Bisiklet yazım ilgiyle karşılandı. Yazının girişinde, “her erkeğin bir bisikletli anısı vardır” cümlesini kullanmıştım. Doğruluğunu test etmiş oldum.
Bir dostum aradı. “Mustafa Abacı’ya haksızlık etmişsin” dedi. Söylediklerini dinleyince kendisine hak verdim.
O anlattıkça ben hatırladım. “Mustafa Abacı Karaman’ın ilk bisiklet akrobatıdır.” dedi. Bugünden geçmişe yolculuk yaptığımda Mustafa Abacı gözümde canlandı. Bisiklete Nasreddin Hoca misali ters oturup sürme, ön tekeri havaya kaldırıp dengede durma, en kısa mesafeden daire çizme, el bırakıp direksiyonu beden hareketleriyle idare etme… Daha neler neler…
Akrobat Abacı’nın gösterilerinin ardı arkası kesilmezdi. Her gösteride yeni bir numarayla şaşırtmayı başarırdı.
Okul önündeki canlı performansının izleyicileri sadece öğrenciler değildi. Öğretmenlerin de göz ucuyla izleyip ağızlarının açık kaldığını görürdük. Ama o yıllarda böyle gösterileri yapan gençleri övmek, öğretmenlere uygun davranış değildi (!) Takdir edilecek daha ulvî faaliyetler vardı.
Action Team Kaptanı
Karamanlı akrobat bu hünerlerini bugün sergilese “Action Team” kaptanı seçilir ve uluslararası çapta tanınan şöhret olurdu.
Zaman, mekan ve imkan eşleşmesine ender tesadüf edilir. Bu üç şeyin birlikteliği büyük kapılar açar. Demek ki eşleşme gerçekleşmemiş.
Maalesef ‘Karaman’ın İlk Bisiklet Akrobatı’nın heyecanlı gösterilerinin ışığı, bir el şalteri indirmiş gibi bir anda sönüverdi. Aynı yıllarda buna benzer nice ışık kaynağı, hoyrat ve acemi eller tarafından fişi çekilerek çevresini aydınlatmasına fırsat verilmeden kapatıldı.
Müdürün Çözemediği Problem
Artık Mustafa Abacı’nın bisiklet öyküsünün en renkli bölümüne geldik.
Disiplinin “Hitlervari” uygulandığı yıllarda, İmam Hatip Ortaokulu’nun Müdürü Seyit Ali Koyuncu idi. Ankara’da bir bakanlıkta daire başkanı olarak görev yapan bürokratlara benzeyen, bir hayli şişman biriydi.
Rahmetli Koyuncu’nun odası, şimdi başka bir hizmette kullanılan üç katlı okul binasının birinci katındaydı. Sakin, kimseye görünmek istemeyen bir idareci olduğu için odasından çıktığını çok az görürdük.
Bir gün odasından çıkar, koridorda ilerlerken, merdivenlerde bisiklet tekeri izleri görür. Akıl alacak şey değil. Bisikleti tekeri izi birinci kata nereden gelmiş olabilir?
Yüzünü ellerinin arasına alır, çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek ister gibi merdivenlere gözünü diker, derin derin düşünmeye başlar. Bisikletin lastiğinin izleri, okulun dış kapısından gelmekte ve yukarı kata devam etmektedir.
Merak bu ya, bisiklet bunca merdivene rağmen yukarıya nasıl çıkar? Bir dedektif gibi yavaş yavaş merdivenleri tırmanmaya başlar. Terasa çıkar ama soluk soluğa ve ter içindedir. Bir de ne görsün, Mustafa Abacı beton düz zeminli terası pist gibi kullanmakta, bisikletle daireler çizmekte ve yeni numaraları denemektedir.
Müdür Beyi karşısında görünce sertçe frene basar ve hazır ola geçer. Ne konuştuklarını, Müdür Bey’in tepkisinin ne olduğunu maalesef bilmiyorum. Bildiğim Seyit Ali Koyuncu’nun güçlükle çıktığı merdivenleri söylene söylene indiğidir. Mustafa Abacı ise kaptanlığını yaptığı bisikletini belki ilk kez kucağında taşımak zorunda kalmıştır.
Mustafa Abacı, bisikletiyle okulun merdivenlerini tırmanan, okulun terasına çıkmayı başaran ve bisikletine zarar vermeden aynı yerden inen bir akrobattı.
O günün ergeni böyleymiş diyerek hafife almayın. O aynı zamanda hafızdı. Güzel sohbetlerin müdavimiydi. Çayı en iyi demleyen arkadaştı. Dövme dondurma ustasıydı. Hızlı yürürdü. Onun yürüyüş temposuna kimse ayak uyduramazdı. Postacı yürüyüşü dedikleri tarzı bir profesyonel gibi uygulardı. Eminim, yine hareketlidir, yine tez canlıdır. İnsan yedisinde neyse yetmişinde odur.
Bir Kez Daha Muzaffer Can
Muzaffer Can hocamı da eksik anlatmışım. Muzaffer Hoca, grekoromen 48 kiloda milli güreşçimizdi. Akdeniz Olimpiyatları’nda Avrupa üçüncüsü olmuştu. Milli güreşçi olduğu için sık sık yurt dışına çıkıyordu.
Hoca, yurt dışından dönüşünde bisiklet getirirmiş. Bunlar, Karaman’da kimsenin görmediği, markasını bilmediği spor bisikletlermiş. Ayrıca Muzaffer Hoca’nın giydiği arkasında kocaman “TÜRKİYE” yazısı olan ay yıldızlı eşofmanlar Güreş Milli Takımı sporcularına federasyonun hediye ettiği kıyafetlermiş. Muzaffer Hoca’nın yeni bisikletini görücüye çıkarıp hava attığı yer, o günlerin kalabalık yürüyüş güzergahı İsmet Paşa Caddesi imiş. Hoca bisikleti yanında gezdirirken, beraberinde can dostu Celaleddin Özdoğru olurmuş. Gerçekten bisiklet gezdiren çok kişi vardı.
Dedim ya, Karaman’da bisiklete en çok yakışan kişi Muzaffer Can. Nasıl fit olmasın, nasıl dikkat çekmesin? Son model spor bisiklet, şık eşofman ve spor ayakkabılar, 48 kiloluk bir genç imam. Güreşçi olmasaydı belki Karaman’ın ilk milli bisikletçisi olacaktı.
“Karaman’ın Bisiklet Tarihi” başlıklı bir kitap yayınlamaya yetecek kadar malzemeye sahip olduğumu fark ettim. Ustalardan Mehmet Hakalmaz’ı hatırlatan dostlar oldu. Bir de İmaret Camisi’nin minaresine saklanan bisiklet öyküsü dinledim ki, inanılmaz. Ne çok kişiyi unutmuşumdur kim bilir? İlginç anısı olanlar bana ulaşırlarsa bisiklet yazımızı devam ettiririz.
“Sabahın Hayrını Topladık, Elhamdulillah”
Muammer Baran’ın bisikletini hatırlattığım için teşekkür eden bir dost, ilginç bir anısını paylaştı:
“Şimdiki Kuğulu Park yakınında Usta Mehmet lakaplı Mehmet Dönmez’in dükkanı vardı. Karaman’da dükkanlar sabah namazından sonra besmeleyle açılırdı. Muammer Baran da erkenden yola çıkan esnaftan farksızdı. Erkencilerdendi.
Muammer Baran, Usta Mehmet’in dükkanının yakınından geçerken yola bir şişe atıldığını, cam kırıklarının geniş bir alana dağıldığını gördü.
“Vah vah vah, bunu buraya nasıl atmışlar. Bu cam kırıkları bisikletlerin tekerini patlatır” diyerek hem üzülüyor hem bu işi yapana kızıyordu.
Bisikletini trafoya dayadı. Usta Mehmet’ten bir süpürge ve bir kürek istedi. Cam kırıklarını titizlikle süpürdü. Küreğe doldurup çöpe taşıdı. Bu işi yaparken terledi ve yoruldu. Emanet aldığı süpürge ve küreği onlarca kez teşekkür ederek iade ederken yüzünden mutluluk okunuyordu.
“Birkaç kişinin bisikletini kurtardık. Bir şişe kırığı kim bilir ne zararlara sebep olacaktı. Sabahın sevabını yoldan topladık inşallah, sabahın hayrını topladık elhamdulillah” dediğini duyduk.
Muammer Baran hayırlı bir iş yapmanın bilincindeydi. Yüzündeki mutluluk ifadesi de hayırlı bir iş yapmasının nişanesiydi. O, yoldan taş, diken kemik gibi şeyleri kaldırıp atmanın sadaka olduğunu bilenlerdendi. Mekanları cennet olsun.”
Askerlik anıları gibi, lafı açılınca bisiklet hakkında konuşanları susturmak mümkün değildir.
Her evde bisiklet vardı, bisikletlere kilit vurulmazdı. Bisikletler okul, ev, bahçe, cami duvarlarına dayalı bırakılır, teki bile çalınmazdı. Karaman’da bisiklet hırsızlığı duyulmuş şey değildi.
Adam bisikletçiye girmiş. Bisikletleri incelemiş. Bir grup bisikletin üzerinde 500 lira yazıyor, diğer grubun fiyat etiketinde 100 lira.
Bisikletçiye soruyor:
Biri 500, diğeri 100 lira. Bu kadar fiyat farkının sebebi nedir?
Bisikletçi yanıt veriyor:
Bineceğin bisiklet 500, sana binecek bisiklet 100 lira.