KARAMAN'IN ACI KAYBI

Amansız hastalığı yenen İhsan Üstbaş, koronavirüsten hayatını kaybetti

Öncelikle Üstbaş ailesine sabırlar dilerim. Sonra Seki Çeşme Mahallesi’nin eski sakinlerine ve Karamanlı gönül dostlarına… İhsan Üstbaş, yüz yaşına kadar ömür süren bir babanın oğluydu ve 69 yaşında vefat etti. Allah rahmet eylesin.

Üstbaşlar, Karaman‘ın tanınan ve sevilen bir ailesidir. Yıllarca komşuluk ettik. Evleri Pınarbaşı ailesine çok yakındı. Eski Karaman evlerinin en güzellerinden biriydi ve o evin çevresinde böyle şirin ve ruhu olan 5-6 kadar ev vardı. Bahçeli, çiçeklerle çevrili, huzur dolu evler, küçük bir meydana bakar ve o meydanda bir çürük su çeşmesi biteviye akar akardı. Şmdiler de olmasa da o günlerde 6 çocuklu aile kalabalık sayılmazdı. Zabıta Amiri Recep Üstbaş‘ın 6 çocuğundan biri İhsan’dı.

Üstbaş ailesi, ikinci kuşaktan ilk ölüm acısını yaşadı. Aileden ilk kez bir kardeş eksildi. İlk eksikliğin acısı dinmez, ölümün boşluğunu hiçbir şey doldurmaz. Ölüm gelir, götürür ve geride büyük bir boşluk bırakır. Yaşadım, hem de birkaç kez yaşadım. Aile olarak peş peşe kardeş kaybının acısını tattık. Üstelik annemiz hayattaydı ve çocuklarının ölüm haberleri ile perişan oldu. Ailenin bir bireyinin kaybı zordur, travma nedenidir, derinden sarsar. Biz duadan ve sabırdan başka çıkış yolu bulamadık.

İhsan Üstbaş, çocukluğumun ve ilk gençlik dönemimin geçtiği Seki Çeşme Mahallesi’nin sakinlerinden, merhum Zabıta Amiri Recep Üstbaş‘ın oğluydu. Ümran, Müjgan, Rıdvan, Seçkin ve Orhan adlı kardeşlerle birlikte o güzel evde büyüdü.

Karaman‘da Ayşe Hanım ile evlendi. Bu evlilikten pırlanta gibi üç çocukları dünyaya geldi; Demet, Bülent ve Levent… Çocuklarından bir tek Levent’i tanıdım. Ankara’da Tıp okudu. Yüzü babasının gençliğinin kopyasıydı. Ama ben onu, babasına bakarken içi titreyen, sevgi dolu bir genç olarak gördüm. Babasıyla çok ilgili ve ona çok hürmetkârdı.

Karaman‘dan erken ayrıldım, 1975 yılıydı ve birçok kişiyle bir daha yolumuz kesişmedi. İhsan Abi de yolumun keşişmediği kişilerden biri oldu. Karaman‘da esnaflık yapmış, bir dönem meşhur İstasyon Parkı‘nın işletmeciliğini yapmış. Sonra sebze meyve ticareti ile uğraşmış. Helal kazançla üç güzel çocuk yetiştirmişler. Rahmetli Hüseyin Abimin yakın arkadaşlarındandı. Yıllar sonra Karaman Şehir Mezarlığı‘nda Hüseyin Abimi defnederken, mezarına kürekle toprak atanlar arasında yer alanlardan biriydi. O gün küçüğü Seçkin‘i de görmüştüm. Karaman‘da cenaze bir tanıdığa karşı yapılması gereken son görev kabul edilir. Bir tanıdığın cenazesine gitmemek hoş karşılanmaz.

İhsan Üstbaş uzun süre amansız hastalıkla mücadele etti. Yakından tanığıyım. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören oğlu Levent, babasını hiç yalnız bırakmadı. Tedavisi için Ankara‘ya getirdi. Hocalarına emanet etti. Oğlunun hocalarının tedavisinden hoşnutluğunu İhsan Abi’den dinledim. Gerçek hoşnutluğu ise kendisiyle ilgilenen bir oğul yetiştirmiş olmaktı. Ben öyle hissettim veya bana öyle geldi. Ne saadet. Allah her babaya nasip etsin.

Bir tarihte yine tedavi için Ankara‘ya geldiklerinde baba-oğul beni de ziyaret ettiler. Bir kardeşini yıllar sonra görmüş olmanın sevinciyle doluydu. Ben de bir ağabeyle yıllar sonra karşılaşmanın mutluluğunu yaşadım. Uzun uzun anlattı. Kendisinden, Hüseyin abimden, kardeşlerinden ve Karaman‘dan söz etti. Sonra “Kadere boynumuz kıldan ince. Allah ne takdir ettiyse onu yaşayacağız” dedi. İhsan Abi, tevekkülü içselleştirmiş güzel bir insandı.

Ameliyatlar geçirdi, uzun tedavi gördü ve kanseri yenmeyi başardı. Geçtiğimiz yıllarda yanında, çocukluk ve gençlik arkadaşı, sırdaşı ve kankası Metin Hepbaygün vardı, Karaman‘da yolda karşılaştık. Yüzü gülüyordu, “Çok iyiyim” dedi. Tekrar tekrar söyledi ve “Levent Karaman’a atandı” diyerek müjde verdi. Levent, HÜ Tıp Fakültesi‘nden mezun olduktan sonra Karaman‘da aile hekimi olarak görev almış. Tebrik ettim, selam bıraktım.

Birkaç gün önce koronaya yakalandığını ve entübe olduğunu duydum. Biliyordum ki Levent yine onu yalnız bırakmayacak, her şeyiyle ilgilenecekti. Nitekim öyle olmuş. Takdir-i ilâhi, koronayla baş edemedi.

Baş sağlığı için aileyi aradım. Küçük kardeşi Seçkin‘le görüştüm. Taziye evindeymiş ve beni Levent‘le görüştürdü. Levent, “Ahmet Amca babam sizi çok severdi” dedi ve ağlamaya başladı. Dedim ya, ölümün açtığı boşluğa hepimiz düşeriz. O boşluğu dolduracak herhangi bir şey yoktur. Hiç bir söz teselli için yeterli gelmez. Sadece dua ve sabırla direniriz o acıya ve yokluğa. Her ölüm erken ölümdür ve babaların ölümü evlatlarının yıkımıdır. Cemal Süreya’nın şiirini hatırlamanın vaktidir:

“Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.”

İhsan Üstbaş, Karaman‘ın nezaketli insanlarındandı. Şık giyinirdi. Titizdi. Rahmetli babaları Recep Amca‘nın ciddiyeti, ağırlığı ve tevazu halini miras alan çocuğuydu. Yeşilçam‘ın jönlerine benzerdi. Karaman‘da doğdu, Karaman‘da büyüdü ve bir ömrünü Karaman’da tamamladı. 1 Temmuz’da Şehir Mezarlığı’nda defnedildi.

Ailesinin ve dostlarının başı sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. O’ndan geldik, O’na gideceğiz. Her nefis ölümü tadacaktır.

AHMET TEK