Allah'a Şükür, İşler Kesat!

Aman, aman! Yanlış anlaşılmasın. Bu söz bana ait olmadığı gibi, yeni de değil. İlk kez duyduğum günlerin üzerinden yıllar geçti. Unutmadım, ne zaman hatırlasam, gülümserim.

“Gülünecek vakit mi?” demeyin…Bizim nesil “Gülmenin sırası mı şimdi? Gülünecek ne var?” sorularıyla çok azarlandı. Bu yüzden asık suratı makbul zannedip, ömürlerini tebessüm etmeden geçirenler oldu. Birey ve ülke olarak dertsiz, tasasız bir günümüz mü oldu ki gülecek zaman ayarlayabilelim? Hem gülme bir zaman dilimine hasredilebilecek hâl midir? Gülmeyi tutup, uygun bir vakitte kullananı duydunuz mu? Para değil ki, biriksin, eşya değil ki istif edilsin…

Gülmece veya mizah düşündürmenin en kestirme, en kolay yoludur. İnsanın kendini soluksuz kaldığı anlarda teneffüse çıkarma konforudur. “Şu yaşadıklarımıza bir bakın! Gülünecek günlerde miyiz? Sululuğun sırası mı?” diyenler lütfen bu köşeden uzaklaşsın. Onlar, lök gibi, resmi kurumların demirbaş dolapları gibi bulundukları yerden kıpırdamaya mecali olmayanların, iç karartanların yakınında konuşlansınlar.

Benim hem orta okuldan hem liseden bir arkadaşım vardı: Davut. Davut, lise diplomasını aldı, askere gitti ve dönüşünde Karaman Belediyesi’nde işe girdi. Kendi ifadesiyle onun işe girmesine rahmetli Osman Özel vesile oldu. Karaman’ın en güzel abilerindendi. Biliyorum, unutuldu gitti. Davut, Osman Özel’i unutmadı, hâlâ hayırla yad eder. Allah rahmet eylesin, Osman Özel’i anlatmak zor ve uzun iş. Şair, yazar, tv programcısı, öğretim üyesi Ahmet Murat’ın babası diyerek bir hatırlatma yapayım.

Davut, bir ara itfaiye amiri oldu. Karaman henüz il değildi. İtfaiye Amirliği Karaman Şehir Mezarlığı’nın girişinde, şimdiki Ahmet Yesevi Camii’nin karşısındaki eski bir hangarda hizmet veriyordu. Ankara’dan Karaman’a ne zaman gitsem, mutat alışkanlığım mezarlık ziyaretidir. Hâlâ öyledir. Mezarlık çıkışı, İtfaiye Amirliği’ne uğrar Davut’u ziyaret ederdim. Davut’un hâl hatır soruma ilk yanıtı, “Allah’a şükür, işler kesat” şeklinde olurdu. Bu espriye gülümser ve mezarlık ziyaretinin üzerimdeki halet-i ruhiyesinden sıyrılırdım.

Hayatım boyunca bu sözü başka kimseden duymadım. “İşler kesat, şükürler olsun” diyecek, itfaiyeciden başka bir meslek sahibi arkadaşım olmadı. Bir de ben gazeteciydim. Hem gazeteci olacaksın, hem işler kesat olacak… Mesleğin özüne aykırı. Piyasadaki kesatlık gazeteci için berekettir, harekettir.

İşler kesat” sözünü zamanla öyle çok duydum ki, buz kalıbı gibi soğuk bu cümlenin bazı ticaret erbabı için dil alışkanlığı olduğuna inanmaya başladım. Ekonomik döngü tıkır tıkır işlerken de, alışverişlerin tavan yaptığı dönemlerde de “işler kesat” sözü esnafın büyük bölümü için öylesine, gelişigüzel söyleniveren memnuniyetsizlik ifadesi olarak tedavülde kaldı. Dudak tiryakiliğinin bir başka biçimi…

Davut, belediye başkanı değişikliğiyle görevden alınmış. Bir daha görüşemedik. Aradan uzun yıllar geçti. Davut’u görmüyordum ama sık sık kulağını çınlatıyordum. Bir vakit önce Davut’u tanıyan bir meslektaşından telefonunu aldım. Davut, seneler önce emekli olmuş, Konya’ya yerleşmiş. Soyadını da Atasoy olarak değiştirmiş. Aradım, sohbet ettik. “Allah’a şükür, işler kesat” cümlesini anmsattım ve karşılıklı gülüştük.

Emekli itfaiyeci arkadaşım Davut’u arada bir ararım ve konuşuruz. İtfaiye amiri değilseniz, bugünkü ekonomik tabloyu olağan karşılamak mümkün değil. Ekonomik durgunluk ve sıkıntılar, salgınla birlikte boyut değiştirdi, katmerlendi. Yüksek faiz ve enflasyon tüm bu sıkıntıların üzerine sarmaşık gibi dolandı. Türkiye ekonomisi zor bir döneme girdi. Birçok sektör bataklığa düşmüş gibi oldu, binlerce kişi işsiz kaldı. Dar geçitten çıkmanın formülü de bulunmuş değil.

Kazançlar ile tüketici fiyatları dengesi ilişkisi bir bozulursa onu onarmak korona aşısı bulmaktan daha zordur. Kazançlar ile tüketici fiyatları dengesi ilişkisinde bozukluğu, eskinin radyo ve siyah beyaz televizyonlarına benzetirim. Radyo ve televizyon miadını doldurmuştur. Yenisi alınamadığı için gözden çıkarılamamışlardır. Ses ve görüntü sık sık gider. Bir arıza vardır ama orijinal parça bulamazsınız. Tamir ettirmek de mümkün değildir. Tek çare vura vura çalıştırmaktır. Ses veya görüntü gitti mi, kim yakınsa televizyona bir tokat atmak ona düşer. O da her vuruşta çalışmaz. Kafasına göre takılır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ekonomiye ilişkin açıklamalarındaki öneriler, mevcut durumu ortadan kaldıracak yöntemler değil. Piyasada tokatçılar çok olabilir. Ama ekonominin gıcırdayan dişlileri tokat vurularak düzelmez. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son günlerdeki sözlerinden bazılarını buraya not düşüyorum:

Maliyetleri düşürmek ve fırsatçılarla mücadele etmek suretiyle en kısa sürede enflasyonu da kontrol altına alarak, raflardaki, etiketlerdeki fahiş fiyat artışlarının önüne geçeceğiz.

Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil, zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz. Yüksek faiz bize yüksek enflasyonu getirecektir. Ağustos ayı kırılma noktasıdır. Artık biz düşük enflasyona inşallah geçeceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan hedef gösterince, ekonomi biliminden bihaber yandaş kalemler durabilir mi? Onlar da atışa başladılar. Ne inciler dökülüyor, dayanabilene aşk olsun… Bir gazete, ekonomi tarihine geçecek, Zaytung haberi gibi şu manşeti attı:

Gıda ürünleri ve kiraya fahiş zamlarla, iktidarı köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Şer ittifakından ZAM KUMPASI”

Bu da köşeci denilenlerden birinin, yine yandaş olarak konuşlanan bir gazetedeki uzun bir yazısından çıkardığım sonuç: Enflasyonu 1990’lardan klonlayıp getirmişler. ‘Klonlanmış Enflasyon Canavarı’ ile hükümeti yenmeyi planlıyorlarmış.

Uydurmadım, gerçekten böyle cümleler var. Buyrun, virgülüne dokunmadan kısacık bir alıntı:

“Tarihi tekerrürden ibaret sananlar 2023’te büyük hayal kırıklığı yaşayacak; 90’larda bu enflasyon canavarıyla çok hükümet yediler, doğru; ama unutulmasın ki Erdoğan, 90’lardan klonladıkları “enflasyon canavarı”na biraz büyük gelir. Yiyemezler, millet Erdoğan’ı yedirmez!”

İster kara mizah deyin, ister ak; bir süredir böyle yazılar çıkıyor. Bu espriler güldürmediyse bir de şunu okuyun:

Adamın birinin evinde yangın çıkmış. İtfaiye geç kalınca alevler evi sarmış. İtfaiye ekiplerinin müdahalesine rağmen ahşap evden geriye sadece kül yığını kalmış. İtfaiye şefi üzgün bir halde evi yanan adamın yanına gelmiş, “Elimizden geleni yaptık, çok üzgünüm” demiş.

İtfaiye şefini teselli etmek (!) evi yanan adama düşmüş:

Üzülmeyin, ev gitti ama arsayı kurtardınız.

Ekonomideki yangına bakınca, bu fıkrayı hatırladım. Piyasa yanarken yöneticileri teselli etmek galiba vatandaşa düşecek. Vatandaş, “Üzülmeyin, sandığı kurtardınız” der mi?

Cinderella Man filminde Jim Braddock şöyle diyordu: Bırak da ringe çıkayım. En azından bana kimin vurduğunu bilirim.

Dar gelirli tüketicilerin bu günkü haline ne kadar benziyor. Doğalgaz, elektrik, akaryakıt zamları bir yanda, çarşı pazardaki ürünlerin fahiş fiyatları bir yanda. Bize kimin vurduğunu bir bilebilsek…

Gülümsemek, ekonomiyi düzeltmez ama enflasyonist ortamın bedava ilacıdır.

Ahmet Tek yazdı…