“Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.” Bu sözü öyle çok duydum ki… Dünyanın en kıymetli erdemi iyiliktir, iyiliğin her türüdür. Güzel iş yapan, hayırlı işe önderlik eden biri anlatılınca ilk aklımıza gelen sözdür. Bu sözü, şeyhleri veya şıhları uçurmak (!) için kullananlara, menfaat beklentisiyle övgü ifadesi olarak dillerine dolayanlara karşı kulağım kapalı oldu. Allah, kimsenin hatırına, hürmetine bir şey döndürmez. Öyle birkaç kişinin yüzü suyu hürmetine koca dünyayı döndürdüğüne de inanmam.
“Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor” sözü, bir gerçeklik değil, bir benzetmedir. Bir güzel işten, o işi yapan bir güzel insandan söz edildi mi, gönlüm ferahlar ve bu benzetmeyi söylemeden duramam. Dünyayı ve çevresini güzelleştirmek için emek veren insanların varlığından haberdar olmak, eylemlerinin sonuçlarına tanıklık etmek, onlarla aynı havayı solumak, onların yanı başımızda olduklarını bilmek, bana huzur verir, umudumu yeşertir.
Dünyanın iyilik ırmağını besleyen bu insanlar hava ve su gibidir. Kendilerinin varlığını gözümüze sokmazlar. Onlar ‘iyilik pınarları’dır, ne kurur ne kuruturlar. İçimizi serinletip, ruhumuza dinginlik verirlerler. Allah onlara özel bir aparat armağan etmiştir, başkalarında olmayan özel bir hediye, değerli bir donanım…
Yoksullar, kimsesizler, hastalar, çocuklar, yaşlılar, kadınlar, kediler, köpekler, toprak ve deniz, hava, su, kuşlar ve böcekler için özel misyon yüklenmiş, hayatlarını ve elindeki imkanlarını bu işlere ayırmış insanlardan söz ediyorum. Ve daha farklı iyiliklerle dünyaya kıyamayan insanlardan…
“Dünya iyilerin yüzü suyu hürmetine dönüyor” sözünü, bu güzel insanlara teşekkür etmenin nezaketli yolu olarak görürüm. Dünya dediğimiz yerkürenin güzel insanlardan haberi bile yoktur. Dünya, insan adlı canlı yeryüzünde yokken bile dönüyordu. Dünyayı döndüren yakıt başkadır, dünyadaki işleri döndüren yakıt başka… Güzel insanların, bir işi kendine dert edinmiş olanların emeklerinden doğan enerji, dünya işlerinin, bir başka ifadeyle bizlerin yaşam sevincinin katkı maddesidir.
Dünya Çevre Günü
Birleşmiş Milletler Örgütü, 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü“ olmasını oy birliği ile kabul etti. Dünya Çevre Günü, o tarihten bu yana dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Türkiye bu yıl 1 -7 Haziran tarihleri arasında “Sıfır Atık” temasıyla Çevre Haftası’nı kutlayacak. Cumhurbaşkanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 81 ilin valiliklerine ve Bakanlık İl Müdürlüklerine genelge gönderildi.
Çevre Haftası kapsamında, 5 Haziran Pazar günü, Türkiye genelinde eş zamanlı olarak “81 İlde 81 Milyar Adım Çevre Yürüyüşü” düzenlenecek. Yürüyüşün startı Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinden verilecek. 81 ilde, öğrencilerin de katılacağı bir etkinlikle toplu fidan dikimi yapılacak. Her ilde, bölgenin toprak yapısına ve doğal şartlarına uygun fidan seçilecek. Çevre Haftası kapsamında, çocukların çevre ve doğa, şehircilik, sıfır atık, iklim değişikliğiyle mücadele konularında eğlenerek öğrenecekleri fotoğraf ve resim yarışmaları düzenlenecek.
Bisiklet turları düzenlenecek
Bisikletin günlük hayatta kullanımını yaygınlaştırmak ve çevre dostu ulaşım alanında bilinç oluşturmak amacıyla bugün (3 Haziran Cuma) Dünya Bisiklet Günü‘nün de kutlanacağı göz önüne alınarak “Çevre Dostu Bir Yaşam için Bisiklet Turu” düzenlenecek. Bütün il müdürlüklerinde, 5 Haziran Pazar günü saat 15.30’da başlatılacak “Çevre Müfettişi” etkinliklerinde de çocukların tanıtıcı şapka ve tişört ile etkinlikte yer almaları sağlanacak.
Doğa ve çevre temalı fotoğraf yarışması
Türkiye Çevre Haftası kapsamında, doğa ve çevre temalı fotoğraf yarışması düzenlenecek. 15 yaş üstü herkesin katılabileceği, başvuruların 25 Mayıs’ta alınmaya başlandığı yarışmada dereceye girenlere çeşitli ödüller verilecek. Hafta kapsamında, ayrıca denize kıyısı olan illerde plaj ve deniz kirliliğini engellemek amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenecek, diğer illerde ise şehrin doğal çevresine göre çevre kirliliğine yönelik aktiviteler yapılacak. Tüm etkinliklerde, 209 üniversiteden iklim elçileri ve çevre gönüllüsü gençler aktif rol alacak.
Karadağ’ın gerçek sahipleri
Geçen hafta “Toroslara Kral Yolu Yaptıran Karamanlı“yı tanıttım. Çukur ve Bostanözü köyü yakınlarındaki ‘Su Uçtu Şelalesi’nin Ferhat‘ı, hayırsever iş insanı Celalettin Ölmez’in, kuş uçmaz, kervan geçmez bir dağ eteğinde, şelaleye ulaşımın sağlanması amacıyla yaptırdığı bir büyülü işi anlattım. Celalettin Ölmez’in ‘Şelale Timi’ çalışmaya devam ediyor. Yeni yaptıkları işleri duysanız, hayretiniz bir kat daha artar. Şelale Timi, paydos dedikten sonra yapılan işleri yine paylaşacağım.
Türkiye’nin dört bir yanından tebrik telefonlarının geldiği, altı binden fazla kişinin okuduğu “Karaman’ın Çağdaş Ferhat”ı başlıklı yazıda, “Sizlere sırasıyla üç güzel insanı anlatacağım. Üçü de farklı yerlerde, birbirlerinden habersizler. Ne yakınlıkları var ne tanışıklıkları. Onlar “İyilik Ordusunun Neferleri.” Biri 80 yaşını aşmış, diğeri 40, ötekisi 60. Ben ortancadan başlayacağım anlatmaya…” demiştim.
Bu kez 40’lı yaşlardaki Karamanlı’nın Karadağ’ı sahiplenme öyküsünü okuyacağız. “İyilik Ordusu’nda görev almak için iş insanı mı olmak gerekiyor, paraya mı kıymak gerekiyor?” diye sorarsanız, hiç ilgisi yok derim. Bugünkü öykümüz, “Karaman’ın Çevresi En Geniş İnsanı”, bir çoban. Karadağ’da çobanlık yapıyor. 300 kadar koyunuyla helal kazanç peşinde. Adı Bilal Dilaver. Kılbasan’da doğmuş, Kılbasan’da yaşıyor. “İlkokulu 7 yılda bitirmiş adamım” derken öyle içten gülüyor ki, siz de onunla birlikte tebessüm ediyorsunuz. Yaptığı işler akıl alacak gibi değil. Ama onun asıl meziyeti, “derin insan” olması. Olaylara bakış açısı, bir konuyu anlatırken kullandığı cümleler, üniversite diplomasıyla kazanılacak türden değil. Anadolu irfanının canlı örneği. Alim değil, arif…
Friedrich Nietzsche (Niçe), filozofların çoğu için “lahana kafalı” benzetmesini yapan düşünür. 1888 yılının sonbaharında “Günün birinde beni ermişler katına yükseltecekler diye ödüm kopuyor.” diyen kişi. Nietzsche, bunun üçüncü bin yılın başlarında olacağını öngörüyordu. Tahmininde yanıldı, ama yıl olarak yanıldı. 20. yüzyılın en önemli düşünürü oldu. Hâlâ öyle. Kitapları her yerde, çok okunuyor. Düşünür ve filozofların, psikiyatrların satır satır okudukları bir üst beyin. Elinde deri kaplı bir defter ve bir kurşun kalemle sık sık Fex Vadisi’ne yürüyen Nietzsche ‘Yalnızca yürüyüş sırasında akla gelen düşüncelerin bir değeri vardır’ diye yazmış.
Nietzsche’nin bu sözünü okuyunca, Çoban Bilal’in yazıp söylediklerindeki derinliğin sırrına eriyorum. Çoban Bilal’den daha fazla yürüyen olabilir mi? ‘İnsan, günün en az üçte birini tutkulardan, insanlardan ve kitaplardan uzak geçirmezse nasıl düşünür olabilir’ diyen kişi de Nietzsche’dir. Bilal Çoban kadar tutkulardan, insanlardan ve kitaplardan uzak başka insan da az görülür.
Bilal Dilaver, Karadağ’ın gözcüsü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bir etkinlik olarak planladığı “Çevre Müfettişi” Sadece bir günlük, bir haftalık değil, bir yıllık, bir ömürlük Çevre Müfettişi. Kanadı kırık kuştan, yavrularını doyurma peşindeki tilkiden, kuyruğu kopmuş yılandan, sarnıca düşmüş kirpiden, yılkı atlarından, su kaynaklarından, otların, ağaçların, yolların durumundan haberdar.
Çoban Bilal’in hayatı Karadağ’da geçmiş. Karadağ onu pişirmiş. O da vefasızlık yapmamış. Türkiye’nin büyük bölümü geçen yıl kuraklıktan kavruldu. Unuttunuz mu? Bu yıl da aynı endişe yaşanıyor. Bilal, geçen yıl tankerlerle dağ eteklerine su taşımış. Kendi hayvanları için de dağdaki canlılar için de… Geniş oyuklaru olan kayalara tankerden su basmış. Kayaların yüzeyindeki oyuklarla, derinlerde bazen 1.5 tona ulaşan su depolanmış.
Çoban Bilal, kelebeklerin, karıncaların, arıların, kuşların, yaban hayvanlarının susuzluktan ölmesine yüreği dayanamayan biri. Büyük usta Yaşar Kemal’in “Belki bir yerlerde, bir köşelerde kuş alıp salıverecek kadar yüreği yufka birkaç insan kalmıştır, kim bilir belki” dediği cümlenin muhatabı olan kişidir Çoban Bilal. Bin değil, binlerce kuşu sulayandır o… Yaşar Kemal’in İnce Memed için söylediği “Yüce dağ başında bir koca kartal. Açmış kanadı, dünyayı örter” sözünün yeni muhatabı da Çoban Bilal… Bilal öyle bir kanat açmıştır ki, Karadağ’ı da Karaman’ı da ovayı da örter.
Çoban Bilal’i bu bahar, elinde kazma kürek, Karadağ’ın kim bilir hangi zirvesinde, devasa bir sarnıcın içinde gördüm. İçi taş, toprak, moloz dolan sarnıcı temizlemeye azimli bir koca yürek… Ben izlerken yoruldum. Onun nefes alışı bile değişmedi. Yazlık evlerinin havuzlarını bile başkalarına temizletmeye alışmış tuzu kurular aklıma geldi. Çoban Bilal, “Buraya dozer, kepçe nasıl çıksın? Biz temiz tutalım ki, sarnıçlar su dolsun. Hayvanlar suya kansın” diyor. Sonra sarnıçta bir kirpi görüyor. Taşlara sıkışmış. Onu sıkıştığı yerden kürekle çıkarıp, sarnıcın dışına bırakıyor. Çoban Bilal, eğer o gün sarnıca inmemiş olsa, kirpi oracıkta telef olup gidecek.
Bilal Dilaver, Karadağ’ı, Karadağ’ın uzandığı geniş coğrafyayı avucunun içi gibi biliyor. Karadağ’a Anadolu yaban koyunu ve yaban hayvanları için yaptırılan ekolojik su pınarlarının yerini de biliyor. Pınarların suyunun bitip bitmediğini kontrol ediyor. Yeni yapılması gereken ekolojik su pınarlarının uygun olacağı mevkileri tek tek sayıyor. Yaban hayvanlarının ürkekliğini hatırlatıp, akıllı pınarların hayvanın bir tehlike anında kaçabilecekleri yerlerde işlevsel olacağını belirtiyor. Yalakların durumundan haberdar. Kirlenen yalakları temizlemekten kaçınmıyor.
Karadağ’ın meralarını, meralar için tehlike kaynağı olan kum ocaklarını, Başdağ’a araç çıkamadığını, yeni yapılan Kılbasan-Dinek karayoluna hayvanların güvenliği için alt geçidin ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bilal Dilaver, Karadağ’ın gözcüsü, Karaman’ın çevre müfettişi, ağzı var dili yok türünden her canlının takipçisi. O bir üretici. Geçimini koyunculuktan sağlayan bir insan. Bilmem ki, biz böyle değerlerimizin farkında mıyız? Onlara kulak verdiğimiz olur mu?
Çoban Bilal Dilaver, çiftçilik yapacak topraktan yoksunmuş. Buna rağmen, yağışların bol olduğu günlerde Kılbasan ovasına su akıtmak için koşturup, sabahladığı çok geceler olmuş. Celalettin Ölmez, Karaman’ın güneyinde, Torosların eteğinde Şelale Timi ile bir hayırlı işi bitirmek için emek verirken, Bilal Dilaver, Karaman’ın sırtını dayadığı, kuzeyindeki Karadağ’ın sahipliğini üstlenmiş.
Bilal Dilaver, Çevre Günü için bana öyle güzel hediye gönderdi ki, sizlerle paylaşmasam rahat edemezdim. Karaman-Kılbasan karayolunun altıncı kilometresinden itibaren değişik fotoğraflar çekmiş. Dağlarda çiçeklerin içinde gezen Çoban Bilal, Allah’ın özel donanımla gönderdiği insanlardan olmalı ki, Karaman’da yüzlerce gazetecinin görmediği cennet bahçesine dönmüş karayolundan bu fotoğrafları paylaştı. Bilal Dilaver, Karadağ’ın muhabiri demiştim, artık Karaman’ın da muhabiri.
Karaman Valiliği mi olur, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü mü olur, Celalettin Ölmez’i ve Çoban Bilal Dilaver’i unutmasın. Onların hatırlanmadığı bir çevre günü etkinliğini etkinlikten saymam. O etkinlik sizin etkinliğiniz olur ve internet sitelerinizde yavan bir bülten haber olarak kalır. İyilik Ordusunun Neferlerine sahip çıkmazsanız kaybeden siz olursunuz.
Ey sevgili okur! Çoban Bilal’in fotoğraflarını gördünüz. Bu günler Karaman Ovası’nın en renkli dönemidir. Kaçırmayın derim. Taze ekin kokusunu, güneşin sıcaklığıyla parfüme dönüşmüş buğday başaklarının aromasını ciğerlerinize doyasıya çekin. Çoluk çocuğunuzu da götürün. Genizleri yansın, yansın ki, taze buğday kokusunu ölünceye kadar unutmasınlar. Karaman Ovası’ndaki renk cümbüşünü kaçırmasınlar. Çevre Günü’nün bir etkinliği de elma bahçeleri ve ekinlerin olduğu tarlalara aktarılamaz mıydı? Buğdayı tarlada görmemiş bir nesil geliyor, haberiniz olsun. Tarım ve Çevre müdürlerim, bu sözüm sizlere…
Karaman’da çevresi en geniş kişi kimmiş, ismini bir daha yazmamı ister misiniz? Karadağ’ı avucunun içi gibi bilen bir adamdan daha büyük çevreye sahip biri aklınıza gelirse, lütfen beni bilgilendirin. Siyasilerle, makam sahipleriyle, maytap gibi parlayıp sönen türkücü, şarkıcı ve dizicilerle yan yana fotoğraf çektirenler! Çoban Bilal Dilaver’le bir kare fotoğraf çektirirseniz, belki dünyaya bakışınız değişir. Çoban Bilal size önce Karadağ’ı gösterir. Unutmayın! Karadağ’ı görmeyen göz, çiçeği görür mü?
Not 1- ‘Karaman’ın Çağdaş Ferhat’ı’ başlıklı yazımda, Karaman’ın fenomen yazarı, gönül dostum, emekli imam Mustafa Uysal hocamdan söz etmiştim. Mustafa Hocam nezaketli insan. Aşağıdaki metni göndermiş. Bu yazı uçup giderse, vebali büyük olacaktı. Karaman’ın bir emekli imamını daha yakından tanımanızı istedim. Kişinin edebi ve nezaketi ne makamındadır ne parasında ne havasında ne civasında… İncelik bir Allah vergisidir. Yeşertmek de kurutmak da kişinin iradesine terk edilmiş.
“Muhterem üstâdım, Aziz dostum, Değerli arkadaşım. Sabah, sabah ismini burada görünce pek sevindim. Her iki yazını da zevkle okudum. Yahu ben yaz tatilinde Attariye’nin karşısında, Adliye duvarının dibinde, amele pazarına çıkar işe giderdim. Yâni kazma, kürek işleri, harç karma gibi kaba işleri iyi bilirim. Celaleddin bey’e o yüzden söylemiştim. Kendi arabamla da gözüm kesmedi. Hasılı gidemedim. Hattâ bir ara dua ettim şu şekilde: “Allah’ım beş yüz Celaleddin gönderde şu dünyayı bir imâr etsinler” diye. Gözümüz yollarda sizi bekliyoruz. İstanbul görmüş birini görmek stresimize iyi gelecek diye umarız. Sağlıklı günler, huzurlu yarınlar dilerim. Saygılar üstad.”
Mustafa Uysal
Not 2- Çevre Haftası nedeniyle bir sonraki haftanın konusu yine çiçekli, böcekli bir yazı olacak.