Karaman’ın Böğrü Nasıl Deşilir?

Biz Karaman’ı Severiz, Karaman da Bizi Sever

Başlıktaki sözü Hz. Muhammed’in (Sav)
“Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi sever!” hadisinden kopya çektim.

İnsanoğlu bir dağı sevebilir. Dağı sevmesi için binlerce neden gösterebilir. İnsanoğlu, kendine benzeyeni, kendinden farklı olanı, kuşu, çiçeği, böceği,taşı, toprağı, havayı, köyü, kenti, dereyi, sesi, sessizliği vb her şeyi sevmeye eğilimli bir varlıktır. İnsanoğluna eşyanın adı öğretilmiştir. Adını öğrendiği bu eşyalardan birine veya birkaçına sevgi beslemesi abes değildir.
Hz. Muhammed (sav) Uhud’u sevdiğini söylemiş. Bununla yetinmemiş, daha ötesine geçerek, “Uhud da bizi sever” demiş. Bu söz, 600’lü yıllarda söylenmiş. Günümüzden 1400 yıl önce.

Bugün bu lafı söyleyebilecek bir babayiğit var mı? Biz nereyi seviyoruz? Sevdiğimiz yer bizi seviyor mu? Hele sevdiğimizin böğrünü deşiyorsak, kalbini oyuyorsak, canına kastediyorsak, bu nasıl bir sevmektir?

Bir vakitler ‘Ya sev ya terk et’ diye dayatmacı ve içerikten yoksun boş bir söz dolaşıma girmişti. Bir süre tedavülde kaldı. Değersiz her ürünün başına gelen bu sözün de başına geldi, “Ya sev ya terk et’ diklenmesi, içeriğine uygun bir akıbetle kayıplara karıştı.

Bu sözün bir benzeri hala tedavülde. Eğitimsiz, cahil azınlığın tek dayanağı. Tehdit içeren, korkutmaya yönelik, sevgiden uzak bir söz: Ya benimsin ya kara toprağın…
Kadın cinayetlerinden hafızalara kazınmış bir cümledir. Bu cümleyi ezberleyip, can almaktan zerre vicdanı titremeyen bir sürü kişiyi haberlerde görüyoruz.

Güzellik Başa Bela

“Zenginlik veya güzellik başına dert açtı” sözü sadece insanoğluna özgü değilmiş. Zenginlik veya güzellik her nesnenin başına bela olabiliyormuş. Bunun somut örnekleri her yerde karşımıza çıkmaya başladı.

Bir vakitler İstanbul için söylenen ‘taşı, toprağı altın’ deyişi şimdilerde Karaman’a uyarlansa yeridir. Taş, traverten ve kum yüzünden Karaman’ın bağrının delik deşik edilmediği yer kalmadı. Bunu bilmeyen yok. Taş ve kum ocakları, traverten yatakları yüzünden, Karaman’ın gözü yaşlı. Bunu gören yok. Karaman’ın gözyaşını silmek için el uzatan birilerini de göremiyoruz.

Karadağ’ın Kumu

Bundan 50 yıl önce de Karadağ, bölgenin kum ihtiyacını karşılıyordu. Günümüzde kum ihtiyacı çok arttı. Kum ocaklarının genişletilmesinden başka çare üretilemedi. Karadağ’ın eteklerinin bir bölümü meradır, bir bölümü hazine arazisidir. Meralar koyun sürülerinin besin ihtiyacının yataklarıdır. Kum ocaklarının sayısı arttıkça meralar küçülür. Bu durum doğrusal denklemin sonucudur. Bu kadarla kalmaz. Nitekim kalmamış. Kum ocakları asıl tehlikeyi, çevresini, üstelik geniş bir bölgeyi çölleştirerek vermeye başlamış.

Karadağ’da kum ocaklarının oluşturduğu zararlara ilişkin bir araştırma yapılması halinde, tehlikenin gerçek boyutları anlaşılabilir. Kum ocakları yüzünden yörenin yeşil örtüsünün ve buna bağlı olarak bazı hayvan türlerinin de azaldığı ifade ediliyor.

Yeşildere’de Anıt Ağaçlar

Karaman’daki çevreye, toprağa, ağaca, suya, bitki örtüsüne ve bazı hayvan türlerine zarar veren faaliyetler arasında traverten işletmeleri de bulunuyor. Maden ruhsatı alan işletmelerin büyük bölümü, Taşkale ve Yeşildere çevresinde faaliyet gösteriyor. 2021 yılında Yeşildere Eğlicöz mevkiindeki sıralı pelitlerin bulunduğu alanda traverten ocaklarının faaliyet gösterdiği ve bazı ağaçların zarar gördüğü duyumları gelmişti.

Konuyu ısrarla takip etmiş, Ankara’da bazı kişisel temaslar sonucu bu ağaçlardan üçünün Anıt Ağaç olarak tesciline vesile olmuştum. Yörede, bu ağaçların Yunus Emre ağaçları olarak adlandırıldığını da gündeme getirmiştim.

Yine Yeşildere’de Ardıçlı Dağ, Yöreme mevkinde binlerce ardıç ağacının mermer veya traverten ocakları için kesildiği haberi geldi. Eğer buradaki işletmenin faaliyetleri devam ederse, Ardıçlı Dağ, delik deşik olacaktır. Bu alanda binlerce ardıç ağacı kesilmiş. Kesim işleri devam ediyor. Vatandaşın haberi yok.

Narlıdere’de Halk Tepkisi

Karaman merkeze bağlı Narlıdere köyünde (Avgan) açılmak istenen mermer ocağını istemeyen köylüler bir süre önce eylem yaptı. Karaman’ın sebze ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Narlıdere’de hukuki süreç devam ediyor. Köylüler, mermer ocaklarını istemediklerini ifade ederek, “Katliama izin vermeyeceğiz” dedi.

Karaman Ziraat Odası Başkanı Mehmet Bayram, Narlıdere köylülerinin eylemine destek vermiş ve şu açıklamayı yapmıştı:

“Bu mermer ocaklarını açmak isteyenler Karamanımızın tarım arazilerinin, doğasının nefes almasını sağlayan bereketli topraklarımızdan uzak dursunlar. Yerleşim alanları ve tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu yerlerde mermer ocakları için ruhsat verilmemelidir.”

Taş ocaklarına karşı mücadele eden Karalgazi köyü, örnek temsil edecek bir hukuk mücadelesinin ilkini kazandı. Karalgazi köylüleri, toprak ve su kirliliğine sebep olduğu gerekçesiyle bir taş ocağının faaliyetinin durdurulmasına yönelik açtıkları davayı kazandılar.

Taşkale’de Mera Hassasiyeti

Taşkale Köyü Muhtarı Hasan Karaca, hazine arazilerinin meraya çevrilmesi konusunda eski muhta döneminde başlatılan çalışmaları taviz vermeden devam ettirdiğini belirterek, sosyal medya hesabından şu duyuruyu yaptı:

“Köyümüzde doğal denge için koyuncuyu, çiftçiyi, arıcıyı bir dengede tutmak zorundayız.
Bu hususta oğlum Fatih merayı eksin gerekli mercilere şikayet ederim. Lütfen meraya tecavüz etmeyin.”

Karadağ’daki hazine arazileri meraya dönüştürülemez mi? Karaman, bir tarım kenti. Kum ve taş ocakları ile traverten işletmelerinin faaliyetlerinin tarım alanlarını daraltıp daraltmadığı, tarım alanlarına etkileri konusunda ciddi çalışmalar yapılması gerekmez mi? Bu bilimsel çalışmaları kim, nasıl yaptıracak?

Gözüken o ki, Karaman’da çevre konusunda halk bilinçleniyor. Bu bilinç ülkenin gelişimi için çok önemli. Bu bilincin bir adım sonrası, tarım alanlarının verimli kullanılması, vahşi sulamanın önüne geçilmesi, tarımda modern yöntemlerin tercih edilmesidir.

Gönül İster ki!

Aklın ve mantığın gereğidir ama ben gönül ister ki diye devam etmek istiyorum. Doğa harikalarına, tarımsal alanlarımıza, mera yakınlarına maden ve kum ocakları için izin verilmesin. Ormanlarımız, topraklarımız, sularımız, havamız, çevremiz korunsun. Doğadaki canlılarımıza sahip çıkılsın. Onların doğal yaşam alanları daraltılmasın. Su kaynakları değerlendirilsin. Halkın çevre bilinci arttıkça, yöneticilerin doğaya karşı ilgisi de o doğrultuda olur.

Biz Karaman’ı seviyoruz. Peki Karaman bizi seviyor mu? Karaman’ın bizi sevdiğine emin olduğumuz gün, sevgimizin sahte olmadığının kanıtlandığı gündür. Sevgi karşılıklı olmak zorundadır. Karşılıksız sevginin meyvesi acı ve elemdir.

-BİZ DOĞAYI KORUDUKÇA, DOĞA DA BİZİ KORUR.
-ÇEVREYİ HOR GÖREN, GELECEĞİ ZOR GÖRÜR

Not 1- Bu yazı bilimsel makale değildir. Bir gazetecinin takip ettiği olaylardan ve gelişmelerden derlediği bilgilerin harmanlanmış halidir. Bu yazı, böğrü deşilen bir şehrin feryadına kulak verip çözüm arayışına katkı sunmayı amaçlamıştır. Gözlemler Karaman’ın merkeziyle sınırlı kalmıştır.

Not 2- Bu makale Karaman Kültür ve Eğitim Vakfı’nın (KARKEV) çıkardığı Karamanname adlı derginin “Karaman’da ve Türkiye’de Tarım” özel başlıklı 17. sayısında yayımlanmıştır. Yönetim Kurulu Başkanlığını Avukat Şahin Yıldız’ın üstlendiği KARKEV’in yayın organı Karamanname’nin Yazı İşleri Müdürü Rıza Yeşildal, Genel Yayın Yönetmeni Yaşar Evcen, editörü Muammer Şanver.
Ücretsiz dağıtılan Karamanname’nin son sayısında tarımla ilgili yazıları yer alan isimler şöyle:

Prof. Dr. Asil Yılmaz (Toprak Ana Aç Kalırsa Herkes Aç Kalır), Prof. Dr. İbrahim Ortaş (Tarımın Yapısal ve Organizasyon Sorunları), Yaşar Evcen’in (Konya Ovası Projesi), Günay Güner’in (İnsanlığın Başat Gereksinimi: Tarım), Şahin Yıldız (Manyan’da Bağcılık ve Bağ Kültürü), Hayrettin İncekara (Karaman İli Sınırları İçindeki Barajlar ve Göletler), Gökhan Babuç (Türkiye Tarımının/Hayvancılığının Sorunları), Remzi Tartan (Altınşehir’in (Karaman) Yer Üstü Suları), Ahmet Tek (Biz Karaman’ı Severiz, Karaman da Bizi Sever)

AHMET TEK