“Odun Bile Olsa Eğrisine El Sürme”
Yunus Emre’nin dergâha odun taşıdığı gençlik günlerine ait rivayeti var ya; “Buraya odunun bile eğrisi girmedi” ya da “Bu kapıya eğri odun yakışmaz” dediği sözler…
Yunus Emre’nin doğruluğa ve dürüstlüğe gönderme
yapması, her şeyin düzgününe gönül vermesi herkes için geçer ilke olmalıdır.
Doğruluk ve dürüstlük İslâm dininin temel ilkelerindendir. Kur’ân-ı Kerim’de: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hûd Suresi, 112. Ayet) buyruğu vardır.
Yunus Emre’nin, odunun bile eğrisine el sürmemesi bugünkü moda deyişle metafordur. Zannetmeyin ki Türkmen Yunus elinde balta, düzgün dal toplamak için ağaç deviren bir vandal!
Yunus Emre, “Lâ Şerikten Okursun” şiirinde der ki:
“Dîn ü îmân bünyâdı doğrulukla gerçeklik,
Ol tamâm olmayıcak ne ile dîn çatarsın?”
Yani “Din ve imanın temeli doğruluk ve dürüstlüktür. Bu temel, ‘doğruluk ve dürüstlük’ olmadan nasıl din ve inanç bina edersin?” diyor. Bu dizeler yukarıdaki ayetin adeta meal-tefsiridir.
Çağdaş eğitimciler, kişisel gelişimciler! Nerdesiniz, duydunuz mu? İnsanın da, dinin de ölçüsü dosdoğru olmakmış. İşte evrensel ilke. “Hangi işi yaparsan yap, nereye gidersen git. İşini de güzergâhını da kendin seç. Ama dosdoğru ol.”
Fatiha’da “Sırât-ı Müstakîm” (Gerçeğe götüren doğru, dosdoğru ve apaçık yol) deriz ya. İşte onun bir başka ifadesi.
Yunus Emre yılı için slogan mı lâzım? İşte slogan:
“Dosdoğruyuz! Çünkü Yunus’un Torunlarıyız”
Her esnaf bu sloganı işyerinin en görünür yerine yapıştırsın. Okullar başta olmak üzere her kurumun girişine pankartlar asılsın. Herkes sloganın içeriğine uymaya söz versin ve gereğini yapsın.
Böylece kimse hileli mal ve hizmet üretmeyecek, ayıplı ürün satmayacak, kimseye kazık atmayacaktır. Dolayısıyla kimse hileli mal ve hizmet, ayıplı ürün almayacak, kimse kazık yemeyecektir.
Dosdoğru olmak işini iyi yapmak, liyakatli olmak, güven vermek, güven duymaktır. Yanlış yapmamak, aşırı gitmemektir. Ölçülü ve dengeli olmaktır.
Yine Yunus’un bir başka şiirinde söylediği, “Eğriliğin koyasın, doğru yola gelesin Kibri kîni çıkargıl erden nasip alasın” dır.
Marka şehir peşinde koşan iyi niyetli dostlar! Dosdoğru şehir olarak tanınmak Karaman’ı dünya markası yapmaz mı? Yapar, elbette yapar. Öncü şehir yapar. İmrenilen şehir yapar. Güvenilir şehir yapar. Nasıl ‘Sakin Şehirler’ günümüzün markaları olarak öne çıkmışsa ‘Dosdoğru Şehirler’ neden hayata geçirilmesin.
Böyle bir projeye hükümet destek verir, saygın şirketler destek verir. Avrupa Birliği’ne model proje olarak sunulabilir.
Biliyorum, zaten hepimiz doğruyuz. Bizde eğrilik, yamukluk, hile, hurda yok. Ben ‘doğru’ değil, ‘dosdoğru’ olmaya niyet edelim ve slogan olarak ‘dosdoğru’yu seçelim, diyorum.
Bir şehri marka yapmaktan kastım, şehrin sakinlerinin marka olmasıdır. Marka nedir? İyi ve güzel özelliklerle başkalarından farklı olmaktır. Özenilecek durumda olanın, kalitenin simgesidir, marka. İnsanı “marka” olan şehir, dünyanın kalbi olur. O şehir hayat verir, o şehir hayatı güzelleştirir.
Dergâhı, bargâhı, çarşısı, pazarı, meclisi, meydanı dosdoğru insanlarla, marka insanlarla cıvıl cıvıl bir şehir düşü kurmak ve bu düşün peşine düşmek mümkün değil mi?
Yunus Emre’ye sahip çıkmak, Yunus’un mezarının bu topraklarda olup olmamasından bağımsızdır. Yunus’un sözlerine, inancına sahip olmaktır gerçek sahiplik. Her Karamanlı bir Yunus olsa, dedemiz Yunus Emre mutlu olmaz mı?
“Yunus Emre’nin torunlarıyız. İnanmıyorsanız gelin, görün Karaman’ı” diyebiliyor muyuz? Var mısınız?
Dedemiz Yunus Emre ne demiş:
Gelin Tanış Olalım
Gelin tanış olalım,
İşi kolay kılalım.
Sevelim, sevilelim,
Dünya kimseye kalmaz.
Ben gelmedim dâvi için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.
Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dâhi,
Elin, yüzün yumaz değil.
Söz ola, kese savaşı,
Söz ola kestire başı.
Söz ola, ağulu aşı,
Yağ ile bal ede bir söz.
İlim, ilim bilmektir,
İlim, kendin bilmektir.
Sen kendini bilmesin,
Ya nice okumaktır.
Okumaktan mânâ ne?
Kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru emektir.
Tanış olmayı, işi kolay kılmayı bilmeden nasıl sevip sevileceğiz? Yunus “Ben gelmedim dâvi için” diyor. “Ben kavgaya, düşmanlığa, atışmaya, çekişmeye, çekiştirmeye, büyüklenmeye, kibirlenmeye, ayırıp bölmeye gelmedim” demek istiyor.
Hem “Yunus Emre bizimdir” diyeceğiz, hem Yunus’un mesajlarından haberimiz olmayacak… Var mı böyle bir dünya?
Karaman’a uzaktan bakıyorum ve görüp duyduklarım ve Yunus Emre’ye ilgisizlik karşısında “Eğer Yunus Emre Karaman’da idiyse çoktan başka diyarlara göç etmiştir” diye üzülüyorum.
Yunus Emre, kaldırımında yayaların yürüyemediği, pazar kurulan mahallelerde ev ve işyerlerine ait kapı önlerinin işgal edildiği bir şehirde durur mu?
Yunus Emre, adıyla anılan camisinin ve türbesinin etrafında çok katlı binaların yükselmesinden mutluluk duyar mı? Böyle bir şehrin sakini kendinden emin, “Ben Yunus Emre’nin torunuyum” diyebilir mi?
Marka insan olmak, kendini bilmektir, erdemli ve dosdoğru yaşayıp, mezara insan olarak girmektir.
Yunus Emre’nin, “Bu dergâhın kapısından eğri odun girmemiştir” sözündeki odun, ağacın odunu değil, insanın eğri olanı için bir teşbihtir.
Ahmet Tek