Böyle Onurlu İnsanlara İhtiyacımız Var Bilmem Ağlasam mı, Ağlamasam mı?

Allah’ım, nasıl bir ortamdayız? Geçim derdiyle uğraşırken ruh sağlığımızı nasıl koruyacağız? Toplumsal bir öfke birikiyor. Herkesin sebebi farklı olsa da fon vurgunu hepsinin üstüne tüy dikti.

Türlü yöntemlerle servetlerine servet katan kişilerin yolsuzluk iddiaları bir yandan fon vurgunuyla doruk noktasına çıkan hortumlamalar bir yandan bizde ne moral bıraktı ne derman.

Böyle bir ortamda içinizi ısıtacak bir gerçek öykü okumak ister misiniz? Ahlaki tsunaminin şoklarıyla sarsılırken bir ışık hüzmesi hâlinde karamsarlığımızı bir an dağıtacak bir anı.

Hürriyet gazetesi günlerimde yaşadığım ve bizzat tanığı olduğum olay, 1990 yılına ait.

Murat Karayalçın, 26 Mart 1989 – 19 Eylül 1993 tarihleri arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. Âşık Mahzuni Şerif, 1990’da, Karayalçın’ın isteğiyle Ankara Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşleri Daire Başkanlığında danışman olarak göreve başladı. 51 yaşındaydı.

Mahzuni Şerif’in ekonomik sıkıntı içinde olduğu dönemdi. Son eşi Gaziantep’te ilkokul öğretmeni olan Fatma Hanım’dı. Hatırladığım kadarıyla rahmetli Ozan Mamak’ta bir ev kiraladı ve eşinin tayini Ankara’ya yapıldı.

Aradan üç ay geçti. Hürriyet gazetesinde bir özel haber çıktı. Âşık Mahzuni Şerif, üç aydır kendisine danışılmadığını, Murat Karayalçın ile görüşemediğini belirterek, istifasını duyurdu. Üç aylık danışmanlık maaşını da iade edeceğini açıkladı. Dediğini yaptı. Aracılara, özür dilemelere yüz vermedi. Sözünün eri olduğu biliniyordu ama bir kez daha gösterdi.

Âşık Mahzuni Şerif’in eşi Fatma Şerif de büyük ozanın eşi olmaktan onur ve gurur duyduğunu belirterek, “Kendisine danışılmadığı için hak etmediği bir maaşı almak istemedi ve işten ayrıldı” diye konuştu.

Yaşadığı bu kısa ve hayal kırıklığı yaratan deneyimin ardından ünlü ozan, “Ben Karayalçın’a Danışman Oldum” adıyla sitem dolu şiirini ve türküsünü kaleme aldı. Meslek hayatım boyunca Âşık Mahzuni Şerif’in gösterdiği yürekliliğe ve onurlu davranışa bir daha tanık olmadım, duymadım, okumadım. Ben bu maaşı hak etmedim diyen bir tanıdığınız var mı? Aldığı maaşları iade edip, “haydi bana eyvallah” demiş bir Allah’ın kulu! Âşık Mahzuni Şerif öldüğünde, Devlet Güvenlik Mahkemesindeki davası henüz sonuçlanmamıştı. 61 yaşındaydı. Mezarı Hacı Bektaş Veli Külliyesi’nin yakınındaki Çilehane adı verilen yerdedir.

Mezar taşında;

“Eğer bana gel gel olsa yüceden,

çırpar kanadımı uçar giderim.

İsteğim yok gündüz ile geceden,

ben bir Mahzuni’yim naçar giderim.”yazmakta.

Geride yaklaşık 20 bin şiir, 453 plak, 71 kaset ve 11 kitap bıraktı. Üç evliliğinden sekiz çocuk, dört torun sahibiydi.

Murat Karayalçın, daha sonraki yıllarda milletvekili, Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı oldu. 83 yaşında, İstanbul’da yaşıyor.

Mahzuni Şerif’in birçok türküsünü, ezgisini, feryadını, protest sesini severek dinledim. En sevdiğim eserlerinden biri, “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” diye bilinen türküsüdür. Bu yazının ardından dinlemenizi öneririm.

Mevlâm gül diyerek iki göz vermiş

Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?

Dura dura bir sel oldum erenler

Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı?

Milletin sırtından doyan doyana

Bunu gören yürek nasıl dayana

Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana

Bilmem söylesem mi söylemesem mi?

Mahzuni Şerif’im dindir acını

Bazen acılardan al ilacını

Pir Sultanlar gibi dar ağacını

Bilmem boylasam mı boylamasam mı?

Allah rahmet eylesin.

Âşık Mahzuni Şerif’in tavrına, tarzına ve dik duruşuna muhtacız. Rahmetli Cahit Zarifoğlu ne güzel söylemiş: “Ağlatır beni dünya ehlinin acımasızlığı; bu fâni âlem için beklentiye giren kalbime de kırgınım.”

Yazıklar olsun, bu ülkenin, bu halkın, bu toprakların hakkını yiyenlere, yiyip yiyip doymayanlara, istifleyip yığanlara. Yazıklar olsun haramzadelere.