Hayırlı Beddua (!) ve
Adam Olacak Çocuk
“Kendinize, çocuklarınıza ve mallarınıza beddua etmeyiniz! Duaların kabul olduğu bir vakte rastlar da, bedduanız kabul olur.” (Hz. Muhammed SAV)
Karaman’a gidilir de Karasakal Hocamızı (Mehmet Ali Kırboğa) görmeden dönmek olur mu? Bu kez de öyle oldu; iki kere evine konuk oldum. Onu her ziyaretimde yanından zihnim dolu dolu ayrılırım. Bu ziyaretlerimde bana iki güzel hediye verdi. İki hediyenin de ilginç öyküsü var. Bunları sonra anlatacağım. Öncelik, Karasakal Hocamın kardeşiyle ilgili bir anısında.
Karaman’ın güzel abilerinden biri Karasakal Hoca’nın kardeşi, rahmetli Ali Rıza Kırboğa’dır. Öleli yedi yıl olmuş. Mekanı cennet olsun.
Çocuğunun iyiliğini istemeyen ana baba yoktur herhâlde. Ana babalar, çocuklarının bugünü ve geleceği için beklentilerini, gönüllerinin arzularını hayırlı dua ile dışa vururlar. Bazen de çocukların hoş karşılanmayan, utandıran hallerinde, üzüntü veya kızgınlık anında ağızlarından beddua da çıkabilir.
Beddua, bir kimsenin kötü bir duruma düşmesini dilemek için söylenen söz, Anadolu’da yaygın kullanımıyla ilenç demek.
Yazının başlığı “Hayırlı Beddua” ifadesi bir oksimoron örneği. Oksimoron, birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılmasıdır.
Kırboğa Kardeşlerin kimi genç kimi çocukken, baba Gilik Ali Efe’nin İbrahim, un öğütmek için buğdayı eşeğin sırtına vurur, köye bir hayli uzaklıktaki değirmene doğru yola çıkar. Yanında çocukları da vardır: Mehmet Ali, Ali Rıza ve Sezai. Buğdaylar öğütülür, çuval eşeğe yüklenir, köye dönmek için hareket edilir.
Bir süre sonra İbrahim Ağa ve üç oğlu bir ağacın gölgesine oturup, evde hazırlanan azıktan domates, patates ve soğanla ekmeği çıkarıp karınlarını doyurmak ister. Ancak anne, azığa tuz koymayı unutmuştur.
Karasakal Hoca, bir gözlemcidir, dikkatlidir ve keskin gözlere sahiptir. Oturdukları ağacın dalında bir bez parçası görür. Aldığı bezde bir avuç içi kadar tuz vardır. Kendileri gibi, ağacın altında mola verip yemek yiyen bir hayırsever, o vakitler pek kıymetli olan tuzu beraberinde götürmek yerine, ihtiyacı olan birinin kullanması için ağacın dalına asmıştır. (Olsa olsa böyle olur. Bu bir varsayımdır.)
Tuz bulunduğu için sevinen baba, elini torbaya uzatmaya fırsat bulamaz. Henüz 13-14 yaşlarında olan Ali Rıza, bez parçasını kaptığı gibi tuzu yere döker. Başkasına ait tuzu, haram olacağı endişesiyle babasına ve kardeşlerine yedirmek istememiştir.
İbrahim Ağa, oğlu Ali Rıza’ya sinirlenir, bağırır. Ali Rıza kaçmaya çalışırken, baba oğlunun ardından bağırır:
“Allah seni Maraş’a müftü yapsın. Sen bu halinle Maraş’a müftülüğe yakışırsın!”
Bu sözler, buldukları tuzu döküp kullandırmayan oğluna öfkelenen babanın bedduasıdır. Aslında bir hayırlı duadır. Babanın bu hayırlı bedduasını (!) Allah kabul etmiştir.
Bir ağaç dalına asılı bir avuç içi kadar tuzu haram korkusuyla kullanmayan, babasının ve kardeşlerinin tüketmesine de gönlü razı gelmeyen çocuk Ali Rıza Kırboğa, 30.03.1984 tarihinden 01.11.1991 tarihine kadar yaklaşık yedi yıl Kahramanmaraş İl Müftülüğü görevinde bulundu. Babanın hayırlı bedduası (!) 30 yıl sonra gerçekleşti.
Ali Rıza Kırboğa Kimdir
1942’de Alata’da (Balcılar) doğdu. İlkokulu Alata’da, İmam-Hatip Okulu’nu Konya’da bitirdi. İmam-Hatip olarak 1962 yılında Konya’da görev aldı. Konya Yüksek İslâm Enstitüsünden 1966 yılında mezun oldu.
Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen, müdür yardımcılığı ve müdür olarak görev yaptı. 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca açılan sınavı kazandı ve bir yıllığına araştırma için Bağdat’a gönderildi. 1974 yılında Polatlı Yedek Subay Okulundan mezun olup asteğmen olarak askerlik hizmetini yaptı.
Gülnar (1979-1981) ve Yunak Müftülüğü (1981-1984) yaptı. 30.03.1984 – 01.11.1991 tarihleri arasında Kahramanmaraş İl Müftülüğü görevinde bulunduktan sonra, 07.11.1991 tarihinde Nevşehir İl Müftülüğü görevine başladı. 25.01.2000 tarihinde emekli oldu.
Kırboğa Hoca ile ilgili olarak şu olay unutulmadı:
“1990’ların başında Kahramanmaraş’ın önde gelen bürokratları ile kanaat önderleri Mercimek Tepe’ye ne yapacaklarını konuşuyorlardı. Öneriler arasında otel, park, heykel ve seyir mekanı yapma düşünceleri vardı.
Müftü Ali Rıza Kırboğa’nın önerisi, Kahramanmaraş’a yakışır bir cami yapımı oldu. Bu öneri kabul gördü. Mercimek Tepe’deki caminin yapımına 1993’te başlandı. 2011’de tamamlandı.
Günümüzde Onikişubat İlçesi, Abdulhamit Han Mahallesi, Mercimek Tepe Caddesi’nde yer alan Abdülhamid Han Camii, Ali Rıza Kırboğa’nın teklifiyle hayat bulmuştur. II. Abdülhamid Han adına yaptırılmış bir camidir. Her cuma günü II. Abdülhamid adına hutbe okunur.
Hacı Mehmet Güner’in mimarlığını yaptığı Abdülhamid Han Camii, büyüklük açısından (10 bin kişilik) İstanbul Çamlıca, Ankara Kocatepe ve Adana Sabancı Merkez Camii’nden sonra dördüncü sıradadır. Klasik Osmanlı mimarisi etkisindeki cami, şehrin her yerden görülebilmektedir. Bu özelliğinden dolayı yeni olmasına rağmen tarihi görünüme sahiptir. Dört köşede, üçer şerefeli minareleri ile Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii’ne benzer.
Ali Rıza Kırboğa, 7 Ocak 2017’de vefat etti. Vefatı üzerine, yapımına vesile olduğu Abdülhamid Han Camii’nden salâsı okundu. Kahramanmaraş, aradan 26 yıl geçmesine rağmen müftüsünü unutmamıştı. Kahramanmaraş, Ali Rıza Kırboğa’ya vefasını böyle göstermişti. Bugün onun 7. ölüm yıldönümü. Allah rahmet eylesin.
Ağaç dalındaki bir beze sarılı avuç içi kadar tuza, haram korkusuyla domates ve patatesini değdirmeye eli varmayan insanlar da varmış. O güzel insanlar, güzel atlara binip güzel diyarlara gittiler.
Allah bu ülkenin tüm evlatlarına Ali Rıza Kırboğa hoca gibi “tuz hassasiyeti” versin. Allah bu ülkenin evlatlarına hayırlı dualar eden ana babalar nasip etsin.
AHMET TEK