Karaman'ın Kurtlu Bulguru (!)

Yazılarımı takip eden okur bilir; politikanın uzağındayım. Anlayış züğürtleri beni siyasetin bir odasına kilitlemeye niyetlenseler de öyleyim. Bu, politikaya kayıtsız kalan ve politika konularına değinmeyen biriyim anlamına gelmez. Siyasetin sığ sularında ıslanmaktan korkarım. Toplumsal ve sosyal olaylara, bir siyasi görüşün dar çerçevesinden bakmayacak bilince yıllar önce ulaştım.

Aynı ilaç, her insanda aynı sonuçları doğurmaz. Bu saptama yalnız ağızdan alınan ilaçlar için değil, kafadan alınanlar için de geçerlidir. Benim yazılarımdan alerji olanlar, anlayış züğürtleridir. Maalesef onlara dokunuyor ve yan etkileri hemen ortaya çıkıyor. Böyle olduğu içindir ki, bu ve benzeri kişiler, yazılarımda kendi görüşlerine aykırı bir durum olduğu hissine kapıldıklarında, beni hemen karşı kampın tel örgülerinin içine postalamayı hak görüyorlar.

Bilgelerin özlü sözlerindendir: “Söze inanılır, söyleyene değil… Yazıya itibar edilir, yazana değil…” Hem söze hem söyleyene inanmak, hem yazıya hem yazana itibar etmek ise çifte kavrulmuş lokumdur…

Bugünlerde bir bulgur tartışmasıdır gidiyor. “Fidayda” olarak bilinen Ankara türküsündeki gibi “bulguru kaynatıyorlar ve birilerini oynatıp birilerini söyletiyorlar.” Konu bulgur olunca bir Karamanlı olarak tartışmadan uzak durmak mümkün mü? Üstelik, bulgur ve kurtlu bulgur sözünün kaynağı da “Karaman” olunca…

Bulgur denilince bir Karaman bir de Gaziantep akla gelir. Günlerdir “bulgur” ile yatıyor, “kurtlu bulgur” ile kalkıyoruz. Bilmeyenler için kısaca özetleyim. WhatsApp’ta bir paylaşım dolaşıma girmiş. “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın” diye uyarı yapılmış. Kaynak, Prof. Dr. Hayrettin Karaman çıktı. Gazeteci yazar Ahmet Taşgetiren buna yanıt verirken, “Kurtlanmış bulgurla yapılmış pilavı yer miydiniz?” diye sordu. Karaman yanıtını geciktirmedi: “Yemeyince açlıktan öleceksem daha temizini buluncaya kadar yerdim. Hayatta kalınca da temizlemek için elimden geleni yapardım.” (Hocam, kurtlu bulguru yemek caizse, kurtlu bulguru yedirmek ve satmak caiz olur mu?)

Bulgur üreticilerinin düşünceleri bile sorulmadan herkes bulgur uzmanı kesildi. Önce bir sorun, “Bulgur neden ve nasıl kurtlanır?” Ondan sonra bulgurun kurtlusunu mu, kurtsuzunu mu yersiniz, yoksa ben pirinçten yanayım mı?” dersiniz. Takdiri size kalmış.

Bulgur üreticilerini ben de arayamadım. Sorularım hazırdı, ama sormaya çekindim. Bugünlerde iş dünyasından kimse konuşmuyor. Çekindikleri bir şeyler olmalı… “Perakendeci piyasası beşten büyüktür” diye laf atılmasına bile yanıt veren olmadı. Ben de çareyi internette arama motorlarında buldum. Önce “Nefis Yemekler” adlı bir sitede şöyle bir soruyla karşılaştım:

“Hanımlar cam kavanoza koyduğum bulgurumun kapağını açtım. En üstte bi tane güve gördüm. Tepsiye döktüm, başka göremedim. İlk defa oldu, anlamadım. O kadar da dikkat ederim. Ne yapıcam, yenir mi bulgur, yoksa atiyim mi?“

Herkes kendince yanıtlar vermiş: “İçine iyice bakın hani kurt veya pislik görürseniz atın” diyeni de var, “Nimete yazık, bence atmayın bir şey olmaz” diyeni de var.

Bulgurun kurtlanması konusu daha karmaşık. En iyisi internetten bulup okumanız. Şimdi siyaset bu cümlelerin neresinde? Bir ev kadını bile soruyor, kurtlu bulgurun yenilip yenilmeyeceğini… Siyaset mi yapıyor? Lâf mı sokuyor?

Bulgur pilavına fakir aşı denildiği günler gerilerde kalmış olmalı. Kimse “pilavıma elleme arkadaş!” diye çıkışmadı. Biz Karamanlılar bulgurdan sadece pilav yapmıyoruz ki; sulu pilavımız var, topalığımız var, batırığımız var, bulgurcamız var. Var da var… Çocukken bulgur pilavını yiyemezdim. Sevmezdim. Rahmetli babam bu durumuma hem üzülür hem kızardı. “Oğlum biz çiftçiyiz. Karnımız pilavla doyar” diye uyardığı günü dün gibi hatırlarım.

Bir Ankara türküsü olan “Bulguru Kaynatırlar” ya da TRT repertuvarındaki adıyla “Fidayda” bugün bir şairin elinden çıkmış şiir olsa, hakkında soruşturma açılabilirdi. Bakmayın, bu parçada Ankaralı seğmenlerin gerine gerine oynadığına… Sözlerine bakıp, kararı siz verin. İletişim Başkanlığını kızdırır mı kızdırmaz mı?

“Bulguru kaynatırlar,
Serine yaylatırlar,
Bizde adet böyledir
Güzeli oynatırlar
Çirkini söyletirler.

Fidayda Ankaralı fidayda
Beş yüz altın yedirdim bir ayda
Gitti de gelmedi ne fayda
Başını da yesin bu sevda.“

Bu kadarı yeter. Türkü de olsa gerisini yazmak istemiyorum.

Biz, “Bulgur diyarıyız. Türkiye’nin en güzel bulgurunu biz üretiyoruz. Karaman bulguru gibisi yok” diye haklı olarak övünürken, şehrimizin adını kendine soyadı olarak seçen ve benim imam hatipteki ders kitaplarımdan birini yazmış olan Hayrettin Karaman’a sitemim olsun:

“Ya hocam, ne istersin fakir fukaranın bulgurundan, pilavından. İster kurtlu, ister kurtsuz, ister ucuz, ister kazık… Soframızın demirbaşını tartışmanızdan uzak tutun. Siz ki onlarca eseri bu ülkenin çorak kültür ortamına armağan ettiniz. Her yeni olayı ilk irdeleyen, cesurca yaklaşımlar sergileyen bir fedai oldunuz. Fıkıh konularında hocalara hocalık ettiniz. ‘Bir varmış Bir yokmuş / Hayatım ve Hatıralar’ adlı, üç ciltlik hatıranızı okumuş biri olarak sizden ricam budur. Yoksa giriş bölümündeki ‘belek’ yazısını bir daha okumak zorunda kalırım.”

Bulgur tartışmasını başlatan Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Karamanlı değildir. Soyadından yola çıkıp da yanlış hüküm vermeyin. “Karaman’da seveniniz çoktur hocam. Ne olur bulgurumuzdan elinizi çekin! Kurtlu bulgur kavgasına Karaman’ı karıştırmayın.” Tartışmanın diğer ucundaki Ahmet Taşgetiren’in bir vakitler Karaman’ın eniştesi olduğunu hatırlatırım. Neresinden bakarsanız oradan karşımıza bir Karaman çıkıyor.

İbrahim Ünal’dan Bir Anı

Kurt dendi mi İbrahim Ünal abimin konfeksiyon ürünleri sattığı günlerden bir anısını anlatmadan geçmek olmaz.

İbrahim Ünal, 1970’li yıllarda Kılbasan’a gider. Pikabı kahvenin önüne park eder. Müşteriler aracın etrafını sarmıştır. Herkes zevkine ve parasına göre giyecek seçmeye çalışır. Bu sırada bir genç İbrahim Ünal’a yaklaşır, tişört alacağını söyler. Sonra da ekler : “Üstünde kurt resmi olanından.”

İbrahim Ünal, hemen bir tişört getirir ve “işte senin istediğin tişört” der. Genç, önce tişörtün üstündeki resme, sonra İbrahim Ünal’a bakar: “Ben gerçek kurt dedim. Bu kurdu istemem” diyerek, ayrılır.

İbrahim Ünal’ı bilenler, onun hem dalgın hem esprili bir kişilik olduğuna tanıklık eder. O gün hangi ruh halinde olduğunu kendisi de hatırlamaz. Elindeki tişörte bakar, “Allah, Allah. Bu kurt değil mi? Çok da sevimli” diyerek söylenir. Anlaşılan, o gün dalgınlık günüdür.

Elindeki tişörtün üzerinde bir kırmızı elma ve elmadan başını çıkarmış bir yeşil kurtçuk resmi vardır. Genç, muhtemelen bozkurtlu tişört istemiştir ama İbrahim Ünal’ın önerdiği tişörtteki kurt, elma kurdudur. Köyden çıkarken olayın ayırdına varır. “Hay Allah, hay Allah” diyerek bir süre söylenir.

Not 1: Maliye Bakanı Lütfi Elvan, bulguru ve kıymetini en iyi bilenlerden. Çok batırık yemişliği vardır. “Karaman’da kurtlu bulgur olmaz” diyerek, hakkımızı savunmalı ve Karaman bulgurundan yapılmış mükellef bir sofra donatıp, “İnanmazsanız buyrun, değerlendirmeyi siz yapın” demeli. Bu önerime sahip çıkmazsa, Gaziantepliler’e gideceğim. Orada da yazdığım dergi ve siteler var, tanıdıklarım var. Üstelik Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin bu öneriyi havada kapar. Gaziantep gastronominin merkezi oldu. Kimin gayretleriyle? Fatma Şahin’in… Hiçbir öneriyi kaçırmaz. Şimdiden söylemiş olayım.

NOT 2: Ah bu muhalefet! Ah bu ana muhalefet! Ah bu CHP! Biliyorum, Karaman’da yoksunuz. Ama genel merkeziniz Ankara’da. Şimdi “Fidayda” çalıp, “Fidayda” oynamayacaksanız, ne zaman ayağa kalkacaksınız? Yeriniz de dar değil. Yeniniz mi dar geliyor? Yapmayın. Üstelik, bu günler bulgur kaynatma dönemi. Sizin Anadolu’da bulguru bilen milletvekiliniz yok mu? Başkan Yavaş hatırlatmadı mı? Vah bu muhalefete! Vah bu ana muhalefete! Vah bu CHP’ye!..

Not 3: Şimdi bulgur reklamlarının tam sırası. Hem de “Fidayda” eşliğinde. Reklamcılara duyurulur.

Not 4: TBMM açıldığında “Bunlar kurtsuz diyerek, bulgur dağıtacak ilk milletvekili kim olacak? Bu konuda fikri olan var mı?

Not 5: Karamanlı bir hemşehrimizin yıllar önce oğlunun sünnet törenini yaptığı Ankara’nın bir lüks otelindeki davetten sonra yaşanan bir sağlık sorununu anlatacağım. Bulgur pilavı, batırık, mercimek köftesi, buğday kavurgası, nohut ve mısır ikramının yapıldığı gerçek bir öykü ve sonrası…

Ahmet Tek