AK Parti’nin Ciğerini Bilen Adam

Prof. Dr. Ömer Dinçer, Türkiye’nin yakından tanıdığı isim. Karaman doğumlu, çocukluğu Karaman’da geçmiş, Karaman sevdalısı. Akademik kariyerinin yanı sıra devleti de en iyi bilenlerden. Ömer Dinçer’in en belirgin vasfı, bu ülkede kıymet verilmeyen, mütevazılığı ve entellektüel birikimidir.

Ömer Dinçer’in yazıma konu olması, gazeteci yazar Yalçın Doğan’ın (Yalçın Doğan da Karaman doğumludur) “AKP’li Ömer Dinçer’ten olağan dışı kitap: Hangi ormanı anlatıyor?..” başlıklı yazısı nedeniyledir.

Ömer Dinçer, Türkiye’nin son 50 yılını en iyi tahlil edecek yetkin isimdir. Türkiye’de kamunun röntgenini çekmiş tek kişidir.

Ömer Dinçer, Ak Parti iktidarıyla birlikte Kamu Reformu’nu gerçekleştirmek üzere İstanbul’dan Ankara’ya geldiğinde yıl 2002’dir.

Kamu reformu derin bir konudur ve artık ülke gündeminden çıkalı uzun yıllar olmuştur. Kamu reformu, devlet aygıtlarının (tüm kurum ve kuruluşların) günün koşullarına göre, ekonomik ve rantabl hale dönüştürülmesini hedefleyen bir projeydi. Bugün 5 milyon olan memur sayısı, kamu reformu yapılmış olsaydı 1 milyonu aşmayacaktı. Devlet hantallıktan kurtarılacaktı. Yapılamadı. Türkiye’nin sistemden beslenen ve kendilerini sistemin sahibi gören kesimleri el ele verip kamu reformunu engellediler.

Ömer Dinçer, 2003 – 2007 yılları arasında Başbakanlık Müsteşarı, sonra Çalışma Bakanı ve Milli Eğitim Bakanı olarak AK Parti hükümetlerinde görev aldı. Sonra siyaseti bıraktı ve Ankara’yı terk etti. Zorunlu olmadıkça bir daha da Ankara’ya adım atmaz oldu.

Ömer Dinçer, yaptığı her işi temiz ve güzel yapan insan örneğidir. Bir vakit Habertürk’de köşe yazdı. Öyle kıvrak kalemi vardı ki, en çok okunan yazarlar arasına girdi. Kimsenin yanına yaklaşmadığı konuları nakış nakış işledi, somut örnekler, bilimsel verilerle zenginleştirdi. Sonra bir talimat gelmiş olmalı ki, Hoca’nın yazıları kesildi.

Ömer Dinçer boş duracak adam mı? O, bir dakikasını bile israf etmekten kaçınan bilim insanı. Elbette yazmaya devam etti, ediyor. Pandemi döneminde bir kitap çalışmasının taslaklarını gönderdi. Taslağı birkaç günde bitirdim. Bir masal ülkesinde gezmiş, kadim medeniyetlerden süzülmüş bilgeliklerden devşirdiğim çiçek demetleri elimde, gerçek dünyaya dönmüştüm. Olağanüstü bir eserdi. Günümüzde, Türkiye bir yana dünyada örneği olmayan bir eserdi okuduğum.

Kitabın basımı gecikti. Belki bilinçli bir geciktirme olabilir. Çünkü, kitabın içeriği genel seçimler öncesi siyasete malzeme olacak örneklerle doluydu. “Hüner ile Güher, Geleneğin İzinde Modern Bir Fabl” adlı kitap Haziran sonunda piyasaya çıktı ve iki gün sonra bana da gönderme nezaketinde bulundular.

Kitabı didik didik okudum. Siyaset, adalet, yargı, özgürlük, hoşgörü, refah, bölüşüm kavramlarının derinliğine inmek isteyen okur için hazine niteliğinde. Çağımızın “Hikmetler Kitabı”, siyaset ve toplum bilimlerinin ders kitabı. Öylesine zengin, bol referanslı bir emek ürünü. Kitapla ilgili yazı yazmadım. Yaz günlerinin havailiğinde az okunur diye düşündüm. Eylül’e kadar da yazmamakta kararlıydım.

Yalçın Doğan’ın yazısını okuyunca “Acaba yanlış mı yaptım, kitap hakkında yazmamakla” diye kendimi sorguladım. Kitapla ilgili ilk yorumu yapmış olma fırsatını kaçırdım.

Yalçın Doğan “Kitap baştan sona ‘tek adam rejimine’ nasihatlerle dolu” diye olayı iç siyasete çekmeye çalışmış. Oysa “Hüner ile Güher” çağlar ötesi bir kitap. Dünün, bugünün ve yarının kitabı… Dünya klasikleri arasına gireceğine inanıyorum.

Aşağıdaki cümleler de Yalçın Doğan’a ait:

-Prof. Ömer Dinçer olağan dışı bir kitap yazıyor:

“Hüner ile Güher, Geleneğin İzinde Modern Bir Fabl”.

-Yeni çıkan kitabın kahramanları ormanda yaşayan hayvanlar.

-Olaylar bir ormanda geçiyor, adı üstünde kitap bir “fabl”, yani: Güldüren, düşündüren ama sonunda ders verme amacı güden öykü manzumesi”.

-240 sayfalık kitabı bir nefeste okuyorum. -Aklıma, yıllar önce okuduğum bir başka ünlü fabl geliyor: George Orwell’in dünya klasikleri arasında yer alan kitabı “Animal Farm”, Hayvan Çiftliği. Dinçer’in kitabı da, Orwell’in kitabı gibi, hayvan öyküsü üzerinden yaşadığımız ormanı anlatıyor.

-Ömer Dinçer kitabında geçmiş yüzyıllarda yaşanmış bol bol öyküler aktarıyor, anlamlı dersler veren örnekler.

Kitap “fabl” ya…

O örneklerin hepsinde bir hikmet, üzerinde düşünülecek bir ders var.

-Kitap baştan sona “tek adam rejimine” nasihatlerle dolu. Ömer Dinçer önsözünde:

“Kitap farklı bir üslupla, klasik nasihatname türüyle kurulmuştur.(…) Liderlere daha iyi bir kral olmayı değil, kral olmamayı öğütlemektedir”. (S.9).

Şu notu vurgulamayı ihmal etmiyor:

“Okuyucumuzun zihninde kişi veya kurumlara uyarlanması, benzetilmesi, adapte edilmesi hem kastımızın dışında, hem de arzumuzun hilafınadır”. (S.11).

“Kitabı mutlaka okumanızı öneririm” diyen Yalçın Doğan, şunları da kaydetmiş:

Aktif politik yaşamdan sonra şimdi kendi köşesine çekilmiş Ömer Dinçer’le bir hukukum yok.

“Ormanın” girdisini çıktısını ilk elden bilen biri olarak, “siyasete katkı” niteliğindeki bu kitabından dolayı kendisini kutluyorum.Kitabın hele günümüz kültürüne yabancı, çok farklı bir kaynakçası var ki, üzerine ayrı yazı yazılacak değerde.”

Ömer Dinçer hep kendi köşesinde oldu. O köşelere kurulanlardan olmadı. Çünkü Ömer Dinçer’le bir hukukum var. 50 yıllık bir dostluk. O, Ak Parti’nin ciğerini bilen adam. Türkiye’nin son 50 yılını bildiğinden daha fazla biliyor yakın dönemi.

Prof. Dr. Ömer Dinçer’in, “Hüner ile Güher, Geleneğin İzinde Modern Bir Fabl” adlı olağanüstü kitabına ilişkin değerlendirme yazım kendime söz verdiğim gibi eylüle kaldı.

AHMET TEK