Akbelen’i dünya duydu. Akbelen, Muğla’ya bağlı Milas’ta cennetten köşe. 28 bin 307 hektarlık kızılçam ormanı ile Türkiye’nin akciğerlerinden. Maden ruhsatı alan firma 78 hektarlık alanda linyit çıkarmak için kesime başlayınca, İkizköy başta olmak üzere civardaki diğer köy sakinlerinin direnişiyle karşılaştı. Eyleme çevreciler de destek verince, tv kanallarında izlediğimiz görüntüler ortaya çıktı.
Akbelen’i duymadım, haberim yok diyenlere, “İki yıldır uykuda mısınız? Protesto olarak kızılçama sarılan 88 yaşındaki Zehra Nine’yi de mi görmediniz be mübarekler!” demekten başka söz bulamıyorum. Onların yaşadığı dünya ile bizim yaşadığımız dünya galiba aynı değil.Yine Ayrıştık
Her konuda olduğu gibi Akbelen’de de ayrıştık: Eylemcilere destek verenler ve karşı çıkanlar. Konut, turistik tesis, maden, biyogaz, termik santraller ve taş ocakları gibi projelerle tarımsal alanların, zeytinliklerin ve ormanların yok edildiği, hava ve suyun kirletildiği bir gerçek. Kıyıların birçoğunda denize bile girilemiyor. Bitki ve hayvan çeşitliliği azalıyor, bazı türler tehlike altında.
Kimine göre vahşi kapitalizm, kimine göre rant, kimine göre talan, kimine göre zorunluluk, kimine göre konforun bedeli, kimine göre yeni Gezi hazırlığı. İstediğiniz tarafta olabilirsiniz. İstediğinize inanabilirsiniz. Gerçek şu ki, insanoğlu olarak tabiatın canına okuyoruz.
Birçok ülkede yaşam alanlarının korunması ve ekoloji için mücadele veren kitleler var. Türkiye’de doğa katliamına karşı her yıl mutlaka bir bölgede eylem yapıldığına tanık oluyoruz. Karaman’da da taş ocaklarına karşı Dereköy, Narlıdere ve Karalgazi’nin direniş ve tepkileri hatırdadır.
Goca Garamanlı
Dünyada yankı bulan Akbelen direnişine bir Karamanlı’nın katıldığını ve iki ay eylemcilerle birlikte yaşadığını biliyor muydunuz? O bir “Goca Garamanlı” Çevre eylemcilerinin, Akbelen direnişçilerinin ve aktivistlerin ‘İbo abi’si.
İbrahim Oğuz, 1961 Sinci doğumlu. Emekli olduktan sonra kendine yeni yol çizenlerden. Seyahat etmeyi, antik yerleri ve ülkenin doğal güzelliklerini görmeyi seçmiş.
Seyahatleri günübirlik değil, uzun süreli, 4-5 ay olabiliyor. Bir emekli, geliri sınırlı. Dolayısıyla en ucuz yöntemi seçmek zorunda. O da öyle yapmış, her şeyi sırtına saran gezginlerden olmuş. Çadır kamp için gerekli malzemeleri sırt çantasına yüklemiş ve yollara düşmüş. Ne kadar az yük, o kadar konfor. Her fazlalık büyük engel. Evini sırtında taşıyanların uyması gereken ilk kural buymuş.
Çadır Atmak
İbrahim Oğuz her yıl bir rota seçiyor. Onunla yakından tanışmamız Trakya gezisi sırasında oldu. Tekirdağ Kumbağ’da “çadır atmış.” Kumbağ’da buluştuk, evime davet ettim. Altınova’da bir gece konuğum oldu. Sabah feribotla Avşa Adası’na geçti.
Konuğumu uyutmadım. İlk kez bir gezginle tanışmıştım. Ben sordum, o anlattı. Gezginlerin dünyasına ait bilgileri ilk kez o gece edindim. Çadır atmak deyimini de ondan duydum. Çadır kurmak demekmiş. Demir atmak gibi…
İbrahim Oğuz, yollara düştükten sonra dünyasının ve bakış açısının değiştiğini söyledi. Öyle güzel yerler ve öyle farklı insanlar tanımış ki, “değişim kaçınılmaz oluyor. Çok değiştim” dedi. Değişimi çevreye bakış ve dünyayı yorumlama anlamında kullanıyor.
Kendi ifadesiyle, sosyal olaylara ezelden duyarlı. Kazdağları, Akkuyu, Çukurova ve Güney Anadolu’da çevre eylemlerine katılmış. Her yerde yeni dostlar edinmiş ve ekolojik mücadele ağının parçası olmuş.
Hatay’dan Otostop
Akbelen’deki eylemi, Hatay’da iken duymuş. Aynı bölgede daha önce de bulunmuş. Otostopla bölgeye ulaşmış. Direniş çadırına girmiş, “Ben ibrahim Oğuz! Direnişinize destek vermek için Karaman’dan geliyorum” demiş.
Çadırda 15 kadar aktivist varmış. Bir süre sonra “Goca Garamanlı İbo” olarak herkesin sevgisini kazanacak olan İbrahim Oğuz’a önce yemek ikram etmişler. Sonra geç vakte kadar sohbet… İbrahim Oğuz, kendi çadırını kurmuş ve Akbelen direnişinin neferlerinden biri olarak iki ay bölgede kalmış.
Cehennem Çukuru
İbrahim Oğuz, Akbelen’i şöyle anlatıyor:
Yeniköy-Kemerköy Termik Santrallerinin kömür ihtiyacı için Ören’den Mİlas’a 16 kilometre orman yutulmuş, 8 köy yerinden yurdundan edilmiş, bir cehennem çukuru oluşmuş, doğa mahvedilmiş. Köylüler hayat damarı olan ormanlarını korumak uğruna 2 yıldır çadırlı orman nöbeti tutuyorlar. Beni cezbeden de köylülerin bu olayı sahiplenmesi ve inançları oldu.”
İbrahim Oğuz’un ifadesine göre, direniş alanına dışarıdan gelenlerin her ihtiyaçları sıra ile bir köylü tarafından karşılanıyor. Köyden bir kişi akşam nöbetinde direnişçilerle çadırda kalıyor.
Nöbet bazen kalabalıklaşabiliyor. Çadırda geceleyin 20 kişiye çıktıkları bile olmuş. İşi olmayan köylüler akşamları alana geliyor, direnişçilerle çay içip sohbet ediyormuş.
Açık Hava Üniversitesi
İbrahim Oğuz, Akbelen’de birçok gazeteci, yazar, akademisyen, sanatçı ve siyasetçi ile tanıştığını belirterek, “Benim için Akbelen bir açık hava üniversitesi oldu” dedi.
Sıcakkanlı ve çabuk dostluklar kuran biri olduğu için Akbelen’de gündüz sorumluluğunun kendisine verildiğini anlatan Goca Garamanlı İbo, direniş günlerini şöyle anlattı: “Beni kendi köylüleri gibi bağırlarına bastılar. Gelenlerin ihtiyaçlarını imece olarak karşıladık. Bir süre sonra Akbelen’in bilge kadınları ablam, kardeşim, teyzem ve hocam oldular. Her gün ‘İbo, ne yemek seversin, onu yapalım. Canın bir şey istiyor mu?’ diye sordular. Bir olumsuzluk yaşamadan direnişe ses oldum.” Konya-Karaman mı?
Akbelen direnişine destek için gelenlere “Ben Karaman’dan geldim” diye kendini tanıtıyormuş. Aldığı ilk tepki “Karaman mı?” diye şaşırmaları oluyormuş. “Konya Karaman mı?” diye soruyorlarmış. İbrahim Oğuz “Karaman yıllar önce il oldu” diye başlayıp, Karaman’ı anlatıyormuş.
İbrahim Oğuz’u en çok üzen konu Karaman’ın imajı ve tanınmaması olmuş, “Maalesef Karaman hakkındaki izlenimleri hep olumsuzdu. Üstelik bilmiyorlar, tanımıyorlar. Karaman şivem sayesinde on puan önde başlayarak Karaman güzellemeleri yapıyordum. İlk defa bir Karamanlı gördüklerini söylüyorlardı” dedi.
İbrahim Oğuz, Akbelen’den sadece anılar biriktirip dönmemiş. Akbelen ile ilgili belgesel çekimi için bölgeye gelen ve daha önce sosyal medyadan tanıdığı, fotoğraf ve video aktivisti, yönetmen Kâzım Kızıl ile dost olmuşlar. Goca Garamanlı İbo ile Kâzım Kızıl 4 günü birlikte geçirmişler, adım adım bölgeyi gezmişler.
Kâzım Kızıl, çekimlerini tamamlayıp ayrılacakları sırada İbrahim Oğuz’a “Abi, sen bir kralsın. Seni tanımaktan çok memnun oldum. Gittiğin yerlerde beni hatırlaman dileği ile sana bir hediye vermek istiyorum” demiş. Armağanı, gezginlerin ve kampçıların çok iyi bildiği ‘Stanley termos’ olmuş.
Eylem Çadırında Doğum Günü
İbrahim Oğuz’a en büyük sürprizi eyleme destek vermek için gelen çevrecilerle köylüler yapmış. Doğum günü pastası getirmişler. Goca Karamanlı 62. yaşına Akbelen’de nöbet çadırında girmiş. Mum üflemiş, pasta kesmiş.
İbrahim Oğuz’un tanıyıp bilgisine hayran kaldığı biri de İngiltere’de yaşayan aktivist yazar Dario Navaro olmuş. Navaro, İbo’yu Bodrum’daki evine davet etmiş. “Gel, biraz dinlen” demiş. Dario Navaro gibi onlarca kişi ile dostluklar kurmuş.
İbrahim Oğuz, alana gelen, direnişe destek veren kişilerin ister profesör, ister doktor, ister gazeteci olsun, yapılan işlere katkı verdiğini belirtti. Dayanışma için gelenler duruma göre, bulaşık yıkar, su taşır, ortalığı temizlermiş. Alanda ayrımcılık yokmuş. Yasaklardan biri de alkolmüş. İbo, iki ay ağzına alkol sürmemiş.
İzmirli gazeteci, benim Hürriyet yıllarımdan tanıdığım Sedat Kaya, İbrahim Oğuz’u şöyle anlatmış:
Akbelen Dostluğu
İki gün önce ülkenin farklı bölgelerinden gelen fotoğrafçılarla Akbelen Ormanı’nda buluştuk.
Evinden, yurdundan koparılan köylülerin direnişine bir nebze destek olmak için.
Görevimiz kömür uğruna yok edilen doğanın içler acısı halini görüntüleyip, farklı medya organlarına servis etmekti.
Görev tamamlandı.
Türkiye’nin çok yerinden duyarlı insanlar Akbelen’e desteğe koşuyor.
Kimi ihtiyaç listesine katkıda bulunuyor, kimi nöbette görev alıyor.
Orada iki yıldır süren örnek bir dayanışma var.
Örneğin yukarıda fotoğrafını paylaştığım İbrahim Oğuz Karaman’dan gelmiş.
Bir sırt çantasıyla yaklaşık 15 gündür Akbelen’de.
Beni bu mecradan tanıyor.
Ama 40 yıllık dost gibi karşıladı, sıcak, samimi bir ilgiyle bize rehberlik yaptı.
Sağ olsun.
Bu ülkede güzel insanlar var.
Sayıları hiç de az değil.
Sadece bir araya gelmekte zorlanıyorlar.
Oysa İbrahim Oğuz gibi bir sırt çantasıyla Akbelen direnişine omuz vermek hiç de zor değil aslında.
Yeter ki, yürekler duyarlı olsun.”
Yürekli ve Duyarlı
İbrahim Oğuz, bir emekli, bir gezgin, kampçı, çevre mücadelecisi, aktivist, dayanışmacı, eylemci. Yürekli ve duyarlı. Daha birçok etiket yapıştırmak mümkün. O, olayların içinde olmayı seviyor. Dost canlısı, doğa aşığı, neşeli, meraklı, çok okuyan, bilmediğini öğrenmek için didinen, ciddi görüntüsünün arkasında yaramaz bir çocuk ve sevgi dolu bir kalp taşıyan, yıldızlara, ozanlara, yazarlara hayranlıkla bakan biri.
İbrahim Oğuz, bir dünya vatandaşı, kapitalist sisteme karşı. Dayanışma ve paylaşma ruhunun peşinde koşanlardan. Aynı zamanda Karaman sevdalısı. Her ortamda Karaman’ı tanıtmaktan yorulmayanlardan. Bir ayağı Karaman’da bir ayağı Hatay’da. Bir ayağı Karaman’da bir ayağı Van’da. Onun ayak basmadığı, havasını soluyup suyunu içmediği yer kalmamış. Kastamonu’da İstiklâl Yolu yürüyüşüne de katılmış,depremzedelerin yardımına da koşmuş. Birçok kişinin kafasının almadığı bir dünya görüşü. Yerelden evrensele bakabilme kültürü.
“Sen benim köylüm değilsin, köyde yaşamayan köyüme karışmasın” diyecek kadar cahillikte zirve yapan at gözlüklülerden ne kadar farklı, ne kadar uzak. Mal peşinde değil, dünya nimetlerini koruma derdinde.
Birileri haklı gördüğü bir dava uğruna yollara düşüp günlerce her zorluğa katlanıyor. Birileri, dünyanın merkezi ve kendi malı sandığı köyündeki, mahallesindeki çirkinliğin açığa çıkmasını istemiyor.
Roman Kahramanı, Film Karakteri
Bir gün Anadolu’nun toprağını, ağacını, kurdunu, kuşunu anlatan bir roman yazılır, bir film çekilirse İbrahim Oğuz ana karakterlerden biri olarak yer alacaktır. O çağdaş Fekiye Teyran, Türkmen beyi, göçer lideri, oba başı. Yeşilçam’ın Kadir Savun’u. Sanki yıllardır görüşmediğiniz çocukluk arkadaşınız. Sıkıntınızı paylaşacağınız dert ortağınız. Etrafında insan zinciri oluşturup masallar anlatan bir ‘koca’dır. Yunus’u, Pir Sultanı çağdaşlarıyla buluşturan bir şiir tutkunudur. Yaşamın doludizgin giden çılgın atından inip, yolculuğunu yaya yapmaya karar vermiş bir gezgindir.
Mevlâna, Yunus Emre’ye “Türkmen Kocası” demiş. İbrahim Oğuz, bu toprakların Goca Karamanlı İbo’su. Kişi sevdiğine benzermiş. İbrahim sevdiklerinin şekillendirdiği bir güzel adam. Kiminin kardeşi, abisi, babası, dedesi, amcası, kiminin sırdaşı, dostu, arkadaşı. Herkes onda sevdiğinin bir yönünü görmüş. Kişi sevdiğiyle beraberdir. O, sevdiklerini yalnız bırakmayan, her işe koşturup yorulan. Çadırında huzur içinde uyuyan. Fırsat bulup okuyan, şiir söyleyen, şarkı dinleyen…
Goca Karamanlı İbo olmak da var, kendini köyüyle sınırlayıp dünyada olup bitenlere duyarsız olmak da… Siz kim olmak istersiniz ve kimden yanasınız? Arada bir aynaya bakmakta yarar var.
Ahmet Tek