Hayat sürprizlerle dolu. Hayatı, beklentilerimizden çok, beklenmedik şekilde yaşarız. Kimse kendi hayatını kurgulayamaz. Hayatın renkliliği ve zorluğu bu şaşırtı ile şekillenir.
Güzel insanlar, güzel işlere kapı açar. Güzel insanlar, umutsuzluğu umuda, karamsarlığı sevince, kötülüğü iyiliğe dönüştürür. Güzel insanların dikkati, ilgisi bir kişinin hayatına yeni bir rota çizdirebilir.
Okuyacağınız öykü, Karaman’da bir kebapçıda yaşandı. Olayın kahramanlarından biri bir Bakan, diğeri bir garson kız çocuğu. Bu öyküyü görgü tanığı üç kişiden başka duyan olmadı.
Öykünün ilk kahramanı Karaman doğumlu bir Bakan. Senede birkaç kez Karaman’a gelir, annesini, aile bireylerini ve dostlarını ziyaret eder. Gelişi de gidişi de sessizdir. Bakan Bey, Karaman’da olduğu bir gün annesiyle Şafak Usta Parmak Kebap’a gider. Öykünün diğer kahramanı henüz çocuk yaştaki garsonla burada karşılaşır.
Bakan Bey’in, masaya servis yapan garson kız çocuğu dikkatini çeker. Hafta içidir, garsona sorar: “Sen şimdi okulda olmalıydın. Okula gitmiyor musun?” Garson kız çocuğu okuldan atıldığını, bu nedenle çalışmaya başladığını söyler.
Bakan Bey, sebebini sorar ve öğrenince şaşırır. İddiaya göre, garsonun annesi hastadır, onu hastaneye götürmek zorundadır. Okul idaresinden izin ister. Talebi uygun görülmeyince, okuldan çıkar, annesini hastaneye götürür. Bu olay üzerine okulla ilişiği kesilir. Garson, kuaförlük bölümü öğrencisidir.
Bakan Bey, “Çocuğum, sen okumak istiyor musun?” sorusuna “Evet” yanıtını alınca sevinir. Şafak Usta’nın eşi Reyhan Uysal, bu diyaloğa tanık olur. Bakan Bey, Reyhan hanıma da sorar: “Doğru mu söylüyor?”
Reyhan Uysal, garsonun o gün işe başladığını, bu kişiyi henüz tanımadığını, doğru söyleyip söylemediğini de bilmediğini ifade eder. Reyhan Uysal, yeni elemanın işi bırakması halinde o günkü yevmiyesini tam olarak ödeyeceğini belirterek, “Keşke okuluna dönse. Bir meslek sahibi olsa. Kendi kızım gibi sevinirim” diye ekler.
Bakan Bey, Milli Eğitim İl Müdürünü arar, kız çocuğunun kimlik bilgilerini verir, olayı kısaca anlatır ve yeniden okula dönmesini ister.
Kebapçıdaki Bakan Bey, Karaman’ın yetiştirdiği kıymetlerden Prof. Dr. Ömer Dinçer’dir. Ömer Dinçer, Karaman’dan erken yaşta ayrıldı, üniversitelerde hocalık yaptı. Başbakanlık Müsteşarlığı, Milli Eğitim ve Çalışma Bakanlığı görevlerinde bulundu. Onlarca eser yazdı. Birçok kişinin zannettiği gibi Karaman milletvekili olmadı. Karaman’dan milletvekili adayı da olmadı. O sadece bir Karaman sevdalısı.
Ömer Dinçer, müsteşarlığı ve bakanlıkları döneminde Karaman’a ilgisini esirgemedi, bir çok yatırımın gerçekleşmesini sağladı. Siyasetin özünde vefasızlık var, karşıtlık var. Yapılan hizmetleri unutmak, unutturmak var. Şehirlerin hafızası dikkate alınmazsa, şehir hafızasını kaybederse, değerli ne varsa tarihin çöplüğüne terk edilir.
Bir lokantada bile tesadüfler kişinin hayatının seyrini değiştirebilir. Bu olayın üzerinden yıllar geçmiş. Ömer Dinçer, garsonun adını unutmuş, sonraki gelişmelerden haberdar olmamış.
Ömer Dinçer, Karamandan.com’da 10 Ocak’ta yayımlanan “Karaman’ın Özel Lezzeti: Parmak Kebabının Sırrı” başlıklı yazıyı okuyunca bu olayı anımsamış. Beni aradı, öyküyü kısaca anlattı. Kız çocuğunun okulunu bitirip bitirmediğini, şimdi ne iş yaptığını merak ettiğini söyledi.
Reyhan Uysal da olayı hatırladığını belirterek, ve o günü şöyle anlattı:
“Bakan bey birkaç kez lokantamıza geldi. Annesini de getirirdi. Kesin tarihini hatırlamıyorum; Bir gün geldiğinde işe yeni başlattığımız bir kız çocuğunu gördü. Onunla konuştu. Okuluna dönmesi konusunda ona yardımcı olacağını ifade etti. Kız çok sevindi. Okumak istediğini belirtti. Sonra işi bırakıp gitti. Bir daha bize uğramadı. Adını unuttum. İnşallah okulunu bitirmiştir.”
Her insan bir kitaptır, okumasını bilene. Hayatınıza dokunan insanları bir düşünün. Nerede, nasıl karşınıza çıktı? Yaşamınızda ne değiştirdi? Ben tesadüflere de inanırım, kadere de. Güzel insanlardan güzellikler doğduğuna da…
Ahmet Tek