Karaman’dancom ve Uyanış’ta, Karaman kamuoyunun yakından tanıdığı kişilerle ilgili makaleler yazdım. En çok okunan yazılarım bunlar oldu.
Rahmetli Yılmaz Babaoğlu ile yaptığım röportaj 20 binden fazla kişi tarafından okundu. Bu yazımı ismimi belirtmeden kendi düşünceleri gibi paylaşan konuşmacılar oldu. Ahmet Tek adını belirtme nezaketini göstermediler.
Sahipsiz ürün yoktur. Sahipsiz yazı da olmaz. İsim belirtilmeden yapılan alıntı hırsızlık hükmündedir. Temiz malımı çalıntı damgasıyla lekeleyenlere karşı ses çıkarmadım. Yine sesim çıkmaz. Ama kendi ürünleri gibi yutturmaya kalkmasınlar, ayıp oluyor.
Karaman’ın insanlarını anlatmayı, onların öykülerini yazmayı seviyorum. Daha çok yazmayı hedefliyorum. Yazıyorum da. Beni üzen durumlar oldu. Bunların bazılarını “Sitemli Yazı” adı altında topladım.
Bu yazılar makam, unvan, alfabetik, vb. öncelik sırasına göre yazılmadı. Öylesine, yazıya başladım ve işi akışına bıraktım. Kasıt aramayın. Hiçbir yazımı kasıtlı yazmadığıma inanın.
Şair Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “O Benim İşte” güftesindeki “Biraz kül, biraz duman, o benim işte” dizelerinden ilhamla, bu yazılar “Biraz sitem, biraz hüzün” makamında olacak.
Geçip Gitmek Varken
Karaman’da yazmayı seven, belgeler arasında vakit geçiren, uzaktan tanığım eşraftan birinin vefatının ardından uzun bir yazı yazdım.
Karaman’da esnaf iki oğlu olduğunu biliyorum. Tanışıyoruz ama tanışıklığımız yakınlıktan ve samimiyetten uzak. Rahmetli hakkındaki yazım çok okundu. Çok kişi aradı, yazıyla ilgili görüşlerini bildirdiler. Öven de oldu, eleştiren de. Ama çocuklarından ses çıkmadı. Yazıyı okumamışlardır diyerek geçip gitmek vardı. Yapamadım.
Oysa ailenin yakınlarından aynı soyadını taşıyan iki kardeş gönül dostlarım. O kardeşler Karaman’ın bir klasman grubu varsa o listenin başındadır. Onlara saygım ve sevgim sonsuz. Cömertlik ve nezaket şiarları. Karaman sevdalı, güzel insan sıfatına sahipler.
Elma Kokulu Yazı
Pandemi öncesi Karaman’da birini ziyaret ettim, uzun uzun söyleştik. Geçmişe döndü, anlattıkça anlattı. Allah rahmet eylesin, vefatının ardından söyleşiyi Karamandancom’da yazdım.
Ben Ankara’da, eşim ve çocuklarım Edirne’deydiler. Söyleşi notları ise Tekirdağ’da kalmıştı. Ölüm haberini öğrenir öğrenmez karımı aradım. Edirne’den Tekirdağ’a geçti, notları ve fotoğrafları buldu, geç oldu demeden bana iletti. Gece yarısı yazıyı tamamlayıp Karamandancom’a gönderdim.
Yazı çok okundu, geri dönüş aldığım yazılardan oldu. Yazıda da belirttiğim gibi, hiçbirini tanımadığım ailenin bireyleri yazıyı görmemiş. Öyle ki yazıda adı geçen yakınlarının soyadını yanlış yazmışım. Bu hatamı bile düzelttirme gereği duymadılar.
Gül Yarası
Karaman’da biri yazdıklarımdan rahatsız olmuş. Aleyhine yazdığımı veya kendisine muhalif olduğumu düşünmüş.
Bir dosta “Ahmet Tek hakkında yaz” demiş. Belki bu kadar net söylememiş, ama bu anlama gelen cümleler kurmuş.
“Beyefendi, kendinize gelin. Bu nasıl söz. O bir siyasetçi değil, sizin rakibiniz değil, sizden bir beklentisi yok. Bir parti adına hareket etmiyor. O kendi doğrularından başkasını yazmaz. O bir gazeteci ve başına buyruk. Sizin bildiklerinize ve bana benzemez” diyememiş.
Bıyıklarıyla oynamış, kafasını sallamış, büyük laf eder havalarında “O benim arkadaşım. Hakkında yazarsam ayıp olur” demiş. Bir ayıbım varmış da onu örtüyormuş gibi tavır sergilemiş.
Sonra benimle ilgili yazı yazmadığını övünerek anlatırken, bu ifadeleri kullanmış. “Eee, yazmadık işte” diyebilir. Kişinin karakteri olay anındaki tepkisinden ölçülür.
Bir sonraki yazıda bakalım kimleri göreceğiz.
Pir Sultan’ı hayırla anmanın vaktidir:
Pir Sultan abdalım can göğe ağmaz
Haktan emrolmasa rahmet yağmaz.
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle de dostun gülü yareler beni
Can beni beni beni, dost beni beni beni
(Devam Edecek)
Ahmet Tek