Karaman’ın Yaşar Kemal’i

Bu Yazarı Tanımalısınız, Bu Kitabı Okumalısınız

Bizim de bir Yaşar Kemal’imiz varmış, yanı başımızdaymış ve ne yazık ki haberimiz olmamış. Taşeli platosunun yiğit beyi, Toroslar’ın destancısı bir yazarı tanımakta ne çok gecikmişim. İnsanoğlu, gözünün önündekini göremezmiş dedikleri bu olsa gerek.

“Arkadaşım Kuyrukkakan” adlı bir kitap okudum, dağa toprağa, varlığa yokluğa, kurda kuşa bakışım değişti. Bu güzel ülkenin en güzel bölgesinde ne yoksulluklar ne yoksunluklar yaşanmış. “Arkadaşım Kuyrukkakan”, bu yıl okuduğum kitaplar arasında en beğendiklerimden biri oldu. Kitap, hepi topu 90 sayfa. Bir çırpıda okunabilir. Yedi yaşındaki bir çocuğun gözünden Orta Toroslar’ın 60 yıl öncesini yalın bir dille anlatıyor.

Mükremin Kızılca Kimdir?

Kitaptan daha sonra söz edeceğim. Önce yazarını tanıtmak istiyorum. Yazarla henüz yüz yüze görüşmedik. Yazılarından tanıyorum. Akranım ve gönül dostum. Adı Mükremin Kızılca.

Karaman’ın Ermenek ilçesine bağlı Güneyyurt beldesi Pınargözü Mahallesi’nde 1955 yılında dünyaya geldi. Annesi Güneyyurt Yenimahalle’den Ünzile – Kadir kızı Sultan Alkan, babası Pınargözü Mahallesi’nden Tobbaş Mehmet oğlu Mustafa oğlu Hüseyin Kızılca.

Hem eğitimi hem meslek hayatı çok yönlü. Hafız, dini eğitim almış. İlahiyat ve İşletme Fakültesi mezunu. Arapça, Osmanlıca, Farsça ve Çağatay dillerinde çeviri yapıyor, yurtiçi ve yurtdışından ona yakın üniversiteden akademisyenlerle genel arşiv çalışmalarında bulunuyor. Bir süre “İlmiyye İslami Araştırma Dergisi”ni yayımladı.

Mükremin Kızılca; Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ve Türkiye İlim Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM ) üyesi. Yazarın 2011 – 2019 arasında Konya merkezli Rasyonel Haber gazetesinde yayımlanmış 2000 makalesi bulunmakta.

1978’de Güneyyurt’tan (Ermenek / Karaman) Fadime Hanım’la evlenen Mükremin Kızılca, iki erkek bir kız, üç çocuk babası. Yazarın basılmış 17 ve basılacak 23 olmak üzere toplam 40 eseri var. Eserlerinden bazılarının adları şöyle:
Temiz Hikâye / Yaşanmış Öyküler, Hilalden Dolunaya / Hans ile Hasan’ın Sohbetleri, Yollar Beni Tanımadı (Şiir), Ayasofya Camii Vakfiyesi / çeviri, Üç Asır Önce Konya / 300 yıl önceki Konya Mahkeme zabıtlarından, Anılarım / 1955 – 2019.

Yazarın makale ve şiirleri halen; Konya Hâkimiyet ve Yeşil Ermenek gazeteleriyle karamandan.com, ermenekinsesi.com sitelerinde yayımlanmakta.

Minik Yüreklere Hikâyeler

Bunca üretken bir yazarı, bir kitabı üzerinden değerlendirmek haksızlık olur diye düşünmeyin. Bazen bir kitap bir yazarın imzasıdır ve o imza yazarın adının önüne geçebilir. Arkadaşım Kuyrukkakan da öyle. “Minik Yüreklere Hikâyeler” üst başlığıyla yayımlanmış. Oysa her yaşta herkesin okuyup tat alacağı bir kitap.

“Arkadaşım Kuyrukkakan” bana, diliyle, gözlem gücüyle ve nesnelere bakış açısıyla dünyanın en çok satan ilk üç kitabı arasında yer alan Küçük Prens’i hatırlattı. Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry’in yazdığı Küçük Prens’in yaklaşık 150 milyon civarında satış rakamına ulaştığı hesaplanmış.

“Arkadaşım Kuyrukkakan”, çocukluğun cennet olduğuna inanan, doğayı seven, Torosların eteklerinde temiz hava solumak isteyenlerin okuması gereken bir hayat bilgisi kitabı.

Yazar kitabı bütün çocuklara ithaf etmiş. İthafta, Verda, Fadime Yüsra, Mükremin Efe, Mehmet Han ve Günalp adlı torunlarını sayarken “cülepelerime” demiş. Yazar, çocukluğundaki yörede kullanılan kelimeleri öylesine muhafaza etmiş ki, kitabın her sayfasında, bugün kullanımdan kalkmış veya çok az kişinin dağarcığında kalmış, bu sözcüklere yer vermiş. Cülepe de o kelimelerden.

Folklorik Zenginliği Var

Ön söz, “Ben bir çocuğum” diye başlıyor. O zamanlar köylerinde telefon, elektrik, cep telefonu, televizyon yok. Dolayısıyla, fırın, buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinesi, kahve makinesi benzeri beyaz ve siyah eşya da yok.

Çocuklar okul harici, soluğu her gün sığır ve keçilerin ardı sıra dağlarda alıyor. Hayvanları bir pınar başına çekip yatırdıktan sonra oyuna başlıyorlar. Oyunları; yalak taş, üçtaş, beştaş, dokuztaş, sapan taşı, lastik taşı, ara kesti, siğnenmeç, kurtarmaç, uzun atlama, bandım geldim, güvercin taklası…

Kuyrukkakan, küçük ötücü, göçmen ve böcekçil bir kuş türü. Yazara göre, kuyrukkakan devasa kepirlerin sürmeli serçeleri. Kitap, kuyrukkakan’ın köye gelmesi, yuva yapması, yumurtlaması, yavrularını beslemesi ve onlara uçma dersleri verdikten sonra göç etmesine kadar gözlemlere dayalı.

Hep Çocuğuz!

Mükremin Kızılca, “Bizler altmış yıl önceki çocuklar olsak da hep çocuğuz” demiş. Üslubu yumuşacık, nahif bir ifade tarzı var. Çocuklara önerisi de bu nahiflikten nasibini almış: Büyüseniz de büyüklenmeyiniz!

Mükremin Kızılca’nın dilini, öyküleştirme biçimini, yazıyı efsanelerle, masallarla renklendirmesini Yaşar Kemal’e benzetmem abartı değil. Büyük ustanın kitaplarındaki lezzet, gözlem zenginliği, betimlemelerdeki güçlülük, Mükremin Kızılca’nın “Arkadaşım Kuyrukkakan”da da var. Örnek olarak şu paragrafı verebilirim:

“Amacı, arkadaşı kuyrukkakanın yuvasını kontrol etmekti. Ama burada bir kalabalık vardı, garip şeyler olduğu belliydi. Ortada ümüğü yumruk kadar şişkin bir boz yılan, başı yukarıda duruyor, bir an önce boğazındaki bu ağır lokmayı eritip rahatlamak istiyordu. Etrafında kuyrukkakan ailesi dizlerini dövüp ona lanet ediyordu. Sarı serçe, gökgüdük, kır serçesi, karatavuk, sarı tavuk, saksağan, güvercin, kaya serçesi, ardıç kuşu, cula ve kınalı kirtik gibi komşu aileler gelmişler, yılanı cezalandırmak için etrafını tutmuşlardı. Kırlangıçlar ve ebabiller yıldırım hızıyla yılana kanat çarpmak için dört taraftan dalış yapıyorlardı. Yılan ne tarafa kaçmaya yeltense önü kesiliyordu…”

Mükremin Kızılca, çocuk yaşında bir kuş uzmanı kesilmiş. Kuşların adını biliyor, yuvalarını, yavrularını ve özelliklerini tanıyor. Bir keklik palazını sahiplenip yaz boyunca beslemiş. Her gittiği yere taşımış. Sonra da satmış. Acaba niye satmış?

Fakirliğin gözü kör olsun. Kekliği sattıran yoksulluk olmuş. Küçük Mükremin ilkokula başlayacak. Defter, kalem ve kitap için para lazım. Baba yok, elde avuçta yok, aile yoksul. Bunun bilincinde bir çocuk, besleyip büyüttüğü kekliğini avcılara satmak zorunda kalıyor. Bir film senaryosunun en can alıcı sahnesi değil mi?

Kanayaklı Sultan Ana

Kanayaklı kime denirmiş bilmiyordum. Kitaptan öğrendim. Kocası aniden ölünce evlenmeden yetimlerine kol kanat geren kadınlara yörede kanayaklı denilirmiş. Mükremin’in annesi de bir kanayaklıymış. Yazar bunu şöyle anlatmış:
“Sultan ana da böyle bir kanayaklıydı. Onun ayakları gerçekten kanlıydı. Çünkü zaman zaman yırtık bir Ermenek lastiğiyle kırlarda, yaylalarda mal melal ve tarla tezek peşinde seğirttiğinden ayağı kanardı.
Sultan ana burmalık ot yolarken çekmelerin dibinde kır serçelerinin kızıl bülüçlü yuvalarıyla karşılaşırdı. Ama bozar endişesiyle hepsini Mükremin’e deyvermezdi.”

Her Şeyin Sadesi Güzeldir

Kitapta yokluk günlerinin yemekleri de anlatılmış; hem de öyle güzel anlatılmış ki, adeta kokusu duyuluyor ve ağız sulandırıyor.

“O zamanlar çay henüz yoktu. Her sabah mutlaka çorba pişerdi ya da soğan ölmesi denilen tereyağında patlıcan ve soğanın kızartılarak öldürülmesinden olan bir yemek hazırlanırdı. (Coğrafi işaret alınabilecek bir yemek çeşidi)”

“Sultan ana köyden gelen patlıcan, soğan ve patatesle tereyağında güzel bir kavurma yaptı. Tereyağının kokusu koyağı kaplamıştı.”

“Teyze, elinde bir tahta ve somakta içeri girdi. Somatın üzerine tahtayı koydu. Ortasına da ocaktaki tavayı yerleştirdi. Bu, kuru firek, patlıcan ve soğandan yapılmış nefis bir soğan ölmesiydi. Sulanmış yufkalardan herkesin önüne birer ikişer verdi.”

“Monam, ortaya bir azık çıkısı serdi. Üzerine kendisi için köyden getirdikleri tazecik çıbık tefeğini koydu. Çıbık tefeğini yufkaya sarıp tuz çiledikten sonra yiyordu. Monam bunu çok severdi.
Hikmet dayıma çok sevdiği pekmezi, bana da kuru keş sahanını koydu. Biz de onları çok seviyorduk.”

Küçük Mükremin’in bir gün yemeyi hayal ettiği “nezik etli pilav” var ki, Sultan ana o yemeği şehirdeki oğlu geldiğinde yapacak. O yörelerde nezik etli pilav hâlâ pişiriliyor mudur? Mükremin Kızılca’nın canı hâlâ nezik etli pilav çekiyor mudur?

O yıllarda herkeste çevre bilinci olmalı. Gelenekten, genlerden gelen doğa sevgisini kastediyorum. Küçük Mükremin’in gözünden aktarmak gerekirse, tadımlık bir bölüm:
“Yaylacılar doğayı ve onun beraber yaşadıkları canlılarını kendileri gibi düşünürlerdi. Mesela düz kayaların üzerine çekiçle kaklıklar açarlar, içine de kar ve su bırakarak özellikle kuşların sulanmasını sağlarlardı. Bu kaklıklar doğal olarak da bulunabilirlerdi.”
Bir de hayvanların tatili bölümü var ki, inanılmaz güzellikte anlatılmış. Adeta fantastik bir ülkenin fragmanı.

Kuyrukkakan’ın Saçını Okşamak

Kitabın dili yumuşacık dedim ya, bu dil yumuşaklığı elbette Mükremin Kızılca’nın yüreğinden kaynaklı. Kitapta en beğendiğim paragraflardan birini aktarıyorum.

“Bu serçeler çok akıllıdırlar, dev arabalardan hiç korkmazlar, hiçbir dört ayaklı hayvandan çekinmeden sokulurlar. Serçeler ve kuşlar âleminin bütün üyeleri sadece insandan korkarlar. Çünkü doğayı imar eden de ihmal eden de, yapan da yıkan da sadece insandır.
Oysa bir kuyrukkakanın saçlarını okşamayı ne kadar isterdim, onun, saçı geriye doğru okşanan çocuklar gibi hafif irkilip gülümsemesi dünyalara bedeldir. Ama bu sadece hayallerde ve masallarda mümkün ne yazık ki.”

Öğrencilere Bedava Dağıtılmalı

Mükremin Kızılca’nın “Arkadaşım Kuyrukkakan” kitabı yediden yetmişe herkesin okuması gereken bir kitap. Doğadan uzaklaşan bizleri, Torosların eteğinde, bugün artık hayal bile edilemeyen bir yaşama götürüyor. Ailenizle birlikte okuyabileceğiniz hoş bir kitap. Torosların çiçeklerini, kuşlarını, hayvanlarını evinize getiren bir kitap.

“Arkadaşım Kuyrukkakan”, binlerce, yüz binlerle basılıp ilk, orta ve liselerde ücretsiz dağıtılmalı. Mümkün olmazsa, bir cömert insan bunu Karaman’da yapmalı. Çok hayırlı bir iş yapmış olur. Kitap buram buram Anadolu kokuyor. Çocuklarımıza hem doğa hem vatan sevgisini kazandıracağına inandığım bir kitap.

Ya Sultan Ana! Çocuklarının her şeyi olmuş. Küçük Mükremin, abdesti, namazı, kul hakkını, hayvan bakımını, doğa sevgisini, ağız tadını, hoşgörüyü, böcekleri, kuşları, çiçekleri, yıldızları, her bir şeyi Sultan Ana’dan öğrenmiş. Dirayetli, ferasetli, irfan ve iman ehli bir kadınmış. Allah rahmet eylesin.

TDK’ya Çağrı

Kitapta, yörede konuşulan ve bir süre sonra unutulacak olan yüzlerce kelime ve onlarca deyim var. Türkçenin söz varlığı için gerçek bir hazine “Arkadaşım Kuyrukkakan.” Türk Dil Kurumu’na ve Prof. Dr. İdris Nebi Hoca’ya buradan duyuruyorum.

Lütfen kitabı inceleyin. Kırmalı oğlak, yazmış keçi, burmalık ot, kelif, çevlik, babaç, güneşin bıyıkları, dolama koyak, yavru saman, kaya kertmeği, nezicik, bitek, satıraç, harım, deke gatımı, daldan arbışmak, hopuç etmek, ardılmış, tuz çilemek, çıbık tefeği, belgi, şengi direk, borda kapısı, ateşi gövleme, evin kebeği, çift kayırlar benim ilk kez duyduğum sözcükler. Bunlar gibi onlarca sözcük var.

Not: Bir yakınınıza yeni yıl için hediye almak istiyorsanız Mükremin Kızılca’nın “Arkadaşım Kuyrukkakan” kitabını öneririm. Hediyeniz her yere uçabilen türden olsun. Mutlu yıllar dilerim.