayıp odadan çıktık. Annem, “Bu gece yanımda kal. Elimi bırakma” diye o kadar yalvarmıştı ki, karım “Bırakma anneyi. Yanında kal” diye uyardı. Israr etti.

Dinlemedim, dışarı çıktık. Arabaya bindik, evimizin otoparkına aracı park ederken telefon çaldı. Arayan kardeşimdi. Ağlıyordu, “Annemi kaybettik” cümlesini zor söyleyebildi.

Annemin son isteğini yerine getiremedim. “Ben bu gece öleceğim. Elimi tut, baş ucumdan ayrılma” dedi, ben dinlemedim.

Annem öldüğünde 100 yaşındaydı. Beş yıl olmuş. Köyümüz Kılbasan’da toprağa verdik. Böyle bir Ramazan ayıydı. Annemin son isteğini yerine getirmemiştim. Bu acıyla yaşıyorum. Anneciğim, biliyorum çoktan affettin. Olsun, ben bir daha soruyorum, her gece soruyorum: “Beni affet, elini bıraktım, baş ucundan ayrıldım. Sözünü dinlemeyen oğlunu affet.”

Anne karnındaki bebek, yeni bir dünyaya doğacağını bilirmiş. Doğumdan önce “Allahım ben şimdi dünyaya doğru gidiyorum. Nereye, kime gideceğimi ve orada ne yapacağımı bilmiyorum. Senden başkasıyla konuşamayan biriyim.” diye endişesini yaradanına söylermiş.

Allah, bebek kuluna “Ben senin için orada bir melek görevlendirdim. O sana her konuda yardımcı olacak” dermiş. Ve bebek Allah’a “Benim için yarattığın meleğin adı nedir?” diye sorduğunda, yüce yaratıcı “Onun adının bir önemi yok. Ama sen ona ANNE diyeceksin” diye cevap verirmiş.

Herkesin annesi ile ilişkisi ve sevgi bağı özeldir. Bütün anneler için en fiyakalı cümleleri kursak da “Cennet annelerin ayağı altındadır“ sözünün yanında ne hükmü vardır.

“Yavrum, senin annen bir melekti” sözünü duymayanımız yoktur. Bütün anneler melektir. Melek annelerimizin anneler gününü kutlarım. Rahmetli annem Zeynep Tek’in ve anne bildiğim güzel insanların hepsinin mekânları cennet olsun.

Ahmet Tek