Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı doktor, çocuğun muayenesini yapar.
Hastalığın genetik kökenli olduğuna dair bulgular saptayınca, çocuğun annesine sorar:
-Kocanızla yakınlığınız var mı?
Anne yanıt verir:
-Beyim olur, daha ne yakınlığım olsun!
Doktor-hasta diyaloğundaki fıkra gibi olay, ama gerçektir.
Doktorların mesleki anıları çoğu kez hüzünlüdür. Nasıl olmasın? Doktora gelenler dertlerine çare arayan ve tedavi için koşturan hastalardır.
Her gün onlarca kişiyle yüz yüze gelen doktorların tanık oldukları komik olaylar da az değildir.
Doktorların hastalarla ilişkilerinin dışında bürokratik görevleri de vardır. Çok doktor öyküsü dinledim. Bugüne kadar okuduğum en ilginç doktor haberi, geçen hafta karamandan.com’dan geldi.
Bilenlere hatırlatalım, bilmeyenleri haberdar edelim. (Haberi görmek için tıklayınız)
Karaman’da bir öğrenci velisi aile hekimine gider. Kızının satranç kursuna devam edeceğini ve kayıt yaptırmak için sağlık raporu istendiğini söyler. Doktor, imzalayıp verdiği sağlık raporunun “Genel Bulgu (lar) bölümüne şu cümleyi yazar:
“(SATRANÇ) SPORUNU YAPMAK İÇİN MUAYENE ve RAPOR GEREKTİRMEDİĞİNİ BELİRTEREK, BİLİYORSA OYNASIN, BİLMİYORSA OYNAMASIN TEMENNİSİNDE BULUNURUM…”
Doktorun bulgusu, bürokratik işlemlerin gereksizliğini tek hamlede mat etmiştir. Satranç oynayanlar bilir; En hızlı mat iki hamlede mümkündür. Bunun adı “Aptal Matı” veya “Tembel Matı”dır.
Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri, Gençlik Merkezleri, okulların ve kulüplerin her türlü kurs için öğrencilerden istediği belgelerden biri sağlık raporudur. Satranç spor mu, zeka oyunu mu tartışmasından bağımsız olarak belirtmek istediğim, her aktivite için sağlık raporu istenmesinin gereksizliğidir.
Ayrıca satranç tamamen zihin oyunudur. Bedensel engel satranç oynamaya engel değildir.
Haberde doktorun adı özellikle verilmemiş. Başına bir iş gelebilir endişesi ile böyle yapılmış olmalı. Ben bu doktoru alnından öperim. Karaman Tabip Odası ve Aile Hekimleri Derneği ile Satranç Federasyonu yöneticilerine, bu doktoru ödüllendirmelerini öneririm.
Gençler! Satranç oynamak için çok nedeniniz var. Hatırladıklarımı paylaşmak istiyorum.
“Satranç ‘çok sıkılıyorum’ şikayetini hayatınızdan çıkarır, özgüveninizi artırır, hafızanızı güçlendirir, kararlı olmanızı sağlar, analiz yeteneğinizi geliştirir, kurallara uymanızı öğretir, empati yeteneği kazandırır, hatalarınızı görmenizin, zamanın kıymetini bilmenizin ve ileriyi düşünmenizin, sorgulamanın yolunu öğretir, düşünmeden eyleme geçmenize izin vermez, ön yargınızı kırar.”
Hayatta bir insanı ayakta tutacak bu kadar vasfı bir araya getiren başka oyun biliyor musunuz?
Satranç üzerine yazılmış en güzel kitap, Stefan Zweig’in çok okunan ve çok satan, yüz sayfayı geçmeyen “Satranç” adlı kitabıdır.
Bazı eleştirmenlerce Zweig’in, en güzel kitabı olarak değerlendirilen Satranç, telif derdi olmadığı için Türkçeye en çok çevrilen eserler arasındadır. Hapishane hücresinde zihninden kendi kendine satranç oynayarak hayata tutunan bir insanın öyküsüdür.
Satranç bana Van’ın Bahçesaray ilçesini hatırlatır. Bir ramazanın 15 gününü geçirdiğim ve unutulmaz güzellikler yaşadığım Bahçesaray’da Mukus ırmağı kenarındaki parklarda satranç oynandığını görmüştüm.
Bir, iki masa değil, onlarca masada herkes satranç oynuyordu. Kahvehanelerde de öyle. Başka oyun oynayan yoktu. Daha sonra evlerde kadınların da satranç oynamak için bir araya geldiklerini öğrenecektim.
Orada tanışıp hala görüştüğümüz bir Bahçesaraylı esnaf “Bahçesaray’da satrancın geçmişi 250 yıla yakındır. Uzun kış gecelerinin vazgeçilmezi satrançtır. Satranç oynanmayan ev, satranç bilmeyen Bahçesaraylı yoktur” demişti.
Satranç tutkusunu Çin’de de görmüştüm. Açık alanlarda, parklarda kümelenmiş gruplar dikkatimi çekmiş, baktığımda satranç oynandığını, seyircilerin de sessizce oyunu izlediklerini görmüştüm.
Adı gizli tutulmuş doktorumuza üç kez teşekkür ederim. Birinci teşekkür, bürokrasinin bir çarpıklığına esprili gönderme yaptığı için, ikinci teşekkür satranca dikkat çekmeyi amaçlayan bu yazıya kaynaklık ettiği için, üçüncü teşekkür ise Karaman’da görev yaptığı için.
Güzel haberlerin kahramanlarının isimlerinin açık açık yazılabileceği, görevlilerin yanlış olduğuna inandıkları uygulamaları rapor etmekten çekinmedikleri, başarı ve başarısızlığın karşılığının verildiği bir ülke hayal edenler;
Buna benzer olayları lütfen paylaşın. Birbirinize anlatın. Olayların kahramanlarına saygı duyun. Onları minnetle anın.
Bir ülkenin gerçek zenginliğini görmek isterseniz “Yürekli insanlarla zeki insanların” el ele verip vermediklerine bakın.
Ahmet Tek