Hintlilerin halka göstermek için getirdikleri fil karanlık bir yapının içindeydi. Birçok insan onu görmek için o karanlık mekana giriyordu. O karanlıkta fili görmek mümkün olmadığından herkes onu eliyle yokluyordu. Birinin eli filin hortumuna geldi de dedi, bunun şekli tıpkı bir boru gibi. Birinin eli de kulağına rastladı ve fil ona yelpaze gibi geldi. Bir başkası eliyle filin ayağını yoklayınca, bence, dedi, bu fil tahtı andırıyor.
Böylece herkes eriştiği bir organla (ya da birinden) duyduğu kadar fili tanıyordu. Bakışları yüzünden söyledikleri farklıydı. Biri “dal” derken, öteki “elif” diyordu. Herkesin elinde bir mum olsaydı söylediklerinde farklılık olmazdı. Duyu gözü ancak el ayası gibidir. Onun her yanına elin erişmesi olanaksızdır. Deniz gözü başka, köpük gözü başkadır. Köpüğü boş verip deniz gözüyle bak. (Mevlana Celâleddin Rûmî-Mesnevi-Sayfa: 345-346 -Türkçesi Derya ÖRS, Hicabi KIRLANGIÇ-Konya Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları Üçüncü Basım)
Karaman‘ın il oluş serüvenini anlattığım yazılarımın sonuncusunda “Hangi Karaman?” sorusunun yanıtını bulmaya çalıştım. Başlık, Attila İlhan‘ın bir döneme damgasını vuran “Hangi Batı, Hangi Atatürk, Hangi Laiklik, Hangi Küreselleşme, Hangi Edebiyat, Hangi Sağ, Hangi Sol ve Hangi Seks” adlı sekiz ciltlik kitaplarından alıntı gibi oldu ama özellikle tercih ettim.
Mevlana‘nın Mesnevi‘de anlattığı “Fil” öyküsü, bu ve benzeri konulara ilişkin görüş belirteceğim vakitlerde hemen önüme çıkar ve beni uyarır. “Hortumuma ellesen boru, kulağıma dokunsan yelpaze, ayağımı yoklasan taht sanırsın. Ben bunların hiçbiri değilim. Ben bir filim” diye seslenir. Bu nedenle bulunduğumuz yer karanlıksa ve ışık kaynağı yoksa bizden istenilen sorunun yanıtını doğru vermek mümkün değildir.
Toplumsal ve ekonomik konuların ışığı araştırmalardır. Araştırmalardan elde edilen veriler sağlıklı bilgiler sunar. Bu nedenle “Hangi Karaman?” sorusunun yanıtını Karaman‘la ilgili yapılacak çeşitli araştırmalardan bulabiliriz. Karaman üzerine yapılmış araştırmalardan bazılarını inceleme fırsatı buldum. Bunlar arasında MEVKA, KOP, Karaman Belediyesi ve Ticaret Odası da var. Karaman‘ın dezavantajlı yanlarının da ele alındığı bu araştırmalarda, dikkatimi çeken önemli noktalar şunlar oldu:
1-Kentlilik bilincinin yetersizliği,
2-Sosyal ve kültürel faaliyetlerin yeterli düzeyde olmaması,
3-Çevre duyarlılığının yetersizliği,
4-Kentsel dönüşüm yetersizliği,
5-Halkın yeniliklere açık olmaması.
Kadim bir geçmişi olan, 32 yıl önce il olarak ilan edilen Karaman için “Kentlilik bilincinin yetersizliği” ifadesi, bir kentin boynuna asılmış idam fermanından farksızdır. Bir şehirde kentlilik bilinci yetersizse, diğer bütün avantajlı konular önceliğini kaybeder.
Kent, fiziksel, sosyal ve ekonomik değerler bütünüdür. Kentlilik, bireylerin, kurum ve kuruluşların, kentte yaşamanın gerektirdiği koşul ve kuralları anlamış, özümsemiş ve benimsemiş olmalarıdır.
Kentlilik bilinci ise kentte yaşayan bireylerin (örgütsel yapıların) kente özgü tutum ve davranışlar sergilemeleri, birer kentli birey, aktör, paydaş olduklarının farkında olmaları ve buna uygun davranmaları anlamına gelir.
Kentlilik bilinci oluşumunun temel koşulu, bireylerin yaşadıkları kentle anlamlı, güçlü ve sürdürülebilir bağlar kurabilmeleri ve kendilerini yaşadıkları kentin parçası gibi hissetmeleridir. Kentte yaşayanların kentlilik bilinci geliştirebilmeleri için öncelikle kentsel yaşam kültürünün oluşturulmasına, bireylerin sosyal ve kültürel anlamda eğitilmelerine, kent kültürü edinmelerine gerek vardır.
Kentlilik bilincinin oluşması için, kentin tarihi ve kültürel değerlerinin farkına varmak, kentin fiziksel, kültürel ve sosyal dönüşümünü gerçekleştirmek, kente aidiyet duygusu hissederek, kenti sahiplenip korumak gerekliliği vardır.
Kentlilik bilinci, şehir fanatikliği ve şehir bağnazlığından farklıdır. Şehir fanatiği, yaşadığı yeri dünyanın merkezi ve cennetten bir köşe gibi görür. Kentine ilişkin bilgisi yoktur ama çenesi çoktur. Yiyeceklerin en iyisi, içeceklerin en lezzetlisi, gezilecek yerlerin en güzelleri, toprakların en bereketlisi fanatiğin şehrindedir. Kaldırımı olmayan caddesini İstiklal, tiyatrosu ve sineması olmayan şehrini Paris zanneder.
İMAJ HER ŞEYDİR
İmaj, gerçeğin önünde yürür, nihai hedefe gerçekten önce ulaşır. İmaj, görünenin ötesidir, algıdır, görüntüdür, izlenimdir, modern toplumun hakikatidir. “Hangi Karaman?” sorusunun yanıtını ararken Karaman‘ın imajını unutmamak gerekir. Karaman‘ın imajıyla ilgili internetten bazı cümleler alıntıladım.
“Kendisini il zanneden ilçe görünümlü köydür.”
“Cidden bu şehirde yaşayanlar için Türkiye’de yaşanılan hatta dünyada yaşanılan olayların bir önemi yoktur.”
“İl olmasına rağmen hâlâ Konya’nın ilçesi diye düşünülen ve buna göre yaşayan ildir.”
“Zeytinden buğdaya kadar yetişen tarım yelpazesine rağmen üniversitesinde ziraat fakültesi bulunmayan ve bundan da gocunmayan şehir.”
“Yunus Emre’nin şehri demekten başka Yunus Emre’ye dair hiçbir etkinliğin olmadığı şehir.”
“Öncelikle şehir için sakin diyenler olmuş, doğrudur. Hatta o kadar sakin ki şehri üstünüze kapayıp gitmişler diye hissedebilirsiniz.”
Bu ifadeler, Mevlana‘nın “Fil” öyküsüne örnek olabilir. Bunun gibi yüzlerce olumsuz imaj içeren ifadeler var. Bu cümlelerin büyük bölümü de Karaman’da üniversitede okumuş gençlere ait olmalı. Bu imajı olumluya çevirmenin yolu ve yöntemi aranmalı. İyi ama nasıl ve kimlerle?
“Şehri üstünüze kapayıp gitmişler diye hissedebilirsiniz” cümlesindeki ifadeye bakar mısınız? Bir şehrin sosyal ve kültürel aktiviteden yoksunluğunu bundan daha güzel vurgulayabilecek bir cümle duyamazsınız. Bu konuda araştırma yapmak isteyenlere önerim, Mevlana Kalkınma Ajansı‘nın “2017-2023 Karaman İl Yatırım Destek ve Tanıtım Stratejisi” kitapçığıdır. Burada, Karaman‘ın tanıtım ve imajı konusuna geniş yer verilmiş, projeler tek tek ele alınmıştır.
“Hangi Karaman?” sorusunun yanıtını arayanlardan biri de Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Seda DİLAY olmuş. Konuyu araştırırken, editörlüğünü KMÜ Rektör Yardmcısı Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, Dr. Öğretim Üyesi Erol Yüksel ve Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Ali Kapar‘ın yaptığı Karaman Araştırmaları’nın ikinci cildinde DİLAY‘ın “Kentlerin Zihinde Bıraktığı İzler (Karaman Örneği)” başlıklı bildirisi ile karşılaştım. Bildirinin başlığı “Karaman’ın İmajı” olabilirdi. Seda DİLAY, 20-22 Haziran 2019 tarihleri arasında Karaman‘da gerçekleştirilen Karaman Sempozyumu “Sosyal ve Beşeri Bilimler” isimli sempozyumdaki bildirisinde, bir araştırmaya yer vermiş. Araştırmada, “Bir gezgin Karaman’a neden gelir?” ve “Bir gezginin Karaman’ı gezip gördükten sonra döndüğünde zihninde neler kalır?” sorusunun yanıtları aranmış.
DİLAY, kültürümüzdeki “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” sözüne dikkati çekerek, şu ifadelere yer vermiş:
“Kişinin zihninde kalan izleri merak ederler. Onun zihnindeki lezzeti tatmak isterler, kendi dilinden. Bu tür sorular böyle çalışmaların gelişimi açısından oldukça önemlidir. Çünkü bu sorulara verilen cevapların zenginliği, kentlerin zihinde bıraktığı izlerin göstergesidir.
Çalışmada insanoğlunun ortaya çıkarabileceği en büyük yapıtlar olan kentlerin; ziyaretçiler, gezginler ve seyahatçiler açısından ne gibi bir öneme sahip olduğunun yanı sıra, bir kentin akıldaki kalıcılığı ele alınmıştır. Bu açıdan geniş bir literatür taraması yapılmış ve Karaman’ın kültürel açıdan ne derece bilindiğinin tespit edilmesi amacıyla, farklı kesimlerden kişiler ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır.”
Araştırma sonuçları şöyledir:
“Geçmiş yıllarda, farklı yaş grubu, cinsiyet ve mesleklerden pek çok kişiye, Karaman hakkında ne bildikleri sorulduğunda, alınan cevaplardan Karaman’ın coğrafi konumunun, tarımsal ve kültürel değerlerinin pek bilinmediği gözlemlenmiştir. 21 Haziran 1989 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 3578 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 70. ili olan Karaman’ın, Konya’nın bir ilçesi olduğu sanılmaktadır.
Bu durum ilin Türkiye’de dahi yeteri kadar tanıtımının yapılmadığını göstermektedir. İlin tanıtımının yapılması tüm Karaman halkına düşmektedir. Konu il ilgili yapılan yüz yüze görüşmelerden elde edilen verilere göre, görüşmeye katılanların yüzde 45’i Karaman hakkında çok yetersiz bilgi sahibi iken, yüzde 21’i Karaman’ı bilmektedir. Bu durumda ilin tanınırlılığının çok yetersiz olduğu söylenebilir.”
KARAMAN HAKKINDA NE BİLİYORSUNUZ SORUSUNUN YANITLARI
Çalışmada, “Karaman hakkında ne biliyorsunuz?” sorusuna verilen ve ilk ağızdan çıkan cevaplar şu şekildedir:
Konya-Karaman mı? Yüzde 33,
Karaman’ın koyunu: Yüzde 16,
Karaman nerede? Yüzde 12,
Bulgur ve bisküvi üretiliyor: Yüzde 5
Türkçenin başkenti: Yüzde 6,
Karamanoğlu Mehmet Bey: Yüzde 10,
Diğer: Yüzde 18″
Çalışmanın sonuç bölümündeki şu cümleyle veda edelim:
“Karaman; ülkenin ‘içine kapanık’ kentlerinden biri gibi görünse de, gerçekte ticari potansiyeli, ekonomik gücü, tarihsel ve kültürel zenginliği açısından dikkat çekici özelliklere sahiptir.”
Not: “Diri Diri Gömdüklerimiz ve Karaman’ın Doğum Günü” başlıklı makalede şöyle yazmıştım: “Işın Çelebi’nin, ‘Ben Karaman’ı, Karamanlılar’ı çok seviyorum ve saygı duyuyorum. Aynı karşılığı görüyor muyum? Bilmiyorum‘ cümlesi, 15 yıldır karşılığını bulmuş değil. Yıllar sonra bir kez de ben sormak istiyorum: Karaman, Işın Çelebi’yi seviyor ve ona saygı duyuyor mu?”
Ne yazık ki, bu soruya 15 yıl önce olduğu gibi yine tek yanıt gelmedi.
Karaman, sen hep böyle kal! Ağzını bıçak açmasın! Hep sus! Olur mu?
Ahmet Tek