KİTAP OKUMAK, ADAM ÖLDÜRMEKTEN ZORDUR
Karaman’ın en kalabalık yeri, bana göre, Cumartesi Pazarı’dır. Üç kez gezip görmüşlüğüm, alışveriş yapmışlığım vardır. Cumartesi Pazarı hem alan olarak büyük hem müşteri yönünden kalabalıktır. Ne ararsınız bulabileceğiniz çeşitliliğe sahiptir. Çukurbahçe tarafından girecek olursanız otopark sorunu yaşarsınız. Ama peynirciler, tereyağcılar, yoğurtçular, zeytinciler orada konuşlanmıştır. Mut yolundan Akhoca’nın Camisi’ne doğru yürürseniz, Macır Tunaların bir dönem han olarak kullanılan evlerinin önünden başlar, Kır Mahalle sona erer, Cumartesi Pazarı’nın tezgâhları devam eder.
Cumartesi Pazarı’nın en renkli yeri, bir vakfın yurdunun önünden başlayıp, bir dönemler afet evleri olarak yapılan mahalleye kadar uzanan bölümüdür. Burada yerel ürünler satılır. Ben gittiğimde çevre köylerden gelen yüzlerce kişiyi görmüş, üzüm, kimyon, sumak, nane vb baharatlarla, dağ armudu, domates, hırtlak, biber gibi bazı ürünler almıştım. Bu kesimdeki satıcılar, pazarcı esnafı değilmiş. Köyünden, bağından, bahçesinden getirdiği ürünü satan kişilermiş. Yani kendi ürettiklerini satan kişiler. Kadını da var, çocuğu da genci de yaşlısı da…
Pazar yerleri ilgimi çeker. Alışveriş yapmaktan çok, insanları gözlemek, yoğunluğun telaşlı haline tanıklık etmek, satıcı ile müşteri arasındaki konuşmalara kulak vermek, sebze, meyvenin her çeşidini, her rengini görmek, fiyatlar hakkında bilgi sahibi olmak ve daha birçok sebepten pazar yerlerinde dolaşmayı severim. Sonra da bir hayli yeşillik yüklenir, evime dönerim.
Karaman Belediyesi Kitap Fuarı açacakmış haberi geldi. Belediyeden değil, arkadaşlardan ve okurlardan. Kitap dediler mi, her şeyi bir kenara bırakırım. Benim önceliğim kitabadır. Ankara’da da uğrak yerlerimin başında kitapçılar ve sahaflar gelir. Çok sevindim. Kitap Fuarı’na katılacak yazarların listesini istedim. Sağ olsunlar, liste hemen geldi. Geldi ama hayal kırıklığı yaşadım.
Yazılarımın çok uzun olduğunun farkındayım. Çünkü bu yazıları ben yazıyorum. Ne yazdığımı, nasıl yazdığımı, ne amaçla yazdığımı elbette biliyorum. Uzun tutmam, bilinçli bir tercih. Sosyal medyada beş kelimelik özlü sözleri bile okumadan paylaşan bir kitlenin varlığından haberdarım. Okurlarım arasında o kesim yok. O kesimdekiler, alıntıladığı, kopyalayıp yapıştırdığı lafların yüzde birini okusa, onun da yüzde birini anlasa güzel sonuçlar elde edilirdi. Kopyala, yapıştır, vakit geçirmeden postala… Bu ucuzculuk kültürel boşluk olarak bilinen alanda çöp dağlarından çok daha fazla kirlilik yaratmaya başladı. Sosyal medya veya sanal alem, ‘körler, sağırlar birbirini ağırlar‘ cemaatlerini doğurdu. Kimse birbirini görmüyor, birbirini duymuyor, herkes elindeki lafı, üstümde kalmasın diyerek, tehlikeli bir madde gibi cemaatinden birilerine pas ediyor. Yunus Emre, Mevlâna, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Can Yücel, Sabahattin Ali, daha kimler kimler, kendilerine ait olmayan sözlerle vitrinden inmiyor. Yediği yemeği paylaşanların sayısı azalırken, cehaletlerini sergileyen okuma özürlülerin sayısı katlanıyor. Siyasi fanatiklerle trolleri artık herkes tanıyor.
Bu cemaatlerin mensupları benden, yazımdan uzak dursunlar. Başlığa bakıp rahatsız olmasınlar. Anlamadıklarını pekiştire pekiştire alenen
paylaşmasınlar. Kitap okumak, bir metin okumak çok zordur. Karaman’ın ‘Bizden biri, Karaman’da yaşadı, Karaman’dan ayrılmadı‘ diye övüneceği bir dahi adamı oldu. “Karaman’ın 20. yüzyılda çıkardığı tek dahisi ‘Karasakal Hoca’ adıyla tanınan Mehmet Ali Kırboğa’dır.” Karasakal Hoca şöhretini esprileriyle elde etti. Mizah, zekânın zekatıdır. Mizah, zekânın dışa yansıyan ışığıdır. “Espri zekâ işidir” sözü, Albert Einstain’e atfedilir. Bir bilimsel araştırmada mizahla zekâ katsayısı arasında bağ olduğu kanıtlandı.
Yine mi Karasakal Hoca diyecekler varsa, lütfen devam etmesinler. Bu yazının öznesi Karasakal Hoca’dır. Kitap okumanın zorluğu konusunda Karasakal Hoca’nın söylediği sözü, hiçbir edebiyatçıdan, felsefeciden, toplumbilimciden duymadım. Karasakal Hoca son kitabı “Hatıratım ve Nasihatım” da, okumak üzerine sayfalarca yazmış, anılarını anlatmış. İbni Sina’dan “Kitap öyle bir dosttur ki, sen yatınca yatar, sen kalkınca kalkar, ne de kusura bakar. Senin sırlarını saklar, hem de en iyi arkadaşlık yapar” sözüne yer vermiş. Hoca, kendisinin okuma aşkını ise şöyle tarif etmiş: “Çocukluktan beri başımı kaldırmadan okuyorum. Bir şey olayım diye değil de bir şey bileyim diye okuyorum.” Şu cümleler de Karasakal Hoca’nın tanıklığının ifadesidir:
“Sen zannediyorsun ki, birine bir kitap hediye ettiğinde o hemen açar okur. Hiç okumazlar. Kitap okumak adam öldürmekten zordur. Kitap okumak çok zordur. Her şeyi ihtiyaç diye alırlar ama kitaba verilecek paraya kıyamazlar. “
Mehmet Ali Kırboğa’nın okumak, yazmak ve kitaplar üzerine çok ilginç tespitleri var. Bunlara kitabında yer vermiş. Bunlardan biri de “Okumadan Yazarlık Yapılır mı Hiç?” başlığını taşıyor. Sizin de yazar olarak adını duyduklarınız arasında öyleleri yok mu?
Karaman’da kitap fuarı açılmış, hayırlı olsun! Trafik lambalarını ilk kez Tatvan’da gören ve otomobiliyle kırmızı ışıkta geçen Bitlisli fıkrasını hatırladım. Bitlisli’yi trafik polisi durdurmuş. Bitlis’te henüz trafik lambalarının bulunmadığı yıllar… Sürücüye, “Görmüyor musun ışıkları?” diye çıkışmış. Sürücü, başını çevirip bakmış, sonra trafik görevlisine dönmüş, öylesine içten “Heyirli olsun! Yenidir?” demiş.
Karaman Kitap Fuarı da hayırlı, uğurlu olsun. Niyetim birilerini rahatsız etmek, birilerine laf sokmak değildir. Kimseyi kırmak, üzmek niyetinde değilim. Öyle bir niyetim olsaydı, beklemez, fuarın ilk günü yazardım. Farklı üslupla…
Kitap Fuarı’na katılacak yazarların listesine baktım, Türkiye’de kitapları hem kitapçılarda hem internet sitelerinde satılan ve isimleri bilinen, dergilerde yazan kişilerden benim tanıdığım bir isim yok. Karaman Türkçenin başkenti ya! Türkçe üzerine yazan isimlerden de kimse yok. Niye olmadığını biliyorum. Vize sorunu her yerde sıkıntıdır. Karaman Kitap Fuarı da vize sorunu yaşamıştır. Bütçe de engel oluşturmuştur. Bu konu, Karaman’ın kendi içinde çözeceği bir sorundur.
Benim önerim, Karaman Kitap Fuarı’nın, yöresel ürünlerle öne çıkan şehirlerin yaptıklarının benzeri bir yapıyla şekillenmesidir. Yani Cumartesi Pazarı’nın arka tarafındaki yerli ürün satanlar gibi bir yöntemle kitap günleri, kitap şenliği düzenlenmesidir. Karaman’da kitap çıkarmış kim varsa, Karaman ile ilgili kitap yayınlamış kim varsa, dergi yayımlayan, dergide yazıları yayımlanan öğrenciler dahil, geniş katılımlı bir kitap şenliği, kitap fuarından daha yararlı olabilir.
Kitap şenliğinin açılışının onur konuğu olmayı hak eden isimler çoktur. Benim önerim Karasakal Hoca’dır. Karaman’da kitap denilince akla gelen ilk isimdir. Karaman’ın kitap kurdu, kitap hastası, kitap manyağı kişilerinin şeyhidir. Öyle bir kitap hastasıdır ki, elinden geçen kitap sayısı cebine giren paradan bin kat fazladır. “Mal ile ilim ikiz kardeşe benzer. İkisi bir kişinin nikahı altında olmaz. Ya mal ya ilim! Ya ilim, ya mal!” diyen duayendir. “Elimde olsa her karış toprağa ilim eker, kitap biçerdim” diyen kişidir. İlim tahsil ederken öleni şehit kabul eden bir dinin mensubu olduğu bilinciyle, 80 yaşını geride bırakan bu değerli insan, “Yarabbi! Okuduğum kitap açık, yazdığım yazı yarım kalsın” diye dua etmeyi bir gün olsun unutmamıştır.
Karaman’ın tek yayınevi sahibi olan Adem Kocatürk, Necati Yeniel, Muzaffer Can, Prof. Dr. İdris Nebi Uysal, Prof. Dr. Hüseyin Muşmal hocalar, Türkiye’nin en kibar, en ince, en usta kalem erbabı eski Belediye Başkanı Kamil Uğurlu, eski Kültür Müdürü Halil İbrahim İncekara, yeni müdür Burhan Yemiş, Ahmet Murat Özel, Şadan Sezgin olmadan bir kitap şenliği olur mu? KMÜ’nün üretken hocaları, rahmetli Bekir Sıtkı Erdoğan, Mehmet Çınarlı ve Durmuş Ali Gülcan külliyatları yoksa, o kiitap şenliği eksiktir. Karamanlı aşıklar, Ermenekli yazarlar, yazmaya hevesli gençler, dergi yayımlayan okullar, o okulların öğrencileri, veliler ve öğretmenlerle dolup taşacak bir kitap şenliğinin getirisi, mevcut kitap fuarından fazla olacaktır. Anı Bisküvi’nin Kültür Yayınları ve İbrahim Rıfkı Boynukalın, Saray Holding’in yayınları ve Sami Özdağ, Duru Bulgur’un yayınları ve İhsan-Emin Duru kardeşlerin bastırıp ücretsiz dağıttıkları kitaplarla kendilerinin olmadığı kitap şenliği de öksüz sayılır.
Okumak dünyanın en zor işidir. Yazmak daha zordur. Yazı heveslileriyle okurları bir çatı altında toplamak ne hoş olurdu? Yunus Emre, Bekir Sıtkı Erdoğan, Gündoğdu Duran ve Hikmet Elitaş’ın şiirlerinden bestelenmiş şarkıların fonda sürekli çaldığı bir kitap şenliğinin daha faydalı olacağına inanıyorum. Karamanlı yazarların eserlerinin değerlendirildiği, yazarlara destek verildiği, Cumartesi Pazarı’nın kalabalığı gibi, kitap almakta yarışan okurlarla dolup taşacak bir kitap şenliği hayal ediyorum. Herkese en azından ücretsiz bir Yunus Emre kitabının hediye edileceği bir şenlik… Unuttuğum, tanımadığım, adını duymadığım isimlerden özür diliyorum. Bir kitap şenliği yapılırsa benim unuttuğum isimleri hatırlayacak okurlar mutlaka olacaktır.
Kitaba, pazar ihtiyaçlarımız kadar değer vermezsek, sosyal medyada okuduğumuzu anlamamakta devam edeceğiz, anlamadığımız cümleleri bir başkasına postalayıp cahilliğimizi gizlemeyi sürdüreceğiz. Cıvıl cıvıl çocuk seslerinin, kitap kokularıyla, yazar söyleşileriyle, şiir dinletileriyle harmanlandığı bir kitap şenliği önerimi paylaşmaktan başka amacım yoktur.
Not: Bu yazım, okumakla, kitapla, yazarlıkla ilgisi olmayan, okuduğunu anlamayan, anlamadığını da anlamayan kişiler için tehlikelidir. Lütfen uzak dursunlar.